2019 AB Büyükelçiler Konferansı’nda Yüksek Temsilci / Başkan Yardımcısı Federica Mogherini tarafından yapılan konuşma  

2019 AB Büyükelçiler Konferansı’nda Yüksek Temsilci / Başkan Yardımcısı Federica Mogherini tarafından yapılan konuşma  

02.09.2019 Pt - 19:15

Brüksel, 02/09/2019 - 16:02

 

Teşekkürler, Helga [Schmid, Avrupa Birliği Diplomatik Servisi EEAS Genel Sekreteri].

Hem yaptığın açılış konuşması, hem de bugüne dek birlikte yaptığımız çalışmalar için sana teşekkür ederim. Bence, her zaman için eşsiz bir takım çalışması sergiledik. Her yıl düzenlediğimiz bu Büyükelçiler Konferansı’nın en güzel yanı, bizlerin bir araya gelmesi için bir fırsat yaratıyor olması… Öncelikle, arkadaşlarım olarak niteleyebileceğim bunca tanıdık sima ile bir arada bulunmak çok güzel bir duygu. Ziyaretlerim sırasında aranızdan birçoğuyla tanıştım; bununla birlikte diğer birçoğunuz da burada merkezde --EEAS’de veya Komisyon’da, farklı AB kurumlarında-- görev yapıyorsunuz. Arada sırada bir araya gelmek ve nerede durduğumuza dönüp bir bakmak faydalı oluyor. Bir Avrupa tipi çalışma tarzı geliştirip bu tarzın tanıtımını sağlayabildiysek bunu [farklı ülkelere] gönderdiğimiz ve önümüzdeki dönemde de göndereceğimiz iyi ve özverili ekiplerimiz sayesinde başarabildik.

Evet, bu benim katıldığım son konferans; ama bu konferans birçoğunuz için de bir ilk… Çoğunuzun yeni atandığı görevler şimdi başlıyor; bir kısmınızın ise görev yerleri değişti; yer değişikliği de birçok şeyin değiştiği anlamına geliyor. Şunu biliyorum ki Avrupa Birliği dış politikasını emin ellere emanet ediyorum; sizlerin ellerine; yani EEAS’de ve Delegasyonlarımızda görev yapan sizlerin ve başkanlığını yapmakta olduğunuz, yapmaya devam edeceğiniz sahadaki ekiplerinizin ehil ellerine… 

İzninizle bu fırsattan istifadeyle onlara da teşekkür etmek istiyorum: Çünkü biliyorum ki Yüksek Temsilcinin yaptığı işlerin ardında her zaman Delegasyon Başkanlarının; Delegasyon Başkanlarının ve benim yaptığımız işlerin ardında da her zaman için sahada çalışan ekiplerimizin özverili çabaları yatmaktadır. Bazen çok zor koşullar altında yaptıkları bu çalışmalar için kendilerine duyduğum şükranı da ifade etmek istiyorum.

Elbette ki en son sözü Parlamento söyleyecek; ancak, AB dış ve güvenlik politikasını mükemmeli bir bakan olarak gördüğüm Josep Borell’in [Avrupa Birliği’nin bir sonraki Yüksek Temsilcisi pozisyonuna aday gösterilen İspanya Dışişleri Bakanı] emin ellerine bıraktığımı biliyorum. Umuyorum ki kendisi mükemmel bir Yüksek Temsilci olacaktır. Avrupa Birliği dış ve güvenlik politikası onun ellerinde yalnızca güvende olmakla kalmayacak, aynı zamanda bugüne kadar geliştirmeyi başardığımız kadar ve hatta bunun da ötesinde gelişecek ve büyüyecektir.

Bu beş yıl boyunca Avrupa Birliği’nin dünyadaki varlığının gelişip evrildiğini gördük. Bu yaz dönemi süresince biri Orta Asya’da, diğeri de Körfez’de olmak üzere iki yeni Delegasyonun açılışını yaptım. Diğerlerinin yanında bu, dünyada varlığımızın ve Avrupa Birliği’nin varlığına duyulan talebin arttığının bir göstergesidir. Evet, bu sizlerin bulundukları yerlerde AB bayrağının dalgalanması ile ilgili değildir --bununla da ilgilidir ancak sadece bundan ibaret değildir: sizleri bununla birlikte bizleri görünür kılmaya davet ediyorum. Bazen özellikle zorlu gerilimleri aşabilmek için “denizaltı” gibi davranmamız gerekebiliyor. Ancak Avrupa Birliği olarak bulunduğumuz her yerde görünür ve tanınır olmamız iyi bir şey.

Ama her şey bundan da ibaret değil. Konu aynı zamanda günümüz dünyasındaki yeni rolümüzle ve ortaklarımız ve dostlarımızın bizden beklentileriyle de ilgili. Sanıyorum bunu artık daha net bir şekilde görebiliyoruz: dünya, AB’den öncü rolü oynamasını bekliyor. "Bunun farkında mısınız? Buna hazır mısınız? Bu rolü oynamaya istekli misiniz?" : sizlere de bana da yöneltilen sorular bunlar… Diğer tarafta beklenti ise her zaman net: öncü ve önemli bir rol oynamak, bize düşer. Çok zor bir dünyada, dünya bizden bir referans noktası, barış inşacısı, güvenlik sağlayıcısı ve rasyonelliğin --hatta bazen aklıselimin-- sesi olmamızı bekliyor.

Son aylarda dünyanın farklı köşelerinde bu çağrıyı duydum. Birkaç örnek vereyim: birkaç hafta önce tarihi bir barış anlaşmasının imzalanması münasebetiyle gittiğim Mozambik’te: çünkü bu beş yıl boyunca [ilgili] müzakereleri takip ettik ve onlar da bizden nihai anlaşmayı uygularken ve bazen anlaşmanın kendisinden çok daha zor olan barışın kazanılmasında kendilerine destek olmamızı istiyorlar. Güneydoğu Asya’da veya Ukrayna’da, Afrika’da veya Körfez’de -- son aylarda duyduklarım şu ki tüm ortaklarımız, tıpkı bu son yıllarda yaptığımız gibi, kendileriyle angaje olmamızı; arabuluculuğu, serbest ve adil ticareti ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi desteklemeye devam etmemizi istiyorlar. İşte bunlar, ortaklarımızın bizi yaşamsal bir referans noktası olarak gördüklerini gösteren birkaç örnek… Bugün dünyanın bize ihtiyacı var ve dünyanın dört bir köşesinde meydana gelen gelişmeler karşısında tutarlı ve çok güçlü bir angajman sergilememiz kendi menfaatimize.

Sık sık dünyanın yanlış yönde ilerlediği ve her geçen gün zorlukların daha da arttığı hissine kapılıyoruz. En azından ben böyle hissediyorum ve eminim ki sizler de bu hissi paylaşıyorsunuzdur. Sanıyorum ki bu yalnızca bir izlenim değil. Bazen sahada veya dünya jeopolitiğinde tanık olduğumuz gelişmeler, görmek istediğimiz veya gerçekleşmesi için çaba harcadığımız yönde gelişmeler olmuyor. Bazen sonuç alabiliyorsunuz, bazense alamıyorsunuz. Bu gibi durumlarda bir iyimser olarak benim doğal tepkim, "Şayet daha iyi bir neticeye ulaşmak için çabalamamış olsaydık durum çok daha kötü olabilirdi," şeklinde oluyor. Gündelik mesaimizde bize kılavuzluk edebilecek [bakış açısı] bu olabilir diye düşünüyorum. Dünyanın yanlış yöne gittiği hissine kapıldığımızda bile hep olumlu katkı sağlamaya gayret ediyoruz.

Çünkü attığımız adımlar gerçek anlamda bir fark yaratıyor. Bazen bu adımları gazete manşetlerinde göremiyoruz ve bazen bu adımları manşetlerde görmememiz de iyi oluyor; çünkü bazen sessiz diplomasi yürütmek gerekiyor. Bazen bu çabalar ancak yıllar sonra meyvesini veriyor; birçok durumda sabırlı ve dayanıklı olmamız gerekiyor. Ancak yaptıklarımız her zaman binlerce insanı etkiliyor. Bu etkiyi, yani çalışmalarımızın her gün karşılaştığımız insanların gündelik yaşantılarına olan etkisini en iyi görenlerin sizler ve Delegasyonlarınızdaki ekipleriniz olduğunu düşünüyorum.

Yaptığımız iş, dünyanın dört bir yanındaki ortaklarımız için her zaman önemli ve bazen de yaşamsal. Dünyamız daha zor bir yer haline geldikçe işbirliği ve kazan-kazan çözümleri yolunda ortaklarımızın bize olan ihtiyacı da daha fazla artıyor. Bir süredir Delegasyon başkanlığı yapan birçoğunuz bunu çoktan görmüştür, yani benim de özellikle bu son yıllarda sıklıkla duyduğum bu cümlenin telaffuz edildiğini duymuşsunuzdur: "Duruşumuz budur ancak elbette sizin de duruşunuz aynısıysa bizim bu duruşumuzu korumamız daha kolaylaşacaktır." Bu istek dünyanın dört bir köşesinden geliyor ve işte bu nedenle Avrupa Birliği olarak sahip olduğumuz gücün farkında olmamız gerektiğine inanıyorum. Yine bu da tek başına yeterli değil; ancak, bizleri referans noktası olarak gören diğerleri için yaşamsal çünkü ortaklarımızın birçoğundan daha büyüğüz ve ortaklarımızın çoğundan daha güçlüyüz.

Bugün birkaç başarı hikâyesine odaklanmaya çalışacağım ama bunun yanında bu birkaç yıldır aldığımız bazı derslere de değinmek istiyorum.

Bunlardan birincisi güvenlik ve savunma ile ilgili. Burada çıkarttığım ders, [Güney Afrika’nın eski devlet başkanı] Nelson Mandela’nın da ifade ettiği gibi, "Yapana kadar her şey imkânsızmış gibi görünür". Beş yıl önce herkes bana savunma konusunda daha fazla entegrasyonun mevcut veya gelecekte olası tüm siyasi koşullarda kesinlikle imkânsız olduğunu söylüyordu. Hatta insanlar bu konuyu şakaya alıyorlardı. Ama bizler, Avrupa Birliği savunmasını, AB savunmasının temel taşlarını, Birliğin en zorlu zamanlarından birinde oluşturmayı başardık.

Bunun nedeni de üye devletlerimizin, günün sonunda günümüz dünyasında özellikle de güvenlik ve savunma alanında, Birliğimize yatırım yapmanın yapılabilecek en akıllıca şey olduğunu anlamış olmasıdır. Her zaman en akıllıca adımı atmıyor olabiliriz ama bazen işe yarıyor; bazen de en akıllıca adımları atıyoruz. Avrupa Birliği’nin daha ileri düzeyde siyasal entegrasyonu açısından da yaşamsal bir önem taşıdığını düşündüğüm AB savunması çalışmalarımızda bize yardımcı olan tüm ordularımıza da teşekkür etmek istiyorum.  

Bugün Avrupa savunma sanayiine, Avrupa kabiliyetlerine ve teknolojilerine yatırım yapıyoruz. Ortak eğitim misyonlarımız için Ortak Komuta Merkezi’yle, ortak eğitimlerle ve Civilian Compact’la; tıpkı [EUNAVFOR MED] Operation Sophia’da olduğu gibi (ki bu operasyon mevcut zorluklar ne olursa olsun, halen benim en fazla gurur duyduğum şeylerin başında geliyor) iki aylık bir süre içinde büyük bir askeri operasyon düzenleyebilmenin mümkün olduğunu göstererek beraber hareket edebilme becerilerimizi de geliştirmiş bulunuyoruz.

Savunma işbirliği alanında geçmişte kimsenin hayal bile edemeyeceği şekilde ilerleme kaydettik; ne var ki savunma konularında toplam potansiyelimiz aslında bundan çok daha fazla ve bu potansiyelle ilgili olarak halen yapılabilecek daha çok şey var. Sahip olduğu birikimle yeni Komisyon Başkanının [Ursula van der Leyen] bu yöndeki ilk itici güç olacağına inanıyorum.

Örneğin, geçen hafta Finlandiya’da düzenlenen savunma bakanları gayrı resmi toplantısında, AB’nin stratejik menfaatlerinin bulunduğu alanlarda Eşgüdümlü Deniz Varlığı (Coordinated Maritime Presence) fikrini ele aldık. Avrupa potansiyelimizin üzerine gitmek sadece bir siyasi irade meselesi ve Avrupa Birliği savunması konusundaki çalışmalarımızı sadece Ursula’nın [van der Leyen] değil; ayrıca, Josep Borell ile Charles Michel’in [Avrupa Birliği Konseyi başkanlığına seçilen Belçika geçici Başbakanı] de pekiştirme kararlılığı ve cesaretini göstereceklerine eminim.

Dünya bizden az önce de bahsettiğim gibi, işbirliği temelinde barışa hizmet edecek bir küresel güvenlik sağlayıcısı olmamızı istiyor. Ama bir de --ki tam bu noktada ikinci olarak altını çizmek istediğim konuya geliyorum-- belki bundan daha da fazla, çok taraflılığı (multilateralism) destekleyicisi olmamızı istiyor. Avrupa, tanımı gereği işbirliğine dayalı ve çok taraflı bir güç… İşbirliği temelli küresel düzen fikrinin artan bir şekilde baskı altına alındığı bir dönemde, her zaman yatırım yaptığımız çok taraflılığa, daha önce hiç olmadığı kadar fazla yatırımda bulunduk.

Bu, her şeyden önce Birleşmiş Milletlerle ve BM çatısı altında yaptığımız işlerle ilgili. Suriye’den Libya’ya her nerede olursa olsun BM’nin arabuluculuk çabalarını destekliyoruz. İklim değişikliğiyle ilgili olarak Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşması ve uygulanması için ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda çalışıyoruz. Filistinli mülteciler için [kurulan] BM Ajansını [UNRWA] çöküşten kurtardık ve bu bağlamda halen yapılması gerekenler var. İran’la [nükleer] anlaşmasının [Ortak Kapsamlı Eylem Planı-Joint Comprehensive Plan of Action] korunması için çalışıyoruz; sizlerin de bildiği üzere, bu bir BM Güvenlik Konseyi Kararı ve Birleşmiş Milletlerle birlikte çalışma bağlamında yenilikçi biçimler de araştırıyoruz. BM ve Afrika Birliği ile olan üçlü işbirliğimizi düşünün: bu işbirliği de pek çok farklı hususu içine alıyor ancak [bu işbirliği] temel yaşamsal sınavı, Libya’daki gözaltı merkezlerinin boşaltılması için onlarla birlikte yapacağımız ortak çalışmalar sırasında verecek.

Çok taraflılık sadece BM sistemiyle ilgili değildir. Bir BM sistemi onun merkezinde yer alır; ancak çok taraflılık küresel sınamalar, krizler ve hatta fırsatlar gibi her konuda ve her bağlamda çatışmaların önlenmesi ve çözümlenmesi için genel bir yaklaşımdır. Biz her zaman çok taraflı ve birlikte çalışmaya dayalı yaklaşımlara yatırım yapmaya gayret gösteriyoruz çünkü günümüz sorunlarına adil ve sürdürülebilir çözümlerin bulunabilmesinin tek yolu budur. İlgili bölgesel ve küresel güçleri müzakere masasına getirebilmek veya bir irtibat grubu kurabilmek için her zaman birleştirici gücümüzü devreye sokuyoruz. Her zaman içermeci bir yaklaşımla ve sadece ilgili hükümetlerin veya kurumların değil, insanların da sergileyeceği tam sahiplik [tutumuyla] diyalog için ortam yaratmaya, arabuluculukla elde edilmiş çözümler için koşulları yaratmaya çabalıyoruz.  

İran’la nükleer anlaşmasını da bu şekilde sağlamıştık; bugün de bu anlaşmayı aynı şekilde kurtarmaya çalışıyoruz. [Yine] farklı oyuncuları bir araya getirip siyasi ve aynı zamanda da insani bir hedefe ulaşmaya çabaladığımız Uluslararası Suriye Destek Grubunu (International Syria Support Group) kurarken ve daha sonrasında Suriye’nin [ve bölgenin] [geleceği] konulu Brüksel Konferanslarını Brussels Conferences on [the future of] Syria [and the region] düzenlerken de asıl fikir buydu. İşte bu nedenle Orta Doğu Dörtlüsüne bu kadar yoğun bir emek verdik ve zor zamanlarda da bu emeği sarf etmeye devam edeceğiz: yine bir düşünün, şayet bu çabayı sarf etmeseydik?

Uluslararası Venezuela İrtibat Grubu, BM Dörtlüsü, Libya için Arap Devletleri Ligi ve Afrika Birliği, Afganistan ile ilgili düzenlediğimiz bölgesel toplantılar ve listeye ekleyebileceğimiz daha nicesinin ardında yatan fikir buydu. Her durumda şunu vurguladık: BM’in bizler için nihai çerçeve olması ve tüm çok yanlı çabalarda da ağırlık merkezi olması nedeniyle çabalarımız, Birleşmiş Milletlerin çalışmalarına katkıyı amaçlamaktadır. Kimi adımlarımız başarıya ulaştı, kimileri ise daha az başarılı oldu. Ancak bu katkılarımız gerçek anlamda sistematik katkılar oldu. Her zaman için yok olduğu veya yeterli olmadığı yerlerde işbirliği için bir çerçeve inşa etmeye gayret gösterdik.  

Üzerinde durmak istediğim üçüncü konu, ortaklık yaklaşımı… Şunu söylemeliyim ki sahada yaptığınız çalışmaların buna muazzam bir katkısı olacaktır. Halihazırda Delegasyon Başkanı olarak görev yapanlarınıza [şunu söylemek istiyorum ki] bu konuda şu ana değin sizlerin ciddi katkıları oldu; çünkü ortaklık --bazen kişisel ilişkiler ve kontaklar temelinde-- güven üzerine ve işin her aşamasında varlık göstererek inşa edilir. Her zaman için Avrupa’nın küresel bir güç olduğuna inanmışımdır; ancak, küresel bir güç olmak demek, zamanımızın getirdiği sorunları tek başımıza çözebileceğimiz anlamına gelmiyor. Hiçbir küresel güç bunu yapamaz; hepimizin ortaklara ihtiyacı var. Aynı çıkarları ve değerleri paylaştıklarımızla güçlerimizi birleştirmeliyiz. Gerçekten gurur duyduğum bir konu olan Afrika’yla yeni işbirliğimizden yola çıkarak bir örnek vermek istiyorum.

Bu yıllarda eski donör-alıcı mantalitesinin, hatta salt göç akınlarının yönetilmesine dayalı ortaklığın pek işe yaramadığını gördük. Muhataplarımızın istekleri, talepleri ve ihtiyaçlarına nasıl karşılık verdiğimiz değildir mesele. Afrika için çalışma anlayışından Afrika ile birlikte çalışma anlayışına döndük. Bugün, Afrika Birliği başta olmak üzere Afrika ve alt-bölgesel örgütler ve ayrı ayrı ülkelerle olan ortaklığımızın en güçlü ortaklıklarımızdan bir tanesi olduğunu söyleyebilirim. Hatta bu ilişki ortaklığın ötesinde bir dostluğa dönüşmüştür. 

Afrikalı dostlarımız Afrika'nın sorunlarına Afrikalı çözümler üretiyorlar, biz de gücümüz ve kaynaklarımızla bu çözümlere destek oluyoruz. Örneğin G5 Sahel ve ortak askeri gücünde bu şekilde çalıştık.  Daha birkaç ay önce oradaydım. Afrika'ya yönelik bugüne kadarki en büyük yatırım planı olan Dış Yatırım Planı'nın da temelinde aynı mantık yatmaktadır. Birkaç yıl önce düzenlediğimiz Abidjan Zievesi [5. Afrika Birliği – AB Zirvesi]ve daha önce de sözünü ettiğim Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler ile üçlü işbirliği de bu ruhu yansıtır.

Bu ortaklık yaklaşımı bizleri hem daha güvenilir hem de diğer büyük güçlerin birçoğundan farklı kılar. Ayrıca ortağınızla bir araya gelerek "Gizli bir gündemim yok, paylaştığımız noktalar bunlar, ayrıldığımız noktalar da şunlar, şeffaflık temelinde ortaklığımız doğrultusunda çalışmaya başlayabiliriz ve bize güvenebilirsiniz" diyebilmek büyük güç verir.Bazen de zordur ve neyin zor olduğunu görürsünüz ve çok sık görürsünüz böylece süreçte herhangi bir beklenmedik sürprizle karşılaşmazsınız. Öngörülemez değişimlerin yaşandığı bir zamanda bunun çok değerli olduğun u düşünüyorum. Ortaklık ilgi alanları, karşılıklı saygı ve şeffaflık temelinde ortak yaklaşımını korumak güvenilirliğimiz ve dış eylemlerimizin etkisi bakımından büyük önem arz edecektir.

Değinmek istediğim dördüncü konu şöyle. Göreve geldiğim zaman ağırlıklı olarak ve muhtemelen haklı olarak krizlere ve acil durumlara müdahale etmeye odaklanıyorduk. Yıllar içerisinde krizin önlenmesi, uzun vadeli etkilerinin ortadan kaldırılmasına ve dünya genelindeki olumlu hikayelere odaklanmaya başladık. Devletlerin ve toplumların iç ve dış sarsıntılarla baş edebilmelerini sağlamak için dirençliliği faaliyetlerimizin merkezine aldık.

Birçok örnek verebilirim ancak burada kendi kıtamızdaki bir tanesini paylaşacağım. Ukrayna'daki kriz hala sona ermiş değil ancak bu beş yılda Ukrayna çok yol kat etti ve bugün beş yıl öncesine göre direnme gücü çok daha yüksek bir ülke haline geldi. Ukrayna'yla çalışmamızın çok güçlü bir güvenli boyutu vardır haklı olarak ancak aynı zamanda ülkenin insan kaynaklarına da muazzam yatırım yaptık. İstihdam yaratılmasına, altyapıya, altyapının geliştirilmesine yardımcı olduk, Avrupa Birliği'ne erişimi serbestleştirdik, halkların, üniversitelerin karşılıklı paylaşımlarına yatırım yaptık. Bu beş yılda, Ukrayna için AB tarihinin en büyük destek paketini hazırladık. Ülke yıkılmadıysa ve yoluna devam edebilmeyi başardıysa ve bugün krizden yenilenmiş bir şekilde çıkmaya çalışıyorsa bunlar bu destek paketi sayesindedir. Büyük güçlüklere karşın bugün Ukrayna eskisinden çok daha güçlü bir ülkedir. Göreve başladığım 2014 yılı, hatırlıyorum dramatik bir yıl olmuştu ve kesinlikle bugün bulunduğumuz noktada değildik.   

Genel anlamda dünyada gördüğümüz iyi hikayelere yatırım yapmak, olumlu gelişmeleri fark etmek – ki zaman zaman haklı olarak, zorluklara ve yapılması gereken işlere işaret eden taraf olarak anılıyoruz –zira insan hakları alanında daha fazla adım atılması daha çok reform yapılması gerekiyor diyoruz- ülkelerin, hükümetlerin, resmi makamların ve sivil toplumun attığı ya da dünyanın farklı köşelerinde atmakta olduğu olumlu adımların fark edilmesi ve takdir edilmesi, çalışmamızın ayrılmaz bir parçacısıdır diye düşünüyorum.

Kritik sıcak noktalara giderek krizlerin yönetimi ya da çözümüne imzamızı atmak, ya da manşetlerde yer almadan pek çok olumlu tesirde bulunacağımız bazen dünyanın ücra köşelerine gitmek, belki de sadece sizden "Aramızda bir sorun yok, bizler dostuz, ortağız ve bunu güzel yürütüyoruz" demenizi bekleyen iyi dostların olduğu yerlere gitmek, bana kalırsa aynı değerlere ve ilgi alanlarına sahip ortaklardan oluşan bir ağ oluşturmaya yardımcı olan unsurlardır.

Bu yıllar boyunca öğrendiğim şeylerden bir tanesi de sadece sorunlara değil dünya genelinde yarattığımız olumlu hikâyelere ve dostluklara da zaman ve enerji ayırmak gerektiğidir. Zira tıpkı yaşamdaki gibi dostlukları beslemezseniz yok olabilir, dolayısıyla buna da biraz yatırım yapmanız gerekir.   

Avrupalılar olarak imkanlarımızı harekete geçirmeye karar verdiğimizde ortaya çıkan müdahale gücümüz muazzamdır. Bazen, Helga [Schmid, Avrupa Dış Eylem Servisi Genel Sekreteri]'nın dediği gibi gücümüzü hafife alıyoruz ve ne kadar güçlü olabileceğimizi tam olarak anlayamıyoruz gibi geliyor bana. Dünyanın diğer yakasında bu böyledir – buralarda görev yapanlarınızın eminim anlatacağı güzel hikâyeleri vardır – ancak kendi kıtamızda bunun daha da geçerli olduğunu söyleyebilirim. 

Balkanları düşünün mesela.Balkanların tamamını Avrupa Birliği'ne dahil etmek kesinlikle Birliğin menfaatine olacaktır ve bunun uzun, karmaşık, her zaman ilginç ve hareketli ve aynı zamanda zaman alan bir süreç olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu süreçte çok fazla sorunu çözmek, tüm tarafların siyasi kararlılık göstermesi ve eğitim gerekecektir. Yunanistan ile Kuzey Makedonya arasındaki isim meselesinin çözülmesi 25 yıl aldı. Cesaret, liderlik, sebat ve AB'nin her daim desteği ve cesaretlendirmesi sayesinde mesele çözümlendi. Bu geçtiğimiz yıllarda başarıldı.

Aynı şey Balkanların tamamı için de geçerlidir. Cesaret, liderlik ve sebat gerektirecek, orada gün be gün güçlü bir varlık göstermek gerekecek – her gün. Fakat çabalarımızı sürdürdüğümüz taktirde kıtamızın birleşmesinin yaratabileceği muazzam fırsatları nihayet görebiliriz. Her şeyden önce uzlaşı gereklidir zira daha önce pek çok kez ifade ettiğim gibi, bu, Avrupa Birliği'nin asıl kuruluş nedenine, yani savaş olan yere barış götürme amacına bizleri götüren yegane yerdir. Bu fikir aslen  Avrupa Birliği ve Balkanlar için düşünülmüştü. 20 yıl önce kelimenin tam anlamıyla birbirlerini öldüren ülkeler aynı çatı altında nasıl bir araya gelebilirler? Cevap aynı çatının altındadır, zira birlikte olmak uzlaşı ve barış içerisinde yaşamalarını sağlayacak yegane perspektiftir.  

Birçoğumuz için bu ekonomik kalkınma, ticaret ve sosyal kalkınma ve güvenlik demektir, bazılarımız içinse bazı durumlarda bu uzlaşıdan da daha önemlidir. Bu yalnızca Balkanlara değil hepimize yarar sağlayacaktır. 

Avrupa Birliği olarak bizlerin buna ihtiyacı vardır zira bu ülkeler coğrafi sınırlarımızın dışında kalan ülkeler değildir. Hepsi de Üye devletlere komşu ülkelerdir dolayısıyla bu genişleme değil kıtamızın gerçek anlamıyla birleşmesi meselesidir.

Bu defa akıllı ve tutarlı olmalı ve Avrupa ailemizin birleşmesi için sonraki adımları atmalıyız. Kişisel olarak, bunu yapmadığımız taktirde birkaç yıl içerisinde pişman olacağımızdan eminim.

 Son bir not. Bu beş yıl içerisinde dış faaliyetlerimiz değişiklik gösterdi. İşimizin doğası değişti. Diplomasi artık eskisi gibi değil ve bunu her gün yaşıyoruz. Daha esnek ve yaratıcı olmanız, ve zaman zaman da bir kaç yıl önce tahayyül bile edemeyeceğimiz şeyleri normal kabul etmeniz gerekir. Biliyoruz ki hükümetlerle temas halinde olmak elzemdir – her zaman da böyle olmuştur -. Gerçek bir etki yaratmak istiyorsak sivil toplum ve özel sektör son derece önemli muhataplardır, ama aynı zamanda yerel yönetimlerle de temasta olmak gereklidir. İklim değişikliği alanındaki çalışmalarımızı ve devlet dışı yetkililerle ya da kurumlarla yaptığımız çalışmaların ne kadar yararlı olduğunu düşünün.

Bu yıllarda, dış eylemlerimizi geleneksel diplomasi sınırlarının çok daha ötesine taşıdık. Sınırlı kaynaklarla başarabildiklerimizden gurur duyuyorum. Ayrıca bu alanda Komisyon birimleriyle de geliştirdiğimiz iyi işbirliğiyle de gurur duyuyorum. Kültür diplomasisi, ekonomi diplomasisi ve bilim diplomasisine ve daha bir çok alana ağırlık verdik. Bütün bunlar Avrupa Birliği olarak sahip olduğumuz potansiyeli doğal olarak kullanmamız, hayata geçirdiğimiz çok farklı türdeki çalışmayı bir araya getirmemiz, fakat Eylem Servisi düzeyinde ortaya koymamız gereken alanlar.    

Dini liderlerle, dini cemaatlerle bir araya geldik. Daha birkaç gün önce Finlandiya'da, teknoloji dünyasıyla temasta olmak üzere oluşturduğumuz Global Tech Paneli üyeleriyle yeniden bir araya geldik. Listeyi uzatmak mümkün. Çok farklı alanlarda bizlerle çalışmaya hevesli kuruluşların ötesinde ilişkide olmamız gereken ayrı bir muhataplar dünyası var, ve bu potansiyel harcayamayacağımız kadar kıymetlidir.

Muhataplarımız ve dünya değişirken biz de bu beş yıl içerisinde bir değişim yaşadık. Birlik olarak tam potansiyelimizi harekete geçirmemiz, diplomasiden ticaret politikasına, insani yardımdan orduya, ve tabi ki iç ve dış politikalarımıza kadar tüm imkânlarımızı senkronize etmemiz gerektiğini fark ettik.  

 Bunu, delegasyonlarda daha önce çalışmış olanlardan daha iyi kimse anlayamaz diye düşünüyorum. Dünyadaki ortaklarımız için Dış Eylem Servisi [EEAS], Komisyon'un Genel Müdürlükleri, Konsey, Avrupa Parlamentosu fark etmez, hepsi Avrupa Birliği'dir, Avrupa'dır. Zira bulundukları tarafta tek bir oyuncunun konuştuğunu duyarlar dolayısıyla farklı kurumların verdikleri mesajın tutarlı olmasını sağlamamız gereklidir. Muhataplarımız ve yurttaşlarımız bakımından kurumların hepsi aynıdır. Herşeyden önce sahiplenmemiz gereken bir şey vardır. Sizler o ya da bu kurumu değil Avrupa Birliğini temsil ediyorsunuz. Günün sonunda kurumlar birbirinin, Avrupalı yurttaşların ve bizim dünyadaki gayemizin hizmetindedir.

Bunun gayet net olduğuna, yıllar içerisinde daha da geliştiğine inanıyorum; biz Avrupa'yız, biz Avrupa Birliği'yiz, itibarlı ve dünyada gerçek bir tesire sahip olmak istiyorsak uyumlu ve tutarlı şekilde hareket etmeliyiz. Birliğimizin işleyişinde gerçek farkını yaratan da işte budur. Kurallarımızı, kurumsal yapılarımızın ötesinde Birliği ileriye götüren siyasi irademizdir. Bu vesileyle bu beş yıllık süre zarfında benimle birlikte çalışmış olan Komisyon Üyelerine de teşekkür etmek isterim zira bu süre içerisinde Komisyon Üyeleri grubu her ay düzenli olarak toplandılar ve hayata geçirdiğimiz politikaların uyumu üzerinde önemli etkileri oldu. 

Birçok sefer dile getirdiğim gibi Birliği ileriye götüren siyasi iradedir. Avrupa Birliğini şekillendiren bunu nasıl kullandığımızdır. Herkesin, her milletin, her kurumun, her bir yurttaşın, buna katkıda bulunması, gerçek insanların buna hayat vermesi gereklidir aksi taktirde boş bir kabuk olmaktan öteye geçemez. Sizler Avrupa Birliği'nin dünyadaki yüzüsünüz. Bu zor olduğu kadar heyecan verici ve nihayetinde ödüllendirici bir deneyimdir. 

Son beş yıldır benim ayrıcalığını yaşadığım gibi sizler de referans noktası olabilirsiniz, öncelikle görevlendirildiğiniz bu ülkelerdeki tüm Avrupalılar için, ve hep birlikte dünyanın dört bir yanındaki ortaklarımız için referans noktası olabiliriz. Bu yıllar içerisinde dünya bize bir rehber, bir dost, birlikte çalışacak, bazen de sadece konuşacak birini arayan gözlerle baktı. Bunu çok iyi anlamız gerekiyor. Dünyada çatışmalar arttıkça bu iş zorlaşmakta, ve tüm dünyada ortaklık, işbirlikçi yaklaşım, barış ve güvenlik ama aynı zamanda sürdürülebilir sosyal ve ekonomik kalkınma arayışında olanlara karşı rolümüz daha da önem kazanmaktadır.

Sizler, ekiplerinizle birlikte, ortak evimiz olan bu dünyanın dört bir yanında her gün bunu mümkün kılacak kadınlar ve erkeklersiniz. Bu yıllar içerisinde Delegasyon ya da diğer kurumlarda Başkanlık yapmış olanlarınıza teşekkür etmek isterim. Bu beş yıllık süre zarfında sizlerle çalışmak bir onur ve gerçek bir zevkti. Avrupa Birliği'nin ve tüm dünyanın iyiliği için hepinize bol şans diliyorum.

 

Teşekkür ederim.

 

Video bağlantısı: https://audiovisual.ec.europa.eu/en/video/I-176967