fbpx Avrupa Komisyonu Başkan von der Leyen’in Birliğe Sesleniş Konuşması 2021 | AB Türkiye
Avrupa Komisyonu Başkanı Von der Leyen

Avrupa Komisyonu Başkan von der Leyen’in Birliğe Sesleniş Konuşması 2021

16.09.2021 Per - 12:18

Aşağıdaki metin Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in 15 Eylül 2021'de yaptığı "Birliğe Sesleniş Konuşması"nın bir özetidir. 

Konuşmanın tamamı için tıklayınız (İngilizce)

 

 

BİRLİĞİMİZİN RUHUNU GÜÇLENDİRMEK

 

Sayın Başkan,

Saygıdeğer Üyeler,

Dünya hızla ilerlerken hayatlarının yerinde saydığını hisseden çok insan vardır.

Yaşadığımız olayların hızı ve karşılaştığımız güçlüklerin muazzam boyutlarından ötürü bunları kavramak kimi zaman zor olabilir.  

Bu, aynı zamanda kendi hayatlarını yeniden gözden geçirenlerden aşı paylaşımı ve ortak değerlere ilişkin daha kapsamlı tartışmalara kadar bir vicdan muhasebesi yaptığımız bir dönem oldu.

Fakat geride bıraktığımız yıla dönüp baktığımda ve Birliğin bugünkü durumuna baktığımda yaptığımız her şeyde güçlü bir ruh olduğunu görüyorum.

Robert Schuman şöyle söylemişti: Avrupa’nın bir ruha, ideale ve bu ideale hizmet edecek bir siyasi iradeye ihtiyacı vardır.

Avrupa son on iki ayda bütün bunları hayata geçirdi.

Son yüzyılın en büyük küresel sağlık krizi karşısında hayat kurtaran aşıya Avrupa’nın her yerinden aynı ölçüde erişim olabilsin diye, birlikte hareket etmeyi seçtik.

On yılların en büyük ekonomik krizi karşısında NextGenerationEU/YeniNesilAB ile birlikte hareket etmeyi seçtik.

Ve gezegenimizin bugüne kadar yaşadığı en vahim kriz karşısında yine Avrupa Yeşil Mutabakatı ile birlikte hareket etmeyi seçtik.

Bunu Komisyon olarak, Parlamento olarak, 27 Üye Devlet olarak birlikte yaptık. Tek [yürek] Avrupa olarak yaptık ve bununla gurur duyabiliriz.

Ancak corona dönemi henüz bitmedi.

Pandemi devam ederken halen kederli olanlarımız var. Asla onaramayacağımız kalpler, asla tamamlayamayacağımız yaşam hikayeleri ve gençlerimize asla geri veremeyeceğimiz zamanlar var. Bir yandan toparlanan bir yandan yara almaya devam eden dünyada yeni ve zorlu güçlüklerle karşı karşıyayız.

Bu yüzden hiç şüphe yok ki önümüzdeki yıl gücümüzün sınandığı bir yıl daha olacak.

Ama ben en çok da sınandığımız zamanlarda ruhumuzun, karakterimizin gerçek anlamıyla ortaya çıktığına inanırım.

….

SORUMLULUKLARINDA BİRLEŞEN BİR AVRUPA

Saygıdeğer Üyeler,

Bu nesil bilinçli bir nesil. İklim kriziyle mücadelede bizi daha ileriye gitmeye ve daha hızlı adımlar atmaya zorluyorlar.

Zaten yazın meydana gelen olaylar da bunun nedenini gayet net bir şekilde ortaya koydu. Belçika ve Almanya'da seller ve Yunan adalarından Fransa'daki tepelere uzanan orman yangınları.

Gözlerimizle gördüklerimize inanmıyorsak, yapmamız gereken tek şey bilimi izlemek.

BM kısa süre önce IPCC –yani Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli- raporunu yayınladı. Bu panel iklim değişikliği bilimi konusundaki uzman kuruluştur.

Rapor şüpheye mahal vermiyor. İklim değişikliği insan kaynaklıdır. Ama insan kaynaklı olduğuna göre, o zaman bu konuda bir şeyler yapabiliriz.

Geçenlerde şöyle dendiğini duydum: Hava ısınıyor. Sebebi biziz. Eminiz. Kötü ama bunu düzeltebiliriz.

Değişim de zaten meydana geliyor.

Bu yılın ilk yarısında Almanya'da dizel araçlardan daha fazla sayıda elektrikli araç tescil edildi. Polonya şu anda AB'nin en büyük araba aküsü ve elektrikli otobüs ihracatçısı. Ya da Birlik genelinde yaratıcı mimar, tasarımcı ve mühendis patlamasına yol açan Yeni Avrupa Bauhaus girişimini ele alabiliriz.

Yani net olarak bir şeyler değişiyor.

Zaten Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın amacı da bu.

Geçen yıl yaptığım konuşmada, 2030 yılına kadar en az %55 emisyon azaltım hedefimizi açıklamıştım.

O zamandan beri, birlikte iklim hedeflerimizi yasal yükümlülüklere dönüştürdük.

Ve bunu gerçekleştirmek için kapsamlı mevzuat sunan ilk büyük ekonomiyiz.

Ayrıntıların ne kadar karmaşık olduğunu gördünüz. Ama amaç basit. Kirlilik için bir fiyat belirleyeceğiz. Kullandığımız enerjiyi temizleyeceğiz. Daha akıllı arabalarımız ve daha temiz uçaklarımız olacak.

Ve iklim konusunda azimli hedeflerimize daha fazla sosyal azmin eşlik etmesini sağlayacağız. Bu adil bir yeşil dönüşüm olmalıdır. Bu nedenle, hâlihazırda 34 milyon Avrupalının mustarip olduğu enerji yoksulluğuyla mücadele için yeni bir Sosyal İklim Fonu önerdik.

Paketin kabul edilmesi ve azmin kaybedilmemesi konusunda hem Parlamentoya hem de Üye Devletlere güveniyorum.

İklim değişikliği ve doğa krizi söz konusu olduğunda, Avrupa’nın yapabileceği çok şey var. Avrupa ayrıca diğerlerini de destekleyecektir. Bugün AB'nin, başta en savunmasız ülkeler için olmak üzere, biyo-çeşitlilik dış finansmanını ikiye katlayacağını duyurmaktan gurur duyuyorum.

Ancak Avrupa bunu tek başına başaramaz.

Glasgow'daki COP26 (Taraflar Konferansı), uluslararası camia için bir kader anı olacak.

ABD'den Japonya'ya, büyük ekonomiler 2050 ve hemen sonrası için iklim nötr hedefler belirlediler. Bunların şimdi Glasgow’a kadar somut planlarla desteklenmesi gerekiyor. Çünkü 2030 için yapılmış mevcut taahhütler, küresel ısınmayı 1,5°C'de tutamayacak.

Her ülkenin sorumluluğu var!

Başkan Şi'nin Çin için belirlediği hedefler umut verici. Ancak o noktaya nasıl ulaşacaklarının ortaya konması konusunda Çin'i aynı liderliği sergilemeye çağırıyoruz. Bu on yılın ortasına kadar emisyonları azaltacaklarını ve hem yurtiçinde hem de yurtdışında kömürden uzaklaşacaklarını ortaya koyarlarsa, dünya rahatlayacaktır.

Ancak her ülkenin bir sorumluluğu olsa da, büyük ekonomilerin en az gelişmiş ve en savunmasız ülkelere karşı özel bir görevi vardır. Hem ikim değişikliğinin etkilerinin azaltılması hem de uyum için iklim finansmanı onlar için son derece önemli.

Meksika ve Paris'te büyük ekonomiler, en az gelişmiş ve en savunmasız ülkelere 2025'e kadar yılda 100 milyar dolar sağlamayı taahhüt etti.

Taahhütlerimizi yerine getiriyoruz. Team Europe (Avrupa Takımı) yılda 25 milyar dolar katkıda bulunuyor. Ancak diğerleri, küresel hedefe ulaşma noktasında halen eksik kalıyor.

Bu açığın kapatılması Glasgow'da başarı şansını artıracaktır.

Sonuç olarak, Avrupa daha fazlasını yapmaya hazır. İklim finansmanı için 2027'ye kadar 4 milyar euro daha teklif edeceğiz. Ancak ABD ve ortaklarımızın da daha fazlasını yapmasını bekliyoruz.

İklim finansmanı açığını – ABD ve AB’nin – birlikte kapatması, küresel iklim liderliği açısından güçlü bir sinyal teşkil edecektir. Artık harekete geçme zamanı.

...
Afganistan'daki son olaylar bu değişimin nedeni değil - ama bir göstergesi.


Öncelikle, bir konuda net olmak istiyorum. Afgan halkının yanındayız. Kadınlar ve çocuklar, savcılar, gazeteciler ve insan hakları savunucularının yanındayız.


Bu noktada özellikle, şu anda hapse attıkları erkeklerden saklanan kadın hâkimleri düşünüyorum. Adalete ve hukukun üstünlüğüne yaptıkları katkılardan dolayı risk altındalar. Onlara destek olmalıyız, bu kişilerin güvenli bir ortama alınması için Üye Devletlerle gereken her türlü çabayı koordine edeceğiz.


Ülkedeki ve komşu ülkelerdeki tüm Afganlara destek olmaya devam etmeliyiz. Büyük çaplı bir kıtlık ve insani felaket riskini önlemek için gereken her şeyi yapmalıyız. Biz üzerimize düşeni yapacağız. 100 milyon Euro ile Afganistan'a yönelik insani yardımımızı tekrar artıracağız.


Bu adım, tüm çabalarımızı birleştirmek için önümüzdeki haftalarda sunacağımız yeni ve daha kapsamlı Afgan Destek Paketinin bir parçası olacak.

...

Saygıdeğer Üyeler,

NATO müttefiklerinin ele almaları gereken son derece zorlu meseleler var. Ancak hiçbir güvenlik ve savunma meselesi daha az işbirliğiyle çözülemez. Ortaklıklarımıza yatırım yapmak ve her iki tarafın da güçlü yanlarına odaklanmak zorundayız.

İşte bu nedenle Genel Sekreter Jens Stoltenberg ile, yıl sonundan önce sunulacak yeni bir AB-NATO Ortak deklarasyonu üzerinde çalışıyoruz.

Fakat bu denklemin sadece bir parçasıdır.

Avrupa kendi başına daha fazlasını yapabilir ve bu konuda istekli olmalıdır. Ancak daha fazlasını yapacaksak öncelikle sebebini açıklamamız gereklidir. Bu konuda başlıca üç kategori olduğunu görüyorum.

Öncelikle, komşuluk bölgemizde ve farklı bölgelerde istikrarın sağlanması gereklidir.

Dar boğazlar, fırtınalı denizler ve çok uzun kara sınırlarıyla dünyaya bağlıyız. Bu coğrafya nedeniyle Avrupa herkesten daha iyi bilir ki dışarıdaki krizleri zamanında çözmezseniz kriz gelir sizi bulur.  

İkinci olarak, karşı karşıya bulunduğumuz tehditler hibrid ya da siber saldırılardan uzaydaki silahlanma yarışına kadar hızla değişim göstermektedir.

Yıkıcı teknoloji bugün gücün haydut devletler ya da devlet dışı gruplar tarafından kullanılma şekli bakımından büyük bir dengeleyici olmuştur.

Kitlesel tahribat yaratmak için artık ordulara ya da füzelere ihtiyacınız yok. Endüstriyel tesisleri, kent yönetimlerini ya da hastaneleri çalışamaz hale getirebilirsiniz, bunun için tek ihtiyacınız olan laptop bilgisayarınızdır. Akıllı telefon ya fa internet bağlantısıyla bütün bir seçim sürecini sekteye uğratabilirsiniz.

Üçüncü olarak, Avrupa Birliği benzersiz bir güvenlik sağlayıcıdır. NATO ya da BM’nin bulunmadığı ama AB’nin olması gereken misyonlar olacaktır.

Sahada askerlerimiz polis memurları, avukatlar, doktorlar ve insani yardım çalışanları, insan hakları savunucuları, öğretmenler ve mühendislerle yan yana çalışmaktadır. Askeri ve sivil gücü diplomasi ve kalkınmayla birleştirebiliriz ve barışın inşası ve korunması alanında eskiye dayanan bir geçmişimiz vardır.

Güzel bir haber olarak belirtebilirim ki geçtiğimiz yıllarda bir Avrupa savunma ekosistemi geliştirmeye başladık.

Ancak ihtiyacımız olan şey, Avrupa Savunma Birliği.

Son haftalarda sefer kuvvetleriyle ilgili olarak birçok konu tartışıldı. Mesela ne tür ve kaç tane sefer kuvvetine ihtiyacımız var sorusu ele alındı: muharebe grupları mı yoksa AB giriş kuvvetleri mi?

Bu şüphesiz ki tartışmanın --ve inanıyorum ki aynı zamanda-- çözümün de bir parçası olacak.

Ancak temel soru şu: bu, geçmişte neden çalışmadı?

Dünyanın en ileri güçlerine sahip olabilirsiniz; ancak, nasıl kullanacağınız konusunda hazırlıksız iseniz, o güçlerin size ne faydası olur?

Bugüne kadar bizi adım atmaktan alıkoyan sadece kapasite yetmezliği değil; aynı zamanda siyasi iradenin de olmayışı…

Şayet bu siyasi iradeyi geliştirebilirsek AB düzeyinde yapabileceğimiz çok şey var.

Size üç somut örnek vereyim:

Birincisi, ortak karar alabilmek için gerekli olan temelleri kurmalıyız: ben bunu ‘durumsal farkındalık’ olarak adlandırıyorum.

Aynı bölgede faaliyet gösteren Üye Devletler elindeki bilgileri Avrupa düzeyinde paylaşmazsa, yetersiz kalırız. İstihbarat alanında işbirliğini geliştirmemiz çok önemli.

Ancak bu sadece dar anlamda istihbaratla ilgili değil.

Uzaydan polis eğitmenlerine, açık kaynak geliştirme ajanslarına kadar tüm birimlerden ve tüm kaynaklardan gelen bilgiyi bir araya getirmekle ilgili. Onların yaptığı çalışmalar, bize benzersiz bir bilgi alanı ve derinliği verir.

Çok açıkça karşımızda duruyor!

Ancak bunu yalnızca resmin tamamını görebiliyorsak, bilinçli kararlar verebilmek için kullanabiliriz. Ne var ki şu anda durum bu değil. Elimizde bilgi var; ancak, bu bilgiler ayrık ve parça parça.

Bu nedenle AB, tüm farklı bilgi parçacıklarını bir araya getirebilmek ve daha hazırlıklı olmak, tam bilgi sahibi olmak ve karar verebilmek için, kendi Ortak Durumsal Farkındalık Merkezi fikrini dikkate alabilir.

İkinci olarak, birlikte çalışabilirliği (interoperability) geliştirmemiz gerekiyor. Bu nedenle savaş uçaklarından drone’lara ve siber konusuna kadar ortak Avrupa platformlarına şimdiden yatırımlar yapıyoruz.

Ancak tüm olası sinerjileri kullanabilmek için yeni yollar aramaya devam etmeliyiz. Buna bir örnek, Avrupa'da geliştirilen ve üretilen savunma teçhizatı satın alırken KDV'den feragat edilmesi olabilir.

Bu sadece birlikte çalışabilirliğimizi artırmakla kalmayacak; aynı zamanda, günümüz bağımlılıklarını da azaltacaktır.

Üçüncü olarak, ‘siber’ meselesini konuşmadan, savunma konusunda da konuşmamız mümkün değildir. Şayet her şey birbiri ile bağlantılı ise, her şey ‘hack’lenebilir. Yapmamız gereken şey, kaynakların sınırlı olduğu gerçeğinden hareketle güçlerimizi birleştirmek olacaktır. Bununla birlikte siber tehditleri ele almakla yetinmeyip siber güvenlik konusunda lider olmaya da çalışmalıyız.

Siber savunma araçlarının geliştirildiği yer burası, yani Avrupa olmalıdır. İşte bu nedenle yeni bir Avrupa Siber Dayanıklılık Yasası kapsamında, ortak standartları içeren mevzuat da dahil olmak üzere, Avrupa Siber Savunma Politikasına ihtiyacımız bulunuyor.

Bu itibarla Avrupa düzeyinde yapabileceğimiz birçok şey var. Ne var ki Üye Devletler de daha fazlasını yapmak durumunda.

Bunun ilk adımı, karşımızda duran tehditlere yönelik ortak bir değerlendirmenin yapılması ve bu tehditlerle başa çıkmaya dönük ortak bir yaklaşımın oluşturulmasıdır. Bu yöndeki temel süreç, yaklaşan Stratejik Pusula sürecidir. (Strategic Compass).  

Bu anlamda Antlaşmada yer alan tüm olasılıklardan nasıl faydalanabileceğimize karar vermeliyiz.

Bu nedenle Fransa dönem başkanlığı altında Cumhurbaşkanı Macron ve ben, bir Avrupa Savunma Zirvesi düzenleyeceğiz.

Artık Avrupa’nın bir üst aşamaya geçmesinin vakti gelmiştir.  

Saygıdeğer Üyeler,

Çekişmelerin daha fazla olduğu bir dünyada menfaatlerinizin korunması, yalnızca kendinizi savunmanızla ilgili bir konu olmaktan çıkmıştır.  

Artık bu, güçlü ve güvenilir ortaklıklar geliştirilmesiyle ilgili bir hal almıştır. Bu bir lüks değil; gelecekteki istikrarımız, güvenliğimiz ve refahımız için yaşamsal bir konudur.  

Bunun ilk adımı ise, en yakın müttefiklerimizle olan ortaklıklarımızın derinleştirilmesidir.

ABD ile küresel bir değişim için, yeni Ticaret ve Teknoloji Konseyi’nden sağlık güvenliği ve sürdürülebilirliğe kadar [tüm konularda] yeni gündemimizi geliştireceğiz.

AB ve ABD, birlikte, her zaman daha güçlü olacaktır.

Aynı şey, Batı Balkanlar’daki komşularımız için de geçerlidir.

Bu ay sona ermeden bölgeye giderek katılım sürecine dönük kararlılığımız hakkında güçlü bir mesaj vereceğim. Bunu yapmak, Avrupa geleceğine inanan tüm o genç insanlara olan borcumuzdur.  

İşte bu nedenle, yeni yatırım ve ekonomik planımız aracılığıyla bölgenin GSYIH’sinin yaklaşık üçte birine karşılık gelen bir tutarla, desteğimizi arttırıyoruz. Çünkü Batı Balkanlar’ın geleceğine yatırım, AB’nin geleceğine yatırım demektir.

Bununla birlikte Doğu Ortaklığı angajmanımızı hızlandırmak, Akdeniz için yeni bir Gündem uygulamak ve Türkiye ile olan ilişkilerimizin farklı yönleri üzerinde çalışmayı sürdürmek de dâhil komşuluk bölgemiz genelindeki ortaklıklarımıza yatırım yapmaya devam edeceğiz.  

Saygıdeğer Üyeler,

Avrupa daha aktif bir küresel oyuncu haline gelecekse, yeni nesil ortaklıklara da odaklanmalıdır.

Bu doğrultuda bugünkü yeni AB- Hint-Pasifik stratejisi, bir dönüm noktasıdır. Bu strateji, bölgenin refahımız ve güvenliğimiz açısından artan önemini ve aynı zamanda da otokratik rejimlerin, nüfuzunu arttırmak için bölgeyi kullandığı gerçeğini yansıtmaktadır.  

Avrupa bu bölgede daha fazla bulunmalı ve daha aktif olmalıdır.

Bu itibarla ticari bağlarımızı derinleştirmek, küresel tedarik zincirlerini güçlendirmek ve yeşil ve dijital teknolojiler konusunda yeni yatırım projeleri geliştirmek amacıyla birlikte çalışacağız.

Bu, Avrupa’nın dünyayla bağlantısını nasıl yeniden tasarlayabileceğine dair bir şablondur.  

Yol [inşaatlarının] finansmanında başarılıyız. Ancak Çin'e ait bir bakır madeni ile Çin'e ait bir liman arasında mükemmel bir yol inşa etmek Avrupa açısından mantıklı değil.

Bu tür yatırımlar söz konusu olduğunda daha akıllı davranmalıyız.

İşte bu nedenle yakında Global Gateway (Küresel Geçit) olarak adlandırdığımız yeni bağlantılılık stratejimizi sunuyor olacağız.  

Dünyanın dört bir yanındaki ülkelerle Global Gateway ortaklıkları kuracağız. Dünya genelinde malları, insanları ve hizmetleri birbirine bağlayan kaliteli altyapıya yatırım istiyoruz.

Ortaklarımıza şeffaflık ve iyi yönetişim sunan değer-temelli bir yaklaşım izleyeceğiz.

Yaratmak istediğimiz şey bağ; bağımlılık değil!

Bunun nasıl işleyebileceğini de biliyoruz. Yazdan bu yana yeni bir sualtı fiber optik kablo, Brezilya’yı Portekiz’e bağlıyor.

Akdeniz’in iki yakasını birbirine bağlayan yeşil hidrojen için bir pazar yaratmak için Afrika’yla birlikte yatırım yapacağız.

Global Gateway projesini gerçekleştirebilmek için bir Avrupa Takımı (Team Europe) yaklaşımına ihtiyacımız var. Kurumları ve yatırımları, bankaları ve iş dünyasını birbirine bağlayacağız. Bunu da, ilk olarak önümüzdeki Şubat’ta düzenlenecek AB-Afrika Zirvesinde olmak üzere, bölgesel zirve toplantılarında bir öncelik haline getireceğiz.

Global Gateway’i dünyanın her köşesinde güvenilir bir marka haline getirmeyi istiyoruz.

Şunu net olarak ifade etmeme izin verin: dünyanın farklı bölgelerinde ticaret ve iş yapmak: bu iyi ve gerekli. Ancak bu asla insan onuruna ve özgürlüğe zarar vermek uğruna yapılmamalıdır.

Zorla veya tehditle çalıştırılan 25 milyon insan bulunuyor. Bu insanların ürün üretmeye zorlanmasını ve daha sonra bu ürünlerin burada, Avrupa’daki mağazalarda satışa çıkartılmasını asla kabul edemeyiz.

Bu nedenle piyasalarımıza sunulmuş olan ve zorla çalıştırılanlarca üretilen ürünlere yönelik yasak getirmeyi teklif edeceğiz.

Ne pahasına olursa olsun, insan hakları asla satılık değildir.