Jean-Claude Juncker

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in, Avrupa Parlamentosu'na hitaben 'Birliğe Sesleniş' konuşması

12.09.2018 Çar - 14:16

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in, Avrupa Parlamentosu'na hitaben 'Birliğe Sesleniş' konuşması
12 Eylül 2018

GİRİŞ: DAİMİ SORUMLULUK

Sn. Başkan,

Avrupa Parlamentosunun Sayın Üyeleri,

Bazen öyle olur ki tarih müterreddit ilerlerken bizleri yine de büyük bir hızla geride bırakır.

Gerçek bir fark yaratabilmek adına sadece beş yıllık bir yetki süresiyle Komisyonun kaderi de aynen böyle…

Şu anki Komisyon, Avrupa Birliği’nin uzun tarihinde yalnızca bir bölüm, yalnızca kısa bir an…

Başkanlık etme onuruna nail olduğum Komisyon hakkında bir yargıya varabilmek için ise zaman henüz gelmedi.

Bu nedenle bugün sizlere, son dört yılda kaydedilen başarıları anlatmayacağım.

Bunun yerine sizlere, çabalarımızın hız kesmeden devam edeceğini söylüyorum. Mükemmel olmayan bu Birliği her geçen gün daha mükemmel kılmak için çalışmaya devam edeceğiz.

Halen yapılması gereken birçok şey var. İşte bugün sabah, sizlere bunlardan bahsedeceğim.

Ne kendimizi kutlayacak, ne de övüneceğim. Alçakgönüllülük ve çalışkanlık: Komisyon bu çizgiyi takip etmeye devam edecek. Önümüzdeki aylardaki gündemimiz de bu olacak.

Tarih ulusların yaşamında belki hiç davetsiz karşımıza çıkıverir; ve uzaklaşması da zaman alabilir.

Tıpkı 1914’te başlayan Büyük Savaş’ta Avrupa uluslarının kaderinde olduğu gibi… Zamanın güneşli, iyimser ve barışçıl kıtasını hiç beklemediği bir anda etkisi altına alan bir savaş…

1913’te, Avrupalılar daimi bir barış içinde yaşamayı bekliyorlardı. Ne var ki sadece bir sene sonra, kardeşler arasında kıtayı yutan, acımasız bir savaş patlak verdi.

Tüm bunları anlatmamın nedeni, yeni bir felaketin eşiğinde olduğumuza inanıyor olmam değil…

Bunları anlatıyorum çünkü Avrupa, barışın bekçisidir.

Avrupa Birliği sayesinde barış dolu bir kıtada yaşıyor olduğumuz için minnettarlık duyuyor olmamız gerek.

Bu sebeple Avrupa Birliği’ne biraz daha saygı gösterelim. Adını çamura bulaştırmayalım ve ortak yaşam tarzımızı daha fazla savunalım.

Asla birbirine karşı değil, iyilik için kullanılan yurtseverliği kucaklayalım. Birlikte daha iyi nasıl yaşarız sorusunun cevabını aramak yerine, diğerlerini parmakla gösteren, nefret yansıtan ve yoluna her ne çıkarsa imha eden abartılı milliyetçiliği reddetmeliyiz.

Avrupa’nın “Bir daha asla savaşma” şiarı bizlerin sonsuza dek görevi, daimi sorumluluğudur. Hepimiz dikkatli olmalıyız.

 

MEYVE VEREN ÇABALAR

Avrupa Parlamentosunun Sayın Üyeleri,

Peki, bugün; yani 2018’de, Birliğimizin durumu nedir?

Lehman Kardeşlerden on yıl sonra artık Avrupa, dışarıdan gelen ama içinde büyük etkiler yaratan ekonomik ve finansal kriz sayfasını büyük ölçüde çevirdi.

Bu dönemi müteakip 21 çeyrekte Avrupa ekonomisi büyüdü.

İş imkânları geri döndü ve 2014’ten bu yana neredeyse 12 milyon iş imkânı yaratıldı. 12 milyon: bu sayı, Belçika nüfusunun bile üzerinde...

Avrupa’da daha önce hiç bu kadar fazla sayıda kadın ve erkek --239 milyon kişi-- çalışma hayatında yer almamıştı.

Genç işsizlik oranı %14.8. Bu halen oldukça yüksek bir oran olsa da 2000 yılından bu yana, yine de en düşük rakam.

Her ne kadar giderek azalsa da bazılarının halen “Junker Fonu” olarak adlandırdığı Avrupa Stratejik Yatırımlar Fonumuzun da sayesinde yatırımlar geri döndü. Bu fon 335 milyar Avro değerinde kamu ve özel sektör yatırımını tetiklemiştir. Şimdi ise 400 milyar Avroya yaklaşıyoruz.

Ve Yunanistan: Daha önce benzeri yaşanmamış bir sosyal güçlükler -- ve aynı zamanda görülmemiş bir dayanışma-- dönemi olarak nitelenebilecek oldukça zorlu bir sürecin ardından Yunanistan, izlediği programdan artık başarıyla çıkmış olup kendi ayakları üzerinde durmaya başlamıştır. Herkülyen çabaları dolayısıyla Yunan Halkını kutluyorum. Bir takım Avrupalı ise bu çabaları halen küçümsemeye devam ediyor.

Ben her zaman Yunanistan için; Yunanistan’ın saygınlığı, Avrupa’daki rolü ve Avro alanındaki yeri için mücadele verdim. Bunla da gurur duyuyorum. 

Avrupa bir ticaret ortağı olarak da yerini bir defa daha teyit etmiştir. Ticarette küresel ölçekte sahip olduğumuz konum, egemenliğin paylaşılması gereğini gösteren canlı bir kanıt… Avrupa Birliği şu an itibariyle, dünyanın dört bir köşesindeki 70 ülkeyle ticaret anlaşmaları olan bir Birliktir ve bu da dünya GSYIH’nın %40’ına tekabül etmektedir. Sıklıkla adil olmayan bir şekilde sorgulanan bu anlaşmalar gıda güvenliği, işçi hakları, çevre ve tüketici hakları alanlarında Avrupa’nın sahip olduğu yüksek standartları, sınırlarımızın ötesine ihraç etmemize de yardımcı olmaktadır.

Tehlikeli küresel gerilimler arasında, geçen Temmuz ayında bir hafta gibi kısa bir zaman zarfında Pekin, Tokyo ve Washington’a düzenlediğim ziyaretlerde Avrupa Komisyonu Başkanı olarak, dünyanın en büyük tek pazarı adına konuşabildim. Dünya ekonomisinin beşte birine denk gelen Birlik adına… Değerleri ve menfaatlerini savunmaya istekli bir Birlik adına…

Avrupa’nın açık bir kıta olduğunu; ancak, saf olmadığını gösterdim.

İlkesel olarak ve uygulamada birleşmiş bir Avrupa’nın gücü, hem yurttaşlarımız hem de iş dünyamız için somut neticeler elde edilmesi adına, ihtiyacım olan nüfuzu bana tanıdı.

Bir Birlik olarak birleşmişlik, hafife alınmaması gereken bir güç sağlar

Washington’da Avrupa adına konuştum. Bazıları için Başkan Trump’la vardığım anlaşma sürpriz oldu. Ancak tek bir ses olarak konuştuğunda Avrupa’nın başarıya ulaşması, kimseyi şaşırtmamalı...

Gerektiğinde Avrupa tek vücut olarak hareket etmeli…

KÜRESEL BİR SORUMLULUK

İklim Değişikliğine dair Paris Anlaşmasını hiç yılmadan savunurken de bunu kanıtladık. Bunu yaptık; çünkü Avrupalılar olarak, bizden sonra gelecekler için ardımızda daha sağlıklı bir gezegen bırakmak istiyoruz. 2030 yılı itibariyle karbon dioksit salınımlarımızın azaltılması hedefleri konusunda Enerjiden sorumlu Komisyon Üyemizin kararlarını paylaşıyorum. Bunlar hem bilimsel olarak doğru hem de siyasi açıdan vazgeçilmez…

Yaz aylarında yaşanan kuraklık vakaları, sarf edilen bu çabaların sadece çiftçiler açısından değil; aynı zamanda Avrupalı kuşakların geleceğini korumak adına hepimiz açısından ne kadar önemli olduğunu gösteren, sert bir hatırlatma oldu. Burnumuzun dibindeki bu sınamaya gözlerimizi kapatamayız. Bizler --yani Komisyon ve Parlamento-- geleceğe bakmalıyız.

Avrupa Parlamentosunun Sayın Üyeleri,

Dünya dönmeye devam ediyor. Dalgalanma, her zamankinden daha fazla. Kıtamızın karşı karşıya kaldığı dış sınamalar,  her geçen gün katlanarak artıyor.

Bu nedenle, daha birleşmiş bir Avrupa’nın inşasına yönelik çabalarımıza soluk almadan devam etmeliyiz.

Birliğimizde art arda gerçekleştirilen genişlemelerde de olduğu gibi Avrupa, istikrar ihraç edebilir. Avrupa’nın tarihi ve coğrafyasını barıştırabilmemizi sağladıkları için bu genişleme süreçleri bence birer başarı öyküsü ve ben onları bu şekilde görmeye devam edeceğim.

Ama daha yapılacak çok şey var. Batı Balkanlar konusunda kesin bir birliktelik sağlamalıyız. Eğer bunu yapamazsak, yakın komşuluk bölgemiz başkaları tarafından şekillendirilecektir.

Şöyle bir çevrenize bakın. Şu anda Suriye-İdlib’de olanlar bizleri, derinden ve doğrudan endişelendirmelidir. Artık önlenemez görünen ve yaklaşan bu insani felaket karşısında sessiz kalamayız.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupalılara çok iyi hizmet eden uluslararası düzenin yerindeliğinin sorgulanması bağlamında Suriye’deki çatışma, tipik bir örnek teşkil ediyor.

Günümüz dünyasında Avrupa artık, dün verilen sözlerin bugün halen güvenilir sözler olduğundan emin olamaz.

Eski ittifaklar, yarın olduğunda aynı görünmeyebiliyor.

 

 

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Dünyanın bugün güçlü ve birleşmiş bir Avrupa’ya ihtiyacı var.

Her ne kadar bazıları ticaret ve döviz kuru savaşlarına daha meyilli bir hale geliyor olsa da barış, ticaret anlaşmaları ve istikrarlı döviz kuru ilişkileri için çalışan bir Avrupa… Ben, beklentileri savuran ve umutları parçalayan bencil bir tek yanlılık taraftarı değilim. Ben her zaman çok taraflılığı savunuyor olacağım.

Avrupa, Avrupa uluslarının sahip olduğu tüm siyasi, ekonomik ve askeri gücü birleştirecek olursa dünya üzerindeki rolünü de kuvvetlendirebilecektir. Her zaman küresel bir oyuncu olacağız; ancak, artık küresel bir oyuncu olmaya başlamamızın da zamanı geldi.

İşte bu nedenle --zamanında gösterilen büyük dirence rağmen-- daha 2014 gibi erken bir zamanda, Avrupa Savunması fikrini yeniden ateşlemiştim. Ve işte yine bu nedenle önümüzdeki aylar boyunca gece gündüz demeden Avrupa Savunma Fonu ve Yapılandırılmış Daimi Savunma İşbirliği’nin tam anlamıyla işlevsellik kazanması için çalışmaya devam edeceğim.

Önemli bir konuyu aydınlatmama izin veriniz: Avrupa Birliği’ni askerileştirmeyeceğiz. Yapmak istediğimiz daha otonom hale gelebilmek ve küresel sorumluluklarımızı karşılayabilmek.

Terörden iklim değişikliğine, dâhili ve harici tehditler karşısında yurttaşlarımızı ancak güçlü ve birleşmiş bir Avrupa olarak koruyabiliriz.

Açık ve birbirine bağlantılı bir dünyada iş imkânlarını ancak ve ancak güçlü ve birleşmiş bir Avrupa koruyabilir.

Küresel dijitalleşmenin beraberinde getirdiği sınamaları ancak ve ancak güçlü ve birleşmiş bir Avrupa aşabilir.

Dünyanın en büyüğü olan tek pazarımız sayesinde büyük veriler, yapay zekâ ve otomasyon konularındaki standartları biz tespit edebiliyoruz. Bunu yaparken de Avrupalıların değerlerini, haklarını ve kimliklerini muhafaza edebiliyoruz. Bunu yapabilmemiz ise birleşmiş bir yapı olarak bir arada durabilmemize bağlı…

Üye Devletlerin yıldızlara erişmesini sağlayan şey, güçlü ve birleşmiş bir Avrupa’dır. Bugün Avrupa’yı uzay yarışından koparmayan, Galileo Programımızdır. Hiçbir üye devlet tek başına, dünya genelinde 400 milyon kullanıcının faydalanacağı 26 uyduyu yörüngeye yerleştiremezdi. Bunu üye devletler tek başlarına başaramazlardı. Galileo’nun başarısı, tümüyle olmasa da büyük ölçüde Avrupa sayesinde gerçekleşmiştir. Avrupa olmasaydı, Galileo da olmazdı. Bununla gurur duymalıyız.

Sayın Başkan,

Coğrafi durum, bu anı Avrupa’nın zamanı kılıyor: Avrupa egemenliğinin vakti gelip çatmıştır. Avrupa’nın kendi kaderini kendi ellerine almasının vakti gelmiştir. Benim Weltpolitikfähigkeit olarak adlandırdığım ve küresel ilişkilerin şekillendirilmesinde Birlik olarak rol üstlenme kapasitesi anlamına gelen kapasiteyi Avrupa’nın artık geliştirmesinin zamanıdır. Uluslararası ilişkilerde Avrupa’nın daha egemen bir oyuncu haline gelmesi zorunludur.

Avrupa’nın egemenliği, Üye Devletlerinin ulusal egemenliğinden doğar ve ulusal egemenliğin yerini almaz. Gerektiğinde egemenliğin paylaşılması, hepimizin ulus devletlerini daha güçlü yapar.

“Birlikte daha uzun ayaktayız” deyişi Avrupa Birliği’nin bir parçası olmanın ne anlam ifade ettiğini özetlemektedir.

Avrupa egemenliği asla diğerlerinin zararına olamaz. Avrupa, bir açıklık ve hoşgörü kıtasıdır ve böyle kalmayı sürdürecektir.

Avrupa asla dünyaya veya bu dünyada acılar çekenlere sırtını dönen bir kale olmayacaktır. Avrupa bir ada değildir. Çok taraflılığı savunmalıdır ve savunacaktır da. Üzerinde yaşadığımız dünya, sadece seçilmiş bir kesime değil, hepimize aittir…

Önümüzdeki yıl Mayıs ayında Avrupalılar seçim sandığına gittiğinde, risk altında olan işte budur. Avrupa seçimleri öncesindeki 250 gün boyunca, bir bütün olarak hareket ettiğimizde bu Birliğin beklentileri karşılayabildiği ve görevimizin daha en başında başarmayı taahhüt ettiğimiz konuları gerçekleştirebildiğimiz konusunda yurttaşlarımızı ikna etmeye çalışacağız.

Seçimler gelip çattığında, Avrupa’nın güneyle kuzey, doğuyla batı, sağla sol arasındaki farklılıkların üstesinden gelebileceğini gösterebilmemiz gerek… Avrupa, ikiye veya dörde bölünmeye izin vermeyecek kadar küçük…

Birlikte daha egemen bir Avrupa’nın tohumlarını ekebileceğimizi göstermemiz gerek.

 

SÖZLERİMİZİ TUTUYORUZ

Avrupa Parlamentosunun Saygıdeğer Üyeleri,

Internet devlerinin elde ettikleri kardan vergi ödemelerine yönelik Komisyon'un teklif vermesi Mayıs 2019'da sandıklara gidecek olan Avrupalıların umurunda olmayacak zira bunun gerçekleştiğini görmek istiyorlar ve haklılar.

Okyanuslarımızı denizlerdeki çöplerden korumak amacıyla Komisyon'un tek kullanımlık plastiklere karşı önlem almaya niyetli olması Mayıs 2019'da sandıklara gidecek olan Avrupalıların umurunda olmayacak zira tam da Komisyon'un teklif ettiği gibi bu plastikleri yasaklayan bir Avrupa yasasının yürürlüğe girdiğini görmek istiyorlar.

Kürsü konuşmalarımızda hepimiz önemli meselelerde daha büyük ikincil meselelerde daha ufak adımlar atmak istediğimizi söylüyoruz. Fakat AB yasası yılda iki kere saatleri değiştirme uygulamasını dikte ettiği zaman kimse alkışlamıyor. Bugün Komisyon bunu değiştirmeyi teklif ediyor. Saatlerin değiştirilmesi uygulamasına son verilmelidir. Üye Devletler vatandaşlarının yazın mı kışın mı yaşayacaklarına kendileri karar vermelidir. Bu bir yerindelik meselesidir. Parlamento ve Konsey'in bu görüşü paylaşmasını bekliyorum. Zira zamanımız kalmadı.

Bu nedenle bugün herkesi, Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce verdiğimiz sözleri hep birlikte yerine getirebilmek için önümüzdeki aylarda yakın halde çalışmaya davet ediyorum.

Bu görevi devralırken hep birlikte daha yenilikçi bir Dijital Tek Pazar, daha derin bir Ekonomik ve Parasal Birlik, bir Bankacılık Birliği, Sermaye Piyasaları Birliği, daha adil bir Tek Pazar, ileriye dönük bir iklim politikası olan bir Enerji Birliği, kapsamlı bir Göç Gündemi ve bir Güvenlik Birliği sözü vermiştik. Ve bizler – ya da en azından çoğumuz Avrupa'nın sosyal boyutuna Külkedisi muamelesi yapmayı bırakarak geleceğe bakmamız gerektiği konusunda mutabık kalmıştık.

Komisyon 2014'te duyurduğumuz tüm teklif ve girişimleri masaya koydu. Bunların yarısı üzerinde zaten Parlamento ve Konsey mutabık kaldı, %20'si halen üzerinde çalışılıyor ve %30'u üzerindeyse halen zorlu tartışmalar devam ediyor.

Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Her yanlıştan – ki birkaç tane oldu -  salt Komisyon'un sorumlu tutulmasını kabul edemem. Tekliflerimiz herkesin değerlendirmesine sunuluyor. Bunların kabul edilip uygulanması gerekiyor. Sorumluluğun tek başına Komisyon'a yüklenmesi girişimlerine direnmeye devam edeceğim. Her üç kurumda da günah keçileri aranıyor, en azı Komisyon ve Parlamento'dadır.

Şu anda bize gereken liderliktir. Özellikle de Güvenlik Birliğimizi tamamlama konusunda bu geçerlidir. Avrupalılar haklı olarak Birliklerinin onları korumasını bekliyor. Bu nedenle Komisyon bir saat içerisinde terör konulu içeriklerin webden kaldırılması için yeni kurallar teklif etmektedir, zira en büyük zarar buralardan kaynaklanmaktadır. Ayrıca yeni kurulan Avrupa Savcılığının görevlerinin terör suçlarıyla mücadeleyi kapsayacak şekilde genişletilmesini de teklif ediyoruz.  Birliğimiz genelinde teröristleri daha koordineli şekilde kovuşturabilmeliyiz. Teröristler sınır tanımaz. İşbirliği yapmayı başaramadığımız için farkına bile varmadan suç ortağı haline dönüşmemeliyiz.  

Aynı şekilde bugün sınırlarımız dahilinde kara para aklamayla daha etkili mücadele etmek üzere alınacak tedbirleri sunduk.

Özgür ve adil seçimlerimizi korumalıyız. Bu nedenle Komisyon bugün demokratik süreçlerimizin üçüncü ülkeler tarafından ya da kişisel menfaatlerle manipüle edilmesine karşı daha iyi korumak amacıyla yeni kuralları teklif ediyor.

Göç konusunda şüphesiz liderlik ve uzlaşıya büyük ihtiyaç vardır. Bu alanda genellikle sanılandan daha çok ilerleme kaydettik. Ortak Avrupa İltica Sistemimizin reformdan geçirilmesine dair yedi Komisyon teklifinden beşi üzerinde mutabık kalındı. Göç yönetimine ilişkin çabalarımız sonuç verdi; Doğu Akdeniz'de %97, Orta Akdeniz'de %80 olmak üzere varış sayıları önemli ölçüde azaltıldı. AB operasyonlarının yardımıyla 2015 yılında 690.000'den fazla kişi denizden kurtarıldı.  

Öte yandan Üye Devletler kendi topraklarında üstlenmeleri gereken sorumluluk ve dahili sınırlar olmaksızın Schengen bölgesine geri döneceksek gösterilmesi gereken dayanışma konusunda doğru dengeyi henüz bulamadı. Yeniden konulan sınırlar kaldırılmalıdır. Aksi takdirde bugünün ve yarının Avrupası için kabul edilemez bir geri adım atılmış olacaktır.

Komisyon ve Konsey başkanlıkları çeşitli uzlaşı çözümlerini masaya yatırdı. Konsey başkanlığına, dengeli bir göç reformu konusunda sürdürülebilir bir çözüm bulunması için artık kararlı bir adım atması çağrısında bulunuyorum.   

Her yeni gemi geldiğinde geçici bir çözüm bulmak için didişmeyi sürdüremeyiz. Geçici dayanışma yeterli değil bugün ve daima sürecek bir dayanışmaya ihtiyacımız var.  

Sırf dayanışma olsun diye değil verimlilik için de daha faza dayanışmaya ihtiyacımız var. Sivil koruma mekanizmamız bakımından bu geçerlidir. Bir Avrupa ülkesinde yangın çıktığında tüm Avrupa yanar. Bu yazın en çarpıcı görüntüleri yalnızca korkunç yangın görüntüleri değil aynı zamanda İsveçlilerin yardımlarına koşan Polonyalı itfaiyecileri karşılama görüntüleriydi- Avrupa'nın en iyi hali.

Göç konusuna dönersek; Komisyon bugün, 2020 yılına kadar ilave 10.000 Avrupa sınır muhafızıyla dış sınırlarımızın daha iyi korunması amacıyla Avrupa Sınır ve Sahil Güvenliğinin güçlendirilmesini teklif ediyor.

Sığınmacı başvurularının Cenevre Sözleşmesi uyarınca değerlendirilmesinde Üye Devletlerin daha fazla destek alabilmesi için Ayrıca Avrupa İltica Kurumu'nun güçlendirilmesini de teklif ediyoruz.

Ayrıca düzensiz göçmenlerin geri dönüşlerinin hızlandırılmasını teklif ediyoruz. Komisyon bu amaçla Üye Devletleri desteklemeye kararlıdır.

Birliğe yasal güzergâhların açılması gerektiğini de Üye Devletlere hatırlatmak isterim. Çağrımı yineliyorum. Vasıflı göçmene ihtiyacımız var. Bu konuya ilişkin Komisyon teklifleri bir süredir masada bekliyor ve artık bunların ele alınması gereklidir.

Sayın Başkan,

Gelecekten bahsederken Avrupa'nın ikiz kıtası Afrika'dan da bahsetmemiz gerekir.

Gelecek Afrika'dadır: 2050'ye kadar Afrika'nın nüfusu 2.5 milyarı bulacak. Dünyadaki her dört kişiden biri Afrikalı olacak.

Bu büyük ve heybetli kıtadaki ülkelerle ilişkilerimize daha fazla yatırım yapmalıyız. Bu ilişkiye yalnızca kalkınma yardımı ekseninden yaklaşmamalıyız. Bu tür bir yaklaşım eksik olmasının ötesinde onur kırıcıdır.

Afrika'nın sadakaya değil gerçek ve adil ortaklıklara ihtiyacı var. Ve Avrupa'nın da bu ortaklığa bir o kadar ihtiyacı var.

Bugünkü konuşmamı hazırlarken başta Afrika Birliği Başkanı Paul Kagame olmak üzere Afrikalı dostlarımla konuştum. Yardım veren – alan ilişkisinin artık geride kaldığını ilişkilerin karşılıklı taahhütlere dayanması gerektiğini görüştük. Afrika ile yeni bir ortaklık kurmak istiyoruz.

Bugün Avrupa ve Afrika arasında yeni bir Sürdürülebilir Yatırım İttifakı kurulmasını teklif ediyoruz. Bizim öngörümüze göre bu İttifak yalnızca önümüzdeki 5 yıl içerisinde 10 milyon kadar yeni istihdam yaratabilir.

Afrika'ya daha fazla özel yatırım çekecek bir çerçeve yaratmak istiyoruz. Buna da sıfırdan başlamıyoruz; iki yıl önce hayata geçirilen Dış Yatırım Planımız kapsamında 44 milyar Avro'yu aşkın kamu ve özel sektör yatırımı harekete geçirilecek. Yapım aşamasındaki projeler dahi tek başına 24 milyar Avro tutarında yatırımı ortaya çıkaracak.

Yatırımlarımızı en çok ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirmek istiyoruz. 2020 yılına kadar AB, Erasmus programı vasıtasıyla 35.000 Afrikalı öğrenci ve araştırmacıyı desteklemiş olacak. 2027'ye kadar bu rakamın 105.000'i bulması gerekir.

Afrika ve Avrupa arasındaki ticaret azımsanamaz. Afrika'nın AB ile ticareti  %36 seviyesindedir. Bu rakamlar Çin için %16 ve ABD için %6'dır. Ama bu yeterli değildir.

Avrupa ve Afrika arasındaki sayısız ticaret anlaşmasını eşitler arasındaki bir ekonomik ortaklık olarak kıtadan kıtaya serbest ticaret anlaşmasına dönüştürmeliyiz.  

 

Sayın Başkan,

Hanımefendiler ve Beyefendiler,

Birliğin liderliğe en fazla ihtiyaç duyduğu konulardan birisinin de Brexit olduğunu görüyorum. Dostum Michel Barnier'in ustalıkla yürütmekte olduğu müzakerelerin detaylarına değinmeyeceğim. Barnier 27 Üye Devlet tarafından birçok kez oybirliğiyle teyit edilmiş olan pozisyonumuz temelinde çalışıyor. Ancak önümüzdeki aylarda Brexit'e ilişkin çalışmalarımızda bize rehberlik etmesi gereken üç ilkeyi izninizle hatırlatmak isterim.

Öncelikle, bundan derin üzüntü duymaya devam etsek de İngiltere'nin Birlikten ayrılma kararına saygı duyuyoruz. Öte yandan İngiliz hükümetinin, Birlikten ayrılan bir üyenin Üye bir Devletle aynı imtiyazlı pozisyona sahip olamayacağını anlamasını istiyoruz. Birlikten ayrılırsanız şüphesiz artık tek pazarımızın bir parçası değilsiniz, tek pazarın istediğiniz kısımlarının bir parçası hiç değilsiniz demektir. 

İkinci olarak Avrupa Komisyonu, bu Parlamento ve 26 Üye Devletin tamamı İrlanda sınırı söz konusu olduğunda her zaman bağlılık ve dayanışma gösterecektir. Bu nedenle Kuzey İrlanda'da katı bir sınırı önleyecek yaratıcı bir çözüm istiyoruz. Öte yandan İngiltere hükümetinin Hayırlı Cuma Anlaşması çerçevesindeki sorumluluklarını bırakması halinde de sesimizi aynı ölçüde yükseltiriz. Kuzey İrlanda'da sınırın daha görünür hale gelmesi riskini yaratan Avrupa Birliği değil Brexit'tir.

Üçüncü olarak, 29 Mart 2019'dan sonra Birleşik Krallık bizim için asla sıradan bir üçüncü ülke olmayacak.  Birleşik Krallık siyasi ve ekonomik bakımdan ve güvenlik bağlamında her zaman çok yakın bir komşu ve ortak olacak.  

Geçen aylarda Birlik içerisinde ne zaman bir arada durmamız gerekse diğer tüm Avrupalılar gibi aynı değerler ve ilkeler çerçevesinde İngiltere yanımızda oldu. İşte bu nedenle Başbakan May'in Brexit sonrası iddialı yeni bir ortaklık teklifini memnuniyetle karşılıyorum. Bu tür bir ortaklık için başlangıç noktasının Birleşik Krallık ile Avrupa Birliği arasında bir serbest ticaret bölgesi olmasına yönelik Başbakanlık konutunda yapılan açıklamaya katılıyoruz.

Bu üç ilke temelinde Komisyon müzakerecileri bir anlaşmaya varmak üzere gece gündüz çalışmaya hazırdır. Birleşik Krallığın sorunsuz şekilde ayrılmasını ve sonrasında istikrar ortamını sağlamak vatandaşlarımıza ve iş dünyamıza borcumuzdur. Sizi temin ederim ki Komisyon bu sürece engel teşkil etmeyecektir.   

  

             

AVRUPA İÇİN GÜÇLÜ BİR PERSPEKTİF 

 

Avrupa Parlamentosu'nun Saygıdeğer Üyeleri,

 

Avrupa seçimleri öncesinde ve Avrupa Liderleri 9 Mayıs 2019'da Romanya'nın Sibiu kentinde toplanmadan önce yapılması gereken çok iş var.

Sibiu, tüm Avrupalılara geleceğe dair güçlü bir perspektif sunmanın zamanı.

Avrupalılar belirsizlikten ve net olmayan karışmış hedeflerden daha iyisini hak ediyor. Tahmini ya da yarım-tedbirleri değil, niyetlerin açıkça ortaya konulmasını hak ediyorlar.

Brexit'ten sadece altı hafta sonra ve Avrupa seçimlerinden iki hafta önce gerçekleştirilecek olan Sibiu zirvesine giden yolda söz konusu olan budur.

O zamana kadar, jeopolitik olduğu kadar ekonomik nedenlerden de dolayı, AB-Japonya ortaklık anlaşmasını onaylamış olmalıyız.

O zamana kadar, 2020'den sonraki AB bütçesi hakkında da prensipte anlaşmış olmalıyız.

Eğer genç Avrupalılara Erasmus programımızdan en iyi şekilde yararlanabilme imkânı vermek istiyorsak - ki bunu yapmalıyız - o zaman diğerlerinin yanı sıra bütçenin bu kalemi konusunda da karar vermeliyiz.

Eğer araştırmacılarımıza ve yeni girişimcilerimize daha fazla fırsat vermek ve işlere mal olan finansman açıklarını önlemek istiyorsak, seçimlerden önce bir karar vermek zorundayız.

Avrupa Birliği'ni askerileştirmeden - savunma harcamalarını 20 faktör arttırmak istiyorsak - hızlı karar vermeliyiz.

Afrika'daki yatırımımızı % 23 oranında arttırmak istiyorsak, hızlı bir şekilde karar vermeliyiz.

Gelecek yıl, avronun uluslararası rolünü de ele almalıyız. Genç Avro 20 yaşında olmasına -ve aldığı eleştirilere- rağmen daha şimdiden uzun bir yol kat etti.

 

Şu an dünyanın en çok kullanılan ikinci para birimi ve 60 ülke para birimlerini şu ya da bu şekilde Avroya bağlamış durumda. Ancak, tek para birimimizin uluslararası arenada rolünü tam olarak oynayabilmesi için daha fazlasını yapmalıyız.

Son dönemdeki olaylar, Ekonomik ve Parasal Birliğimizi derinleştirme ve derin ve likit sermaye piyasası inşa etme ihtiyacını keskin bir şekilde ortaya çıkardı. Bunun başarılabilmesi için Komisyon bir dizi öneri hazırladı - şimdi bu önerilerin çoğu Parlamento ve Konsey tarafından kabul edilmeyi bekliyor.

Ancak daha ileri gidebiliriz ve gitmeliyiz de. Avrupa’nın enerji ithalatının kabaca sadece % 2’si ABD’den gelirken –yılda 300 milyar avro değerindeki - enerji ithalat faturasının % 80’ini Amerikan doları olarak ödüyor olmamız mantıklı değil. Avrupalı ​​şirketlerin Avrupa uçaklarını avro yerine dolar üzerinden almaları da mantıklı değil.

 

Bu nedenle, Komisyon, avronun uluslararası rolünü güçlendirmek için yılsonundan önce bazı girişimlerde bulunacak. Avro, yeni ve daha egemen bir Avrupa'nın yüzü ve aracı haline gelmelidir. Bunun için, Ekonomik ve Parasal Birliğimizi güçlendirerek önce kendi evimizi düzene koymalıyız ki zaten bunu yapmaya başladık.

Aksi takdirde, avronun uluslararası rolünü güçlendirmek için gereken araçlardan yoksun kalırız. Avrupa'yı ve avroyu daha güçlü kılmak için Ekonomik ve Parasal Birliğimizi tamamlamalıyız.

 

 

Son olarak belirtilmekle birlikte en az diğerleri kadar önemli olan bir mevzuya değinmek istiyorum: Sibiu'ya kadar, dış politikamızın güçlendirilmesi sürecinde gözle görülür bir ilerleme sağlamak istiyorum. Dış politikamız söz konusu olduğunda tek sesle konuşma yeteneğimizi arttırmalıyız.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nde Çin tarafından gerçekleştirilen insan hakları ihlallerinin kınanması söz konusu olduğunda, Birliğimizin kendini susturmuş olması doğru değil. Sebebi de tüm Üye Devletlerin bu konuda mutabık kalamaması.

 

Üye Devletlerden birinin Beyaz Rusya'ya yönelik silah ambargosunun yenilenmesine ipotek koyması ya da oybirliğine ulaşılamadığı için Venezüella'ya yönelik yaptırımların aylarca ertelenmesi doğru değil.

İşte bu nedenle bugün Komisyon, dış ilişkilerimizin belirli alanlarında nitelikli çoğunluk oylamasına geçilmesini teklif ediyor. Geçen sene bu konuda söylediğimi tekrarlamak istiyorum. Her alanda olmasa da insan hakları meseleleri ve sivil misyonlar dahil, belirli alanlarda nitelikli çoğunluk oylamasına geçmeliyiz.  Mevcut Antlaşmalar kapsamında bunun yapılması mümkün, ben de Lizbon Antlaşması'nın bu "kayıp hazinesi'ni" kullanma zamanının geldiğini düşünüyorum.

Ayrıca, belirli vergi konularında da nitelikli çoğunluk ile karar verebilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

 

 

Sayın Başkan,

 

Anlaşmazlıklarımızı ifade etme şeklimiz ile ilgili artan endişeler hakkında birkaç söz söylemek istiyorum. Hükümetler ve kurumlar arası hararetli tartışmalar gittikçe yaygınlaşıyor. Sert ya da incitici sözler, Avrupa’yı bir yere götürmez.

Bu ses tonu sadece politik söylem açısından endişe vermekle kalmıyor. Bazıları medyayı ve gazetecileri hedef alarak bir tartışmayı tamamen noktalamaya çalışıyor ki bu da endişe verici.  Avrupa, basın özgürlüğünün her daim kutsal olduğu bir yer olmalı. Çok fazla sayıda gazetecimiz korkutuluyor, saldırıya uğruyor, hatta öldürüyor. Demokrasimizi ve onun aktörleri olan gazetecilerimizi korumak için daha çok şey yapmalıyız.

Genel olarak, kaybedilen uzlaşma sanatını yeniden canlandırmak için daha çok şey yapmalıyız. Uzlaşma, inançlarımızı feda etmek ya da değerlerimizi satmak anlamına gelmiyor.

 

Komisyon, hukukun üstünlüğüne yönelik tüm saldırılara direnecektir. Bazı Üye Devletlerimizde meydana gelen gelişmelerden endişe duymaya devam ediyoruz. Hukukun üstünlüğü her ne zaman tehdit edilirse, Madde 7 uygulanmalıdır.

Birinci Başkan Yardımcısı Timmermans, hukukun üstünlüğünü savunmak için son derece başarılı ancak çoğunlukla yalnız başına çalışmalar yürütüyor. Komisyonun tamamı ve şahsen ben ona tam destek veriyoruz.

Fakat bir hususta çok net olmalıyız: Adalet Divanı'nın kararlarına saygı gösterilmeli ve bu kararlar uygulanmalıdır. Bu son derece önemli. Avrupa Birliği bir hukuk topluluğudur. Hukukun üstünlüğüne saygı gösterilmesi ve Mahkeme kararlarına riayet etme isteğe bağlı değildir.

 

SONUÇ

Sayın Başkan,

Avrupa Parlamentosu'nun Saygıdeğer Üyeleri,

Bu konuşmaya –benim son konuşmam olmasa da son Birliğe Seslenişime – tarihten bahsederek başladım. Hem bu Komisyonun görev süresine damgasını vuran olaylardan hem de açık bir şekilde Avrupa Tarihi'nden bahsettim.

Bugünün Avrupa'sından hepimiz sorumluyuz. Ve yarının Avrupası için de hep birlikte sorumluluk almalıyız.

Tarih böyle: parlamentolar ve Komisyonlar gelir ve gider, ama Avrupa kalır. Ancak Avrupa'nın olması gereken yere gelmesi için bazı dersler çıkarılması gerekiyor.

Avrupa dünya meselelerinde kenarda kalmamalı. Avrupa artık uluslararası olayların salt seyircisi ya da yorumcusu olamaz. Avrupa aktif bir oyuncu, yarının dünyasının mimarı olmalı.

Dünya çapında Avrupa'ya yönelik güçlü bir talep var. Bu kadar yüksek talebi karşılamak için, Avrupa dünya sahnesinde tek sesle konuşmalı. Uluslar konserinde duyulması için, Avrupa'nın sesi net bir şekilde çıkmalı. Federica Mogherini, Avrupa diplomasisini daha tutarlı hale getirdi. Ancak, rakip ve paralel ulusal diplomasilerin tutarsızlığına tekrar geri dönmeyelim. Avrupa diplomasisi tek sesle yürümeli. Dayanışmamız herkesi kucaklamalı.


Avrupa'nın Doğu ve Batı'sını bir araya getirmek için daha fazlasını yapmamızı istiyorum. Avrupa'nın üzüntü veren bölünmüş görünümüne bir son vermenin zamanı geldi. Kıtamız ve Soğuk Savaş'a son verenler daha iyisini hak ediyor.

AB'nin, Birlik 'in sosyal boyutu ile daha iyi ilgilenmesini istiyorum. İşçilerin ve küçük işletmelerin haklı endişelerini görmezden gelenler, Avrupa'nın birlikteliğini zayıflatıyor. Göteborg Sosyal Zirvesi'nde ilan ettiğimiz iyi niyetleri yasaya dönüştürmenin zamanı geldi.

Gelecek yılki seçimlerin Avrupa demokrasisi için bir dönüm noktası olmasını dilerim. Spitzenkandidaten sürecinin - Avrupa demokrasisi için atılan bu küçük adımın – tekrarlandığını görmek isterim. Şahsen, çokuluslu listeler olsa, bunun süreci daha da güvenilir kılacağını düşünüyorum. Umarım bunlar en geç 2024'te gerçekleştirilecek bir sonraki Avrupa seçimlerine kadar mümkün olur.

Fakat en önemlisi, sağlıklı olmayan bir milliyetçiliği reddetmemizi ve aydınlanmış bir vatanseverliği kucaklamamızı isterim. 21. Yüzyıl vatanseverliğinin çift yönlü olduğunu asla unutmamalıyız: Birinin diğerine engel olmadığı, Avrupa yönü ile ulusal yön.

Fransız filozof Blaise Pascal'ın dediği üzere: Birbirine uyan şeyleri severim. İki ayağının üzerinde durabilmek için, Avrupa bir bütün olarak hareket etmelidir. Avrupa'yı sevmek, uluslarını sevmektir. Ulusunu sevmek, Avrupa'yı sevmektir. Vatanseverlik bir erdemdir. Kontrolsüz milliyetçilik ise zehir ve aldatmaca doludur.

Kısacası, kendimize karşı dürüst olmalıyız.

Bugün diktiğimiz ağaçlar, ister Doğu veya Batı'dan, isterse Güney veya Kuzey'den baksınlar, torunlarımızın çocuklarına gölge vermeli, onlara büyümek ve rahat nefes almak için gereken her şeyi sağlamalıdır.

 

Birkaç yıl önce, aynı noktada durduğumda, Avrupa'nın hayatımın aşkı olduğunu söylemiştim. Hala Avrupa'ya aşığım ve bu sonsuza dek sürecek.

 

Jean-Claude Juncker