fbpx Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen tarafından yapılan Birliğe Sesleniş Konuşması | AB Türkiye
State of the Union Address by President von der Leyen at the European Parliament Plenary

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda Avrupa Komisyonu Başkanı von der Leyen tarafından yapılan Birliğe Sesleniş Konuşması

16.09.2020 Çar - 13:46

16 Eylül 2020, Brüksel

 

Yaşamak istediğimiz dünyanın inşası: Kırılganlıklar dünyasında yaşam gücü dolu bir Birlik

Sayın Başkan [Avrupa Parlamentosu],

Saygıdeğer Üyeler,

Bu kamaranın da kendisine hayranlık beslediği, zamanımızın en cesur beyinlerinden biri olan Andrei Sakharov, her zaman, insan ruhunun gizli gücüne olan sarsılmaz inancından bahsederdi.

Son altı aydır Avrupalılar da insan ruhunun gerçekten ne kadar güçlü olduğunu göstermiştir. 

Bunu, hasta ve yaşlıların bakımını üstlenmek üzere bakım evlerine taşınan yardım görevlilerinde gördük.

Bunu, son nefesini verenlerin aile bireyleri haline gelen doktorlarda ve hemşirelerde gördük.

Bunu, sırf bizler o riske girmeyelim diye gecelerce, haftalarca en ön safhalarda risk alarak mücadele eden çalışanların emeklerinde gördük.

Onların gösterdiği empati, cesaret ve görev sorumluluğu, hepimize esin kaynaklığı ediyor: ben de bu konuşmamam başlarken, hepsine takdirlerimizi sunmak istiyorum.

Bu yaşanan hikâyeler aslında dünyamızın ve Birliğimizin içinde olduğu durum hakkında da birçok hususu ortaya koyuyor.

Herşeyden önce bizlere insanlığın gücünü ve toplumda daha uzun bir süre devam edecek olan yas duygusunu gösteriyor.

Ancak tüm bunlar etrafımızdaki kırılganlıkları da gözler önüne seriyor.

Bir kum tanesinden binlerce defa küçük bir virüs, bizlere, yaşamın ne kadar hassas olabileceğini gösterdi.

Bu virüs, sağlık sistemlerimizdeki zorlanışları ve sahip olunan serveti sağlıktan önde tutan bir modelin sınırlarını, tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

[Bu virüs] Gözlerimizin önünde eriyen buzullar, yanan ormanlar ve şimdi de küresel bir pandemi yoluyla gezegenimizin her gün gördüğümüz kırılganlığını, çok daha keskin bir odaklamayla önümüze koydu.

[Bu virüs] Yüzlerimizi maskelerle kapatıp birbirimizden iki kol uzakta durmamızla davranışlarımızı ve iletişim biçimimizi de değiştirdi.

Bizlere değerler toplumumuzun gerçekte ne kadar kırılgan olduğunu ve bunun dünya genelinde ve hatta burada, Birliğimizde ne kadar hızlı bir şekilde sorgulanabilir hale gelebileceğini gösterdi.

Ama insanlar bu Korona dünyasından, bu kırılganlıktan ve bu belirsizlikten sıyrılıp çıkmak istiyor. Onlar değişime ve artık bunları geride bırakıp önlerine bakmaya hazır.

Zaman da Avrupa’nın zamanı.

Zaman, bu kırılganlıktan çıkıp yeni bir yaşam gücüne doğru liderlik etme zamanı. İşte ben de bugün, bu konudan bahsetmek istiyorum.

Saygıdeğer Üyeler,  

Bunu söylüyorum; çünkü son aylarda, ortak addettiğimiz şeylerin değerini keşfettik.

Bireyler olarak hepimiz, diğerlerinin emniyeti için kendi kişisel özgürlüklerimizden fedakârlık ettik.

Ve Birlik olarak hepimiz, herkesin iyiliği için, egemenliğimizin bir kısmını paylaştık.

Üye Devletler arasındaki korkuyu ve bölünmeyi, Birliğimize duyulan güvene çevirdik.  

Birbirimize ve Avrupa kurumlarına güvendiğimizde nelerin mümkün olabileceğini gösterdik.

Tüm bunlarla sadece burayı ve şimdiyi tamir edip toparlamayı seçmiş olmadık; aynı zamanda yarının dünyasında daha iyi yaşamanın yollarını da şekillendirmiş olduk.

İşte bu Birsonraki AB Kuşağı yani --NextGenerationEU. 

Bu, bir felaket dolayısıyla veya dünyadaki diğerlerinin direttiği diktayla değil de tasarım yoluyla değişim yaratmak için bir fırsat.

Sadece dünün dünyası için ihtimaller inşa etmek için değil; yarının dünyası için fırsatlar yaratarak daha güçlü bir şekilde ortaya çıkmak için…  

Bunu gerçekleştirmek için gereken herşey elimizde var. Bizleri hep engelleyen eski bahaneleri ve alıştığımız rahatlıkları üzerimizden silkeleyip attık. Gereken vizyonumuz var, gereken planımız var ve gereken yatırımımız da var…

Artık işe koyulma zamanı!

Bu sabah Başkan Sassoli ve --Almanya dönem başkanlığı adına-- Şansölye Merkel’e bir niyet mektubu gönderdim ve bu mektupta, önümüzdeki yıl için Komisyonun planlarının bir çerçevesini sundum.

Tüm adımlarımızı bugün anlatmayacağım; ancak, önümüzdeki 12 ay boyunca Birliğin nelere odaklanması gerektiği hakkındaki düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.

 

BİRLİKTE AYAĞA KALKMAK: AVRUPANIN VERDİĞİ SÖZÜ YERİNE GETİRMEK

Sayın Üyeler,

Avrupa halkaları halâ acı çekiyor.

Ailelerinin sağlığından, sahip oldukları işin geleceğinden veya sadece ayın sonunu getirebilmekten endişe eden milyonlar için çok yoğun bir endişe döneminden geçiyoruz.

Pandemi – ve beraberinde getirdiği belirsizlik– sona ermiş değil. Toparlanma ise daha çok çok erken bir aşamada…

Öyleyse ilk önceliğimiz, birbirimizi bu durumdan çekip çıkartmak. İhtiyacı olanların yanında olmak…

Ve eşsiz sosyal pazar ekonomimiz sayesinde Avrupa bunu başarabilir durumda…

Herşeyden önce bu [sistem], hastalık, işlerin ters gitmesi, işsizlik ve yoksulluk gibi hayatın büyük riskleri karşısında bizleri koruyan bir insan ekonomisi… Bu [sistem] bizlere bir istikrar sunuyor ve bizleri şoklara karşı daha dayanıklı kılıyor. Bu [sistem] yenilikçiliği, büyümeyi ve adil rekabeti destekleyerek fırsatlar ve refah yaratıyor.

Dayanıklı koruma, istikrar ve fırsatlar sözü daha önce hiç bugün olduğu kadar önemli olmamıştı.

İzninizle açıklayayım:

Öncelikle, Avrupa yaşamı ve geçim olanaklarını korumaya devam etmelidir.

Ortadan kaybolacak veya yoğunluğunu azaltacak gibi durmayan pandeminin tam da ortasında bu, çok daha büyük bir önem taşıyor.

Rakamların nasıl da çabucak kontrolden çıktığını biliyoruz. Bu itibarla pandemiyi azami dikkat, azami sorumluluk ve birlik içinde ele almayı sürdürmeliyiz.

Son altı aydır sağlık sistemlerimiz ve sağlık çalışanlarımız birçok mucizeler yarattı.

Her bir ülke, yurttaşlarına en iyisini vermek için çalıştı.

Ve Avrupa hep birlikte, daha önce olmadığı kadar fazla şey yaptı.

Üye devletler sınırlarını kapattığında, malların geçişi için yeşil hatlar oluşturduk.

600,000’den fazla Avrupalı dünyanın farklı köşelerinde mahsur kaldığında, AB Onları evlerine kavuşturdu.

Bazı ülkeler yaşamsal önem taşıyan tıbbi ürünlere ihracat yasağı getirdiğinde, bunu durdurduk ve bu tür yaşamsal önem taşıyan tıbbi malzemenin ihtiyaç duyulan yerlere gitmesini sağladık.

Maske, eldiven, test ve solunum cihazı üretiminin arttırılması için Avrupa sanayiiyle çalıştık.

Sivil Koruma Mekanizmamız, Romen doktorların İtalya’da hastaları tedavi edebilmesini veya Letonya’nın Baltık komşularına maske gönderebilmesini sağladı. 

Bunu tam yetkiler elimizde olmadan başardık.

Benim için durum çok net: Daha güçlü bir Avrupa Sağlık Birliği inşa etmemiz gerekiyor.

Bunu gerçekleştirmeye başlamak içinse şimdi sağlık krizinden ilk dersi çıkartmamız gerekiyor.

Yeni AB4Sağlık (EU4Health) programımızı gelecekte olabilecek değişikliklerden etkilenmeyecek hale getirmeliyiz. İşte bu sebeple fon kaynağının arttırılmasını teklif etmiştim ve bu Parlamento’nun, AB Konseyi’nce yapılan kesintileri düzeltmek ve daha fazla fon kaynağı sağlamak için mücadeleye hazır olması dolayısıyla sizlere minnettarım.  

Bununla birlikte krize hazırlık seviyemizi ve sınır aşan sağlık tehditleri karşısında yönetim [kapasitemizi] güçlendirmeliyiz.

İlk adım olarak, Avrupa Tıp Ajansı (EMA) ile hastalık önleme ve kontrol merkezimiz olan ECDC’yi güçlendirmeyi ve takviye etmeyi teklif edeceğiz.

İkinci adım olarak, biyomedikal alanda ileri düzey araştırma ve geliştirme çalışmaları için Avrupa BARDA ajansını kuracağız. Bu yeni ajans, menşei ister doğal isterse kasti olsun, sınır aşan tehditler ve acil durumlar karşısında kapasitemizi ve hazırlıklı olma halimizi destekleyecek. Başta farmasötik ürünler olmak üzere arz zinciri bağımlılığımızı ele almak üzere stratejik bir stoklamaya ihtiyacımız bulunuyor.

Üçüncü bir adım olaraksa, sağlık alanındaki yetkiler konusunu konuşmamızın zamanının geldiği hiç olmadığı kadar net… Ben bu konunun, Avrupa’nın geleceği Konferansı (Conference on the Future of Europe) için asil ve acil bir görev olduğu kanaatini taşıyorum.

Bu bir küresel kriz olduğundan, çıkartılan küresel dersleri öğrenmemiz gerekiyor. Bu nedenle, Başbakan Conte ve İtalya’nın G20 Başkanlığıyla birlikte, önümüzdeki sene İtalya’da bir Küresel sağlık Zirvesi düzenleyeceğim.

Bu, Avrupalılara Birliğimizin herkesi korumak için orada olduğunu gösterecek.

İşte işçiler söz konusu olduğunda tam da bunu yaptık.

Göreve geldiğimde, işçileri ve işletmeleri harici şoklara karşı koruyacak bir araç oluşturacağıma dair söz verdim.

Çalışma ve Sosyal İşler Bakanlığında kazandığım deneyimlere dayanarak bu programların işe yaradığını biliyorum. İnsanların işlerini kaybetmelerinin önüne geçiyor, işletmelerde beceri sahibi personelin kalmasını sağlıyor ve KOBİ’ler de ayakta kalabiliyor. Bu KOBİ’ler ekonomimizin motoru ve toparlanmamızın da itici gücü olacaklar.

Bu nedenle Komisyon, SURE adlı programı başlattı. Parlamentoya da bu konu üzerinde rekor denilebilecek bir sürede çalıştıkları için teşekkür etmek isterim.

Başka yerlerde görüldüğünün aksine şayet Avrupa şu ana kadar kitlesel işten çıkarmaları engelleyebildiyse, bu, büyük oranda, 40 milyon civarında insanın kısa dönemli çalışma programlarına başvurması sayesinde olmuştur.

Bu hız ve amaç birliği 16 ülkenin kısa bir zaman zarfında, işçileri ve şirketleri desteklemek üzere, SURE programından yaklaşık 90 milyar Avro alacağı anlamına geliyor.

Böylece Litvanya’dan İspanya’ya, masasına yemek koymak veya kirasını ödemek zorunda olan ailelerin içleri de rahatlamış olacak.

Yine Birlik çapında milyonlarca iş, gelir ve şirketin de korunmasına yardımcı olunmuş olacak.

İşte bu Avrupa dayanışmasının gerçek hayatta vücut bulmuş halidir ve Birliğimizde çalışma onurunun kutsal olması gerektiği gerçeğini yansıtmaktadır.

Ancak gerçek şu ki pek çok insan için artık çalışma yeterince ücret anlamına gelmiyor.

Ücret azaltımları çalışma onurunu tahrip etmekte; insna onuruna yaraşır ücret ödeyen müteşebbisi cezalandırmakta ve Tek Pazar’da adil rekabeti bozmaktadır.

Bu nedenle Komisyon, bir asgari ücretler çerçevesi kurulması amacıyla bir yasal teklif sunacaktır. Herkesin, toplu sözleşmeler veya yasaya dayalı asgari ücretler yoluyla, asgari ücrete erişimi olmalıdır.

Ben toplu pazarlığın kuvvetli bir savunucusuyum ve bu teklif, ulusal yetkilere ve geleneklere tam riayet içinde olacaktır.

Birçok Üye Devlette, müzakere edilmiş asgari ücretin nasıl [bireyin] işini garanti altına aldığını ve hem işçiler hem de işçilerine değer veren şirketler için adalet yarattığını görüyoruz.

Asgari ücret işe yarıyor  ve artık harcanan mesainin gerekli ücreti yaratmasının vakti geldi.

Sosyal piyasa ekonomisinin verdiği ikinci söz, istikrarla ilgili…

Avrupa Birliği ve üyesi olan devletler, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir kriz karşısında, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir tepki verdiler.

Birlik olduğunu ve bu durumun üstesinden gelebileceğini göstererek Avrupa, ekonomilerimizin ihtiyacı olan istikrarı sağladı. 

Komisyon derhal tarihimizde ilk defa olmak üzere genel kaçış klozunu devreye soktu. 

Avrupa fonlarını ve Devlet yardımı kurallarımızı esnettik.

Hırvatistan’daki balıkçılardan Yunanistan’daki çiftçilere; İtalya’daki KOBİ’lerden Danimarka’daki freelancer-serbest çalışanlara kadar, şirketlere ve sanayiye yönelik olarak 3 trilyon Avronun üzerinde bir desteğe onay verdik.

Avrupa Merkez Bankası, PEPP programı aracılığıyla kararlı adımlar attı.

Komisyon, NextGenerationEU’yu teklif etti ve rekor denilebilecek [kısa] bir süre içinde bütçeyi revize etti.

Bu, yatırımla çok gerek duyulan reformları bir araya getiriyor.

Konsey de bu konudaki onayını yine rekor denilecek kadar [kısa] bir sürede verdi.

Bu kamara da oylama için azami hızla çalışıyor.

İlk defa olmak üzere – ve istisnai zamanlar için- Avrupa, ulusal mali istikrar [unsurlarını] tamamlamak adına kendi ortak araçlarını devreye aldı.

Bu, Birliğin birlikteliği adına unutulmaz bir an… Bu, hepimizin gurur duyması gereken ortak bir başarıdır.

Artık bu yolda ilerlemenin vaktidir. Hepimiz yapılan tahminleri gördük. GSYIH’mizde %12’lik bir düşüşten sonra ekonomilerimizin ikinci çeyrekte yeniden hareketlenmeye başlamasını bekliyoruz.

Ancak virüs etrafımızda kalmaya devam ettikçe belirsizlik de hem burada, Avrupa’da, hem de dünyanın dört bir tarafında aynı şekilde devam ediyor.  

Öyleyse kesinlikle, desteğimizi geri çekmenin hiç de zamanı değil.

Ekonomilerimizin sürekli bir politika desteğine ihtiyacı var ve mali destek verilmesi ile mali sürdürülebilirliğin sağlanması arasında hassas bir dengenin sağlanması gerekecek.

Uzun vadede, istikrar ve rekabetçilik için daha kuvvetli bir Ekonomik ve Parasal Birlik’ten daha iyi bir yol bulunmuyor.

Avro’ya yönelik güven, hiç olmadığı kadar güçlü...

NextGenerationEU tarihi anlaşması, [anlaşmanın] arkasındaki siyasi desteği de göstermektedir.

Artık bu fırsattan faydalanarak ekonomilerimizde yapısal reformlar gerçekleştirmeli ve Sermaye Piyasaları Birliği ile Bankacılık Birliğini tamamlamalıyız.

Büyümek için; toparlanmaya yatırım için; gelecek için şirketlere finansmana erişimi sağlanması açısından derin ve likit sermaye piyasaları büyük önem taşımaktadır.

Bunlar aynı zamanda Avronun uluslararası rolünün daha da güçlendirilmesi bakımından da birer ön koşuldur. Öyleyse işimize bakalım ve bu kuşaklara yayılmış projeyi artık tamamlayalım.

Sayın Üyeler, yerine getirilmeyi bekleyen üçüncü söz de fırsat sözü…

Pandemi bizlere çoktandır unuttuğumuz veya cepte garantide gördüğümüz pek çok şeyi hatırlattı.

Pandemi bizlere ekonomilerimizin birbirine ne kadar çok bağlı olduğunu ve tam olarak işleyen bir Tek Pazarın refahımız ve iş yapışımız üzerinde ne kadar önemli olduğunu hatırlattı.

Tek Pazar, fırsat demektir: bir tüketici için, ödediği paranın karşılığını alması; bir şirket için Avrupa’da istediği yerde satış yapabilmesi; sanayi için de küresel rekabet gücünü ilerletmek demektir.

Hepimiz için ise [Tek Pazar], Avrupalılar olarak üzerine titrediğimiz özgürlüklerimizden azami düzeyde faydalanama fırsatı anlamına gelmektedir. [Tek Pazar] şirketlerimize, gelişmeleri için gerek duydukları ölçeği vermekte ve zorlu dönemlerde de bu şirketler için bir korunma alanı sağlamaktadır. Hayatımızı daha kolay kılmaz adına her gün [Tek Pazar’a] yaslanıyoruz – ve [Tek Pazar] kriz yönetimi ve gücümüzü yeniden toparlamak için de hayati bir önem taşıyor.

Haydi, ona kuvvet katalım!

Tek Pazarın engellerini yıkmalıyız. Bürokrasiyi ortadan kaldırmalıyız. Uygulamayı ve yürütmeyi hızlandırmalıyız. Ve dört özgürlüğü eksiksiz bir şekilde ve olabildiğince hızla yeniden kurmalıyız.

Bunun için en önemli adım, tam işleyen bir Schengen serbest dolaşım alanıdır. Parlamento ve Üye Devletlerle birlikte çalışarak bu konuyu gündemimizin üst sıralarına taşıyacağız ve Schengen’in geleceği için yeni bir strateji önerisinde bulunacağız.   

Bu güçlü iç pazar temelinde Avrupa sanayisi, milyonlarca kişiye istikrarlı bir hayat sağlayarak ve toplumlarımızın çevresinde büyüdüğü sosyal merkezler yaratarak uzun süredir ekonomimize güç kaynaklığı yapıyor.

Mart’ta yeni sanayi stratejimiz sunduk ve burada amacımız, sanayiinin ikiz yeşil ve dijital geçişe liderlik edebilmesini sağlamak. Küresel rekabetçi manzaranın temellerinden değiştiği son altı ay, bu geçişi hızlandırdı. İşte bu nedenle sanayi stratejimizi önümüzdeki ayın ilk yarısında güncelleyeceğiz ve hıza ayak uydurması gereken rekabet çerçevemizi de buna uyarlayacağız. 

 

AVRUPA’YI İLERİYE DOĞRU İTMEK: YAŞAMAK İSTEDİĞİMİZ DÜNYANIN İNŞASI

Saygıdeğer Üyeler,

Bütün bunlar, Avrupa’nın yeninden ayakları üzerinde durmasını sağlayacaktır. Ancak bu durumdan birlikte çıkarken aynı zamanda kendimizi yarının dünyasına doğru da ilerletmeliyiz.

Kırılgan gezegenimizin geleceği söz konusu olduğunda, hızlanmak dışında daha acil bir ihtiyaç söz konusu olamaz.   

Sokağa çıkma kısıtlamaları ve hayatın yavaşladığı dönemde dünyada birçok aktivite donma noktasına gelse de gezegenimiz, tehlikeli bir şekilde ısınmaya devam etti.

Mont Blanc’ta buzulların çökmesi dolayısıyla boşaltılan evlerden Oregon’u kasıp kavuran yangınlara; on yıllardır yaşanan en kötü kuraklıkta Romanya’da mahvolan hasada kadar bu durumu dört bir yanımızda görebiliyoruz.

Ancak doğanın yaşantılarımıza geri dönüşünü de gördük.

Ruh sağlığımız ve fiziki iyiliğimiz için yeşil alanlara ve daha temiz bir havaya özlem duyduk.

Değişimin gerekli olduğunu biliyoruz – ve bunun mümkün olduğunu da!

Avrupa Yeşil Anlaşması (The European Green Deal)bu değişim için elimizdeki haritamızdır.

Bunun tam merkezinde, 2050 itibariyle dünyanın ilk iklim-nötr kıtası olma misyonumuz yer almaktadır.

Bunu statükoya takılarak yapamayız elbette: hızlanmalıyız ve yaptıklarımızı daha iyi yapar hale gelmeliyiz.

Ne kadar hızlı gidebileceğimizi ve yapacaklarımızı, en sorumlu şekilde ve delile dayalı olarak nasıl yapabileceğimizi kavrayabilmek için her sektöre derinlemesine bakıyoruz.

Geniş bir kamu istişaresinde bulunduk ve kapsamlı bir etki değerlendirme çalışması yaptık.

Bu temelde Avrupa Komisyonu, emisyonların/salınımların azaltılması anlamında 2030 hedefini asgari %55’e yükseltmeyi öneriyor.

Bazıları için %40’tan %55’e geçişin çok fazla olduğunun, bazıları için ise yeterli olmadığının farkındayım.

Yaptığımız etki değerlendirme çalışması net bir şekilde göstermiştir ki ekonomimiz ve sanayimiz bunu halledebilecek durumdadır.

Onlar da bunu istiyorlar. Daha dün, KOBİ’lerden ve dünyanın en büyük şirketlerinden 170 iş dünyası lideri ve yatırımcısı bana bir mektup yollayarak hedef olarak Avrupa’nın en az %55’lik bir oran tespit etmesi gerektiği yönündeki taleplerini dile getirdiler.

Yaptığımız etki değerlendirme çalışması net olarak göstermektedir ki bu hedefe ulaşılması, Avrupa’yı 2050 itibariyle iklim nötr olma yolunda ve Paris Anlaşması kapsamındaki mükellefiyetlerimizi yerine getirme anlamında sağlam bir şekilde rayında tutacaktır.

Başkaları da bizi takip ederse dünyanın ısınması 1.5 derece santigrat altında kalabilecektir.

Ortaklarımızın birçoğunun bunun çok uzağında kaldığının farkındayım – ve biraz sonra Karbon Sınır Uyarlama Mekanizması konusuna değineceğim.

Ancak bizim için 2030 hedefi iddialı, ulaşılabilir ve Avrupa için faydalı bir hedeftir.

Bunu başarabiliriz. Bunu yapabileceğimizi zaten gösterdik.

1990’dan bu yana salınımlar %25 oranında azalırken, ekonomimiz %60’tan fazla büyüdü.

Aradaki fark şu ki şu anda daha fazla teknolojimiz, daha fazla uzmanlığımız ve daha fazla yatırımımız var ve karbon-nötr üretim ile döngüsel ekonomiye doğru yola çıkmış bulunuyoruz.

Değişim isteyen daha fazla gencimiz var. İklim için iyi olanın işimiz için de hepimiz için de daha iyi olduğunu gösteren daha fazla kanıtımız var.  

Bu dönüşümde kimseyi arkada bırakmayacağımıza dair şeref sözümüz de var. Sadece Dönüşüm Fonumuzla (Just Transition Fund) daha büyük ve daha maliyetli değişimler geçirmesi gereken bölgelere destek olacağız.  

Herşeyimiz var. Artık uygulamaya geçmek ve tüm bunları gerçekleştirmek bizim sorumluluğumuz.

Saygıdeğer Üyeler,

Bu yeni hedefe ulaşılması, enerji ithalatına bağımlılığımızı azaltacak, milyonlarca ilave iş yaratacak ve hava kirliliğini yarıdan fazla azaltacaktır.

Oraya ulaşmak için şimdi başlamalıyız.

Önümüzdeki yaz, “55'e uygun” hale getirmek için tüm iklim ve enerji mevzuatımızı gözden geçireceğiz.

Emisyon ticaretini geliştirecek, yenilenebilir enerji payını artıracak, enerji verimliliğini artıracak ve enerji vergilendirmesinde reform yapacağız.

Ancak Avrupa Yeşil Sözleşmesi’nin misyonu emisyonları azaltmaktan çok daha fazlasını içeriyor.

Yeşil Sözleşme ekonomimiz, toplumumuz ve endüstrimiz genelinde sistemli bir modernizasyonu içeriyor. Ayrıca yaşanacak daha güçlü bir dünyanın inşa edilmesini de içeriyor.

Mevcut hammadde, enerji, su, gıda tüketimimiz ve arazi kullanım şeklimiz sürdürülebilir değil.

Doğaya davranış şeklimizi, üretim ve tüketim, yaşama ve çalışma, beslenme ve ısınma, seyahat etme ve ulaşım yöntemlerimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Bu yüzden tehlikeli kimyasallardan ormansızlaşmaya ve çevre kirliliğine kadar her konuyu ele alacağız.

Bu gerçek bir kurtarma planıdır. Avrupa için bir yatırım planıdır.

İşte bu, Yeni Nesil AB’nin (NextGenerationEU) gerçek bir fark yaratacağı alandır.

İlk olarak, Yeni Nesil AB’nin %37'si doğrudan Avrupa Yeşil Sözleşmesindeki hedeflerimize harcanacak.

Ve yeşil finansmanı bir sonraki seviyeye taşımasını da sağlayacağım.

Yeşil finansman alanında dünya lideriyiz ve dünya çapında en büyük yeşil tahvil sağlayıcısıyız. Güvenilir bir AB Yeşil Tahvil Standardı geliştirilmesine öncülük ediyoruz.

Ve bugün, Yeni Nesil AB’nin 750 milyar avrosunun %30'unu yeşil tahviller yoluyla toplama hedefini benimseyeceğimizi ilan edebilirim.

İkinci olarak, Yeni Nesil AB, en büyük etkiyi yaratacak olan, yol gösterici Avrupa projelerine yatırım yapmalıdır: hidrojen, yenileme ve 1 milyon elektrik şarj noktası.

İzninizle bunun nasıl çalıştığını açıklayayım:

İki hafta önce İsveç'te, fosil yakıt kullanmayan benzersiz bir pilot çelik tesisi deneme üretimine başladı. Temiz çelik üretmek için kömürü hidrojenle ikame edecek.

Bu, hidrojenin endüstrimizi yeni, temiz bir işletme lisansıyla destekleme potansiyelini ortaya koymaktadır.

Yeni Nesil AB’nin, endüstrilerimizi modernleştirmek, araçlarımızı güçlendirmek ve kırsal alanlara yeni hayat getirmek için yeni Avrupa Hidrojen Vadileri yaratmasını istiyorum.

İkinci örnek yaşadığımız ve çalıştığımız binalar.

Binalarımız emisyonlarımızın %40'ını oluşturuyor. Onların daha az olumsuz etkiye sebep olan, daha ucuz ve daha sürdürülebilir binalar haline gelmeleri gerekiyor.

Ayrıca ahşap gibi organik yapı malzemeleri ve Yapay Zeka (YZ) gibi akıllı teknolojiler uygulandığı zaman, inşaat sektörünün karbon kaynağı olmak yerine karbon azaltan bir sektöre dahi dönüştürülebileceğini biliyoruz.

Yeni Nesil AB’nin Avrupa’da bir yenileme dalgası başlatarak, Birliğimizi döngüsel ekonomide lider haline getirmesini istiyorum.

Ancak bu sadece bir çevre ya da ekonomi projesi değil: Avrupa için yeni bir kültür projesi olması gerekiyor. Her hareketin kendi görünümü ve hissi vardır. Ve -biçim ile sürdürülebilirliği eşleştirmek için- sistem değişikliğimize kendi farklı estetiğimizi katmamız gerekmektedir.

Bu nedenle, mimarların, sanatçıların, öğrencilerin, mühendislerin, tasarımcıların bunu gerçekleştirmek için birlikte çalışarak üreteceği bir alan olan, yeni bir Avrupa Bauhaus'u oluşturacağız.

İşte bu Yeni Nesil AB’dir. Yeni Nesil AB, yaşamak istediğimiz dünyayı şekillendirmektedir. 

Emisyonları azaltan, rekabetçiliği artıran, enerji yoksulluğunu azaltan, ödüllendirici işler yaratan ve yaşam kalitesini iyileştiren bir ekonominin hizmet ettiği bir dünya.

Dijital teknolojileri daha sağlıklı, daha yeşil bir toplum oluşturmak için kullandığımız bir dünya.

Bu, ancak hepimiz birlikte çalışırsak başarılabilir, kurtarma planlarının bizi sadece krizden çıkarmakla kalmayıp aynı zamanda Avrupa'yı yarının dünyası yönünde ilerletmemize yardımcı olduğu konusunda ısrarcıyım.

Saygıdeğer Üyeler,

Pandemide bir anlığına hayatımızda dijital yaşam olmadığını hayal edin. Aileden ve toplumdan izole ve iş dünyasından kopuk bir şekilde karantinada kalmaktan büyük tedarik sorunlarına kadar düşünün. Aslında 100 yıl önceki son büyük pandemi sırasında durumun böyle olduğunu hayal etmek o kadar da zor değil.

Bir asır sonra, modern teknoloji gençlerin uzaktan öğrenmesine ve milyonlarca insanın evden çalışmasına imkân verdi. Ayrıca şirketlerin ürünlerini satmalarına, fabrikaların çalışmaya devam etmesine ve hükümetin önemli kamu hizmetlerini uzaktan sunmasına imkân verdi. Birkaç hafta içinde yıllarca süren dijital inovasyon ve dönüşümün değerini gördük.

Analog yoldan yürütebileceğimiz işlerin sınırına yaklaşıyoruz. Ve bu büyük hızlanma daha sadece bir başlangıç.

Bu dönemi Avrupa'nın Dijital On Yılına dönüştürmeliyiz.

Bağlanabilirlik, beceriler ve dijital kamu hizmetleri gibi 2030 için açıkça tanımlanmış hedefler içeren dijital Avrupa için ortak bir plana ihtiyacımız var. Ayrıca bazı net ilkelere uymamız gerekiyor: özel hayatın gizliliği ve bağlanabilirlik, konuşma özgürlüğü, serbest veri akışı ve siber güvenlik.

Ancak Avrupa artık dijital alanda öncülük etmeli – aksi takdirde bizim için bu standartları belirleyen diğerlerinin yolunu izlemek zorunda kalacağız. Bu yüzden hızlı hareket etmeliyiz.

Odaklanmamız gerektiğine inandığım üç alan var.

Birincisi, veri.

-İşletmelerden tüketiciye-  kişiselleştirilmiş verilerde Avrupa çok yavaş kaldı ve artık başkalarına bağımlı.

Aynı durum endüstriyel verilerde söz konusu olmamalı. Burada iyi haber şu; Avrupa başı çekiyor - teknolojiye sahibiz ve önemli biçimde endüstriye de sahibiz.

Ancak yarış henüz kazanılmadı. Dünyadaki endüstriyel veri miktarı önümüzdeki beş yıl içinde dört katına çıkacak - aynı şekilde bununla birlikte gelen fırsatlar da katlanacak. Şirketlerimize, KOBİ'lere, yeni kurulan şirketlere ve araştırmacılara potansiyellerini tam olarak değerlendirme fırsatını vermeliyiz. Konu yeni ürünler ve hizmetler geliştirmeye geldiğinde, endüstriyel veriler altın değerindedir.

Ancak gerçek şu ki, endüstriyel verilerin % 80'i halen toplanıyor ve hiç kullanılmıyor. Bu tam anlamıyla bir israf.

Öte yandan, gerçek bir veri ekonomisi, inovasyon ve yeni işler için güçlü bir motor olacaktır. İşte bu nedenle, bu verileri Avrupa için güvence altına almamız ve geniş çapta erişilebilir hale getirmemiz gerekiyor. Ortak veri alanlarına ihtiyacımız var - örneğin enerji veya sağlık sektörlerinde. Bu şekilde, üniversitelerin, şirketlerin ve araştırmacıların verilere erişebilecekleri ve veri üzerinde işbirliği yapabilecekleri yenilikçi ekosistemler desteklenecektir.

İşte bu nedenle, Yeni Nesil AB’nin bir parçası olarak -GaiaX'e dayalı- bir Avrupa bulutu oluşturacağız.

Odaklanmamız gereken ikinci alan teknoloji -  özellikle de yapay zeka.

Konu ister hassas tarım, ister daha kesin tıbbi teşhis veya güvenli otonom araba olsun, yapay zekâ bizim için yeni bir dünyanın kapılarını açacak. Ama bu dünyanın da kurallara ihtiyacı var.

İnsanı merkezine alan bir dizi kural istiyoruz. Algoritmalar kara kutu olmamalı ve işler ters gittiği takdirde açık kurallar olmalı. Komisyon, önümüzdeki yıl bu yönde bir yasa önerecek.

Bu konu, günümüzde halen çok nadir olan, kişisel verilerimizin kontrolünü de içeriyor. Bir Uygulama veya internet sitesi bizden yeni bir dijital kimlik oluşturmamızı veya büyük bir platform üzerinden kolayca oturum açmamızı istediğinde, verilerimize aslında ne olduğu konusunda hiçbir fikrimiz bulunmuyor.

İşte bu yüzden Komisyon yakında güvenli bir Avrupa e-kimliği önerecek.

Bu, güvendiğimiz ve herhangi bir vatandaşın, vergilerini ödemekten bisiklet kiralamaya kadar her türlü işini yapmak için Avrupa'nın herhangi bir yerinde kullanabileceği bir e-kimlik olacak. Bu, hangi verilerin ne şekilde kullanıldığını kendimizin kontrol edebileceği bir teknoloji olacak.

Üçüncü konu altyapı.

Veri bağlantıları, değişimin süratli hızına ayak uydurmalıdır.

Eşit fırsatların olduğu bir Avrupa için çabalıyorsak, kırsal nüfusun % 40'ının halen hızlı genişbant bağlantısına erişimi olmaması kabul edilemez.

Bu bağlantılar artık evden çalışma, evde eğitim, çevrimiçi alışveriş ve her geçen gün artan şekilde, yeni önemli hizmetler için bir ön koşul. Genişbant bağlantısı olmadan, bir işi verimli bir şekilde kurmak veya yürütmek artık neredeyse mümkün değil.

Bu, büyük bir fırsat ve kırsal alanların yeniden canlandırılması için de bir ön koşul. Ancak o zaman potansiyellerini tam olarak değerlendirebilir ve daha fazla insan ve yatırım çekebilirler.

Yeni Nesil AB aracılığıyla gerçekleşecek yatırım artışı, her köyde büyümenin tetiklenmesi için de eşsiz bir fırsat oluşturuyor. Bu nedenle yatırımlarımızı güvenli bağlantılar ve 5G, 6G ve fiberin genişletilmesi üzerinde yoğunlaştırmak istiyoruz.

Yeni Nesil AB, bağlanabilirlik ve dijital altyapı yayılımı alanında daha tutarlı bir Avrupa yaklaşımı geliştirmek için de eşsiz bir fırsattır.

Bunların hiçbiri kendi başına bir amaç değil - Avrupa'nın küçük ve büyük ölçekte dijital egemenliği ile ilgili.

Bu anlayışla, -Avrupa'da üretilen son teknolojiye sahip- yeni nesil süper bilgisayarlara 8 milyar Avroluk bir yatırımı duyurmaktan memnuniyet duyuyorum.

Ayrıca Avrupa endüstrisinin, artan veri hacmini enerji-tasarruflu ve güvenli bir şekilde kullanmamızı sağlayacak kendi yeni nesil mikro işlemcimizi geliştirmesini istiyoruz.

Avrupa Dijital On Yılı tam olarak bundan ibarettir!

Saygıdeğer Üyeler,

Avrupa ilerleyecek ve hızlı hareket edecekse, tereddütlerimizi bir yana bırakmalıyız.

Bu, Avrupa'ya geleceği üzerinde daha fazla kontrol sağlayacaktır.

Bunu hayata geçirmek için gereken her şeye sahibiz. Ve özel sektör de büyük bir istekle bunu bekliyor.

Sofya'dan Lizbon'a ve Katowice'ye kadar her yerde büyüyen, yeni dijital merkezlere sahip, Avrupa teknoloji şirketlerine yatırım yapmak için hiç bu kadar iyi bir zaman olmamıştı. Bir Birlik olarak başarıya ulaşacak insanlara, fikirlere ve güce sahibiz.

İşte bu nedenle Yeni Nesil AB’nin % 20'sini dijital alana yatıracağız.

Değerlerimize, gücümüze ve küresel amaçlarımıza dayanarak, Dijital Çağ'a giden yolda, Avrupa yolunda, öncülük yapmak istiyoruz.

 

KIRILGAN BİR DÜNYADA HAYATİ BİR AVRUPA

Saygıdeğer Üyeler,

Avrupa, yaşamak istediğimiz dünyayı inşa etmek için bu geçiş sürecini kullanmaya kararlıdır. Ve bu elbette sınırlarımızın çok ötesine uzanmaktadır.

Pandemi aynı anda hem küresel sistemin kırılganlığını hem de ortak zorlukların üstesinden gelme açısından işbirliğinin taşıdığı önemi göstermiştir.

Kriz karşısında, dünyanın bazı yerlerindeki çevreler kendilerini izole ederken, diğerleri ise sistemi aktif olarak istikrarsızlaştırmayı tercih etmişlerdir.

Avrupa elini uzatmayı tercih ediyor.

Bizim liderliğimiz kendi kendine hizmet eden propaganda peşinde değil. Önce Avrupa da demiyor. Bir çağrıya, önemli olduğu sırada, ciddiyetle ilk yanıt veren taraf olmayı amaçlıyor.

Pandemide, binlerce ton koruyucu ekipman taşıyan Avrupa uçakları Sudan'dan Afganistan'a, Somali'den Venezuela'ya olmak üzere, çok farklı yerlere uçtu.

Nerede yaşarsak yaşayalım, neye sahip olursak olalım - hepimiz güvende olana kadar hiçbirimiz güvende olmayacağız.

Bunu dünyada başarmanın en umut verici yolu erişilebilir, uygun fiyatlı ve güvenli bir aşıya sahip olmaktır.

Pandeminin başlangıcında, COVID aşısı için bir fon, küresel bir çerçeve yoktu - sadece aşıya ilk ulaşacak taraf olmanın telaşı vardı.

Bu noktada, AB küresel yanıta öncülük etmek için devreye girdi. Sivil toplum, G20, DSÖ ve diğerleriyle birlikte, tüm dünya için aşı, test ve tedavi konusunda araştırmaların finanse edilmesi için 16 milyar avro toplanması amacıyla 40'tan fazla ülkeyi bir araya getirdik. Bu, AB'nin eşsiz birleştirici gücünün eyleme yansımış halidir.

Ancak aşı bulmak yeterli değil. Avrupalı vatandaşların ve dünyanın her yerinde insanların buna erişimi olmasını sağlamalıyız.

Daha bu ay, AB küresel COVAX mekanizmasına katıldı ve güvenli aşıların yalnızca bunu karşılayabilenler değil, ihtiyacı olan herkes için mevcut olmasını sağlamak amacıyla 400 milyon avro katkıda bulundu.

Aşı milliyetçiliği insan hayatını riske atar, aşı işbirliği ise hayat kurtarır.

Saygıdeğer Üyeler,

Uluslararası kurumlarda işbirliği yapmanın gücüne ve değerine yürekten inanıyoruz.

Libya ya da Suriye gibi krizlere güçlü bir Birleşmiş Milletler ile uzun vadeli çözümler bulabiliriz.

Korona ya da Ebola gibi küresel pandemilere veya yerel salgınlara güçlü bir Dünya Sağlık Örgütü ile daha iyi hazırlanıp yanıt verebiliriz.

Ve güçlü bir Dünya Ticaret Örgütü ile herkes için adil rekabeti sağlayabiliriz.

Ancak gerçek şu ki, çok taraflı sistemi yeniden canlandırma ve reformdan geçirme ihtiyacı hiç bu kadar acil olmamıştı. Küresel sistemimiz yayılan bir felce dönüştü. Büyük güçler ya kurumlardan çekiliyor ya da kurumları kendi çıkarları için rehin alıyor.

Her iki yol da bizi bir yere götürmez. Evet, değişim istiyoruz. Ancak bu değişimi yıkım yoluyla değil, tasarımla gerçekleştirmek istiyoruz.

İşte bu yüzden, günümüz dünyasına uygun olmaları için AB'nin DTÖ ve DSÖ reformlarına liderlik etmesini istiyorum.

Ancak çok taraflı reformların zaman aldığını ve bu arada da dünyanın durmayacağını biliyoruz.

Şüphesiz, Avrupa'nın küresel ilişkiler konusunda net pozisyonlar alması ve hızlı adımlar atması hususunda net bir ihtiyaç söz konusu.

İki gün önce, son AB-Çin liderler toplantısı gerçekleştirildi.

Avrupa Birliği ve Çin arasındaki ilişki stratejik açıdan hem en önemli hem de en zorlayıcı ilişkilerimizden birisi.

Başından itibaren Çin'in bir müzakere ortağı, ekonomik açıdan rakip ve sistemik bir rakip olduğunu söyledim.

İklim değişikliği gibi konularda ortak çıkarlarımız var - ve Çin, üst düzey bir diyalog yoluyla angaje olmaya istekli olduğunu ortaya koydu. Ancak Çin'in Paris Anlaşması'ndaki taahhütlerini yerine getirmesini ve örnek teşkil etmesini bekliyoruz.

Avrupa şirketleri için pazara adil erişimi, karşılıklılık ve kapasite aşımı konularında halen yapılması gereken çok şey var. Ticaret ve yatırım ortaklığımız dengesiz olmaya devam ediyor.

Ve hiç şüphe yok ki, çok farklı yönetim ve toplum sistemlerini destekliyoruz. Biz, demokrasinin evrensel değerine ve bireyin haklarına inanıyoruz.

Avrupa sorunsuz değil - örneğin anti-semitizmi düşünün. Ancak bu mevzuları alenen tartışıyoruz. Eleştiri ve muhalefet sadece kabul görmekle kalmıyor, yasal olarak da korunuyor.

Bu nedenle, ister Hong Kong'da ister Uygurlarla olsun, ne zaman ve nerede olursa olsun insan hakları ihlallerine karşı her zaman sesimizi yükseltmeliyiz.

Peki bizi ne engelliyor? AB değerleriyle ilgili basit açıklamalar dahi neden başka sebeplerle geciktiriliyor, sulandırılıyor ya da baskı altına alınıyor?

Üye Devletler Avrupa'nın çok yavaş olduğunu söylediğinde, onlara -en azından insan hakları ve yaptırımların uygulanması konusunda olsa da- cesur olmalarını ve nihayet nitelikli çoğunluk oylamasına geçmelerini söylüyorum.

Bu Parlamento birçok kez bir Avrupa Magnitsky Yasası için çağrıda bulundu - ve şimdi bir teklif sunacağımızı duyurmak istiyorum.

Ama alet çantamızı tamamlamamız gerekiyor.

Saygıdeğer Üyeler,

İster Hong Kong’da ister Moskova veya Minsk'te olsun: Avrupa net ve hızlı bir şekilde pozisyon almalıdır.

Yüksek sesle ve net bir şekilde söylemek istiyorum: Avrupa Birliği, Belarus halkının yanındadır.

Bağımsızlık Meydanı'nda barışçıl bir şekilde toplananların ya da korkusuz kadın yürüyüşüne katılanların muazzam cesaretinden hepimiz etkilendik.

Onların sokağa çıkmasına sebep olan seçimler ne özgürdü ne de adildi. O günden itibaren hükümetin verdiği acımasız tepki de utanç vericiydi.

Belarus halkı kendi geleceklerine kendileri karar vermekte özgür olmalıdır. Onlar başka birinin satranç tahtasındaki taşlar değiller.

Rusya ile daha yakın bağları savunanlara, Alexei Navalny'nin gelişmiş bir kimyasal ajanla zehirlenmesinin bir defaya mahsus bir olay olmadığını söylemek istiyorum. Bu çizgiyi Gürcistan ve Ukrayna’da, Suriye ve Salisbury'de -ve dünya çapında seçimlere müdahalede- gördük. Bu çizgi değişmiyor - ve hiçbir hat da bunu değiştirmeyecek.

Türkiye önemli bir komşumuzdur ve her zaman öyle kalacaktır. Ancak haritada birbirimize yakın olsak da, aramızdaki mesafe duruma bakılırsa büyümektedir. Evet, Türkiye sıkıntılı bir coğrafyada yer almaktadır. Ve evet, milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapmaktadır ki onlar için biz de önemli miktarda fon desteği sağlıyoruz. Ancak bunların hiçbiri, komşularını sindirme girişimi için bir gerekçe olamaz.

Üye Devletlerimiz, Kıbrıs ve Yunanistan, her zaman meşru egemenlik haklarının korunması konusunda Avrupa'nın tam dayanışmasına güvenebilir.

Doğu Akdeniz'de tansiyonun düşürülmesi ortak menfaatimizedir. Geçtiğimiz günlerde araştırma gemilerinin Türk limanlarına dönüşü, bu yönde atılan olumlu bir adımdır. Bu, diyalog için çok ihtiyaç duyulan alanın yaratılması için gereklidir. Tek taraflı eylemlerden kaçınılması ve gerçek bir iyi niyetle görüşmelerin yeniden başlatılması, ilerlenebilecek tek yoldur. Bu, istikrar ve kalıcı çözümlere giden tek yoldur.

Saygıdeğer Üyeler,

Küresel etkinliklere daha iddialı karşılık verirken Avrupa’nın dost ve müttefikleriyle ortaklıklarını da derinleştirmeli ve detaylandırmalıdır.

Bu da en uzun soluklu ortaklıklarımızın canlandırılmasıyla başlar.

Beyaz Saray’ın son zamanlarda aldığı kararlara her zaman katılmıyor olabiliriz ancak ortak değerler ve tarih ve halklarımız arasındaki sarsılmaz bağa dayalı olarak transatlantik ittifakına her zaman değer vereceğiz.

Dolayısıyla bu yıl sonlarında ne olursa olsun yeni bir transatlantik gündemi oluşturmaya, ticaret, teknoloji ya da vergilendirme konularında olsun ikili ortaklığımızı geliştirmeye hazırız.

Ayrıca benzer görüşteki ortaklarla birlikte inşa ettiğimiz uluslararası sistemin reforme edilmesi için kendi menfaatlerimiz ve ortak iyilik için birlikte çalışmaya hazırız.

Atlantik’in her iki yakasında ve Manş denizinin her iki yakasında eski dostlarla yeni başlangıçlara ihtiyacımız var.

Bu odada Auld Lang Syne eşliğinde el ele tutuşarak vedalaştığımız sahneler çok şey anlatıyordu. İngiliz halkına hiç bir zaman unutulmayacak bir şefkatla yaklaştılar.

Ancak her geçen gün, anlaşmaya zamanında varılması şansı azalıyor.

Müzakereler her zaman zordur. Buna alışkınız.

Ve Komisyon bizlere yol göstermesi için en iyi ve en deneyimli müzakereci Michel Barnier ile çalışmaktadır.

Fakat görüşmeler umduğumuz gibi ilerlemedi ve geriye çok az zaman kaldı.

Her zaman olduğu gibi Parlamento ilk bilen ve son sözü söyleyen olacaktır. Ayrılma Anlaşmasında yaptığımız gibi sürece ilişkin bilgilendirmeye devam edeceğimiz konusunda sizleri temin ederim.

Anlaşmanın müzakeresi üç yıl sürdü ve durmaksızın satır satır, kelime kelime üzerinde çalıştık.  

Ve birlikte başardık. Sonuç yurttaşlarımızın haklarını, mali menfaatlerini, Tek Pazarın ve dahası Hayırlı Cuma Anlaşmasının bütünlüğünü güvence altına almaktadır.

AB ve İngiltere bunun, İrlanda adasında barışın tesisi için en iyi ve yegane yol olduğu konusunda mutabık kaldı. Ve bundan asla geri adım atmayacağız. Bu anlaşma bu Parlamento ve Avam Kamarası tarafından onaylandı.

Tek taraflı değiştirilemez, gözardı edilemez ya da uygulamamazlık edilemez. Bu bir hukuk, güven ve iyi niyet meselesidir.

Ve bunu sadece ben söylemiyorum, Margaret Thatcher’in sözlerini hatırlatmak isterim:

“Britanya Antlaşmaları bozmaz. Bu Britanya için, dünyanın geri kalanıyla ilişkiler için ve ticaretle ilgili yapılacak herhangi bir Antlaşma için kötü olur.”

Bu o zaman doğruydu ve bugün de doğru.  

Güven her güçlü ortaklığın temelidir.

Ve Avrupa her zaman en yakın komşularımızla güçlü ortaklıklar kurmaya hazır olacaktır. Bu da Batı Balkanlarla başlar.

Arnavutluk ve Kuzey Makedonya ile müzakerelerin başlatılması yönünde altı ay önce alınan karar gerçek anlamda tarihi bir karardı.

Nitekim bölgenin tamamının geleceği AB’de yatmaktadır. Zira aynı tarihi aynı kaderi paylaşıyoruz.

Batı Balkanlar sadece İpek Yolu’nda bir durak noktası değil Avrupa’nın bir parçasıdır.

Yakında Batı Balkanlar için bir takım bölgesel yatırım girişimlerine odaklanan bir ekonomik toparlanma paketi sunacağız.

Aynı zamanda istihdam yaratmak ve ekonomilerine destek olmak üzere Doğu Ortaklık bölgesi ve güney komşuluk bölgesi ülkelerinin de yanında yer alacağız.

Göreve başladığım zaman Avrupa Birliği dışına yapacağım ilk seyahat için Afrika Birliğini tercih ettim ve bu doğal bir seçimdi. Aynı zamanda net bir mesajdı zira bizler yalnızca komşu değil aynı zamana doğal ortaklarız.

Üç ay sonra yeni Afrika stratejimizin önceliklerini belirlemek üzere Komisyon Üyeleri Heyetinin tamamıyla birlikte yeniden gittim. Bu, her iki tarafın da fırsat ve sorumlulukları paylaştığı eşitlerin ortaklığıdır.  

Afrika yaşamak istediğimiz dünyanın inşasında iklim, dijital alan ya da ticaret olsun her konuda kilit bir ortak olacaktır.

 Saygıdeğer Üyeler,

Dünya genelinde açık ve adil ticarete inanmayı sürdüreceğiz.  Kendi başına bir amaç olarak değil ama birlik içerisinde refahın sağlanması ve değerlerimiz ve standartlarımızın desteklenmesinin bir yolu olarak. Avrupa’daki işlerin 600 000’den fazlası Japonya’yla ticarete bağlıdır. Vietnam ile yaptığımız son anlaşma ülkede milyonlarca işçinin tarihi çalışma haklarının güvence altına alınmasını sağlamıştır.

Diplomatik gücümüzü kullanacağız

Antartika’da deniz koruma alanlarının belirlenmesi gibi fark yaratan anlaşmalar akdedebilmek için diplomatik gücümüzü ve ekonomik nüfuzumuzu kullanacağız. Bu anlaşma çevrenin korunması konusunda tarihin en büyük anlaşmalarından birisi olacaktır.

Dijital etik ve ormansızlaşmayla mücadele gibi konularda iddialı koalisyonlar oluşturacak ve Asya demokrasilerinden Avustralya, Afrika, Amerikalar ve katılmak isteyen herkesi kapayacak ortaklıklar kuracağız.

Adil küreselleşme için çalışacağız. Ama bu konuda rahat davranamayız. Adalet ve eşit şartlar konusunda ısrarcı olmalıyız ve Avrupa kendi başına ya da katılmak isteyen ortaklarıyla ilerleyecektir.

Karbon Sınır Uyarlama Mekanizması üzerinde çalışıyoruz. Karbonun bir bedeli olmalı zira doğa artık bu bedeli ödeyemez.

Karbon Sınır Uyarlama Mekanizması yabancı üreticileri ve AB’den ithalatçıları, karbon emisyonlarını azaltmaları konusunda teşvik etmeli, şartların DTÖ ile uyumlu bir şekilde eşitlenmesini sağlamalıdır.

Aynı prensip dijital vergilendirme için de geçerlidir. OECD ve G20 çerçevesinde anlaşmaya varmak için her türlü çabayı göstereceğiz. Ancak anlaşmanın uzun vadeli sürdürülebilir gelir sağlayan adil bir vergi sistemini kapsamaması halinde Avrupa önümüzdeki yılın başında bir teklifle ortaya çıkacaktır, bu konuda şüpheniz olmasın.

Avrupa’nın adalet için küresel bir savunucu olmasını istiyorum. 

 

AVRUPA İÇİN YENİ BİR CANLILIK  

Saygıdeğer Üyeler,

Eğer Avrupa dünyada bu hayati rolü oynayacaksa içeride de yeni bir canlılık yaratmalıdır. Ve ilerleyebilmek için bizleri tutan farklılıkların artık üstesinden gelmeliyiz.  

Tarihi NextGenerationEU (Yeni Nesil AB) anlaşması bunun mümkün olduğunu göstermektedir. Mali kurallar, devlet yardımları ya da SURE konusunda kısa süre zarfında aldığımız kararlar, bunların hepsi mümkün olduğunu göstermektedir.

O zaman yapalım.

Göç yeterince uzun tartışılmış olan bir konudur.

Göç her zaman Avrupa’nın bir gerçeği olmuş ve olmaya da devam edecektir. Yüzyıllar boyu göç toplumlarımızı belirlemiş, kültürlerimizi zenginleştirmiş ve birçoğumuzun hayatını şekillendirmiştir. Ve bu her zaman böyle olacaktır.

Hepimizin bildiği gibi 2015 göç krizi Üye Devletler arasında derin bir takım ayrışmalara neden olmuştur ve bu yaraların bazılarının iyileşme süreci bugün dahi devam etmektedir.

O zamandan bu yana çok şey yapıldı ancak halen eksik kalan birçok şey var.

İlkelerimizden ödün vermeden hepimiz ödün vermeye hazır olduğumuz takdirde çözümü bulabiliriz.  

Önümüzdeki hafta Komisyon Yeni Göç Paktını ortaya koyacak.

İnsani ve insancıl bir yaklaşım benimseyeceğiz. Hukuki ve ahlaki vazifelerini yerine getiren  yahut göçten diğerlerine göre daha fazla etkilenen ülkeler, bir bütün olarak Avrupa Birliğimizin dayanışmasına güvenebilmelidir.

İltica ve geri gönderme arasında daha yakın bir ilişki kurulmasını sağlayacağız. Kalma hakkı olanlarla olmayanlar arasında net bir ayırım yapmak zorundayız.

Kaçakçılarla mücadele için harekete geçecek, dış sınırları güçlendirecek, dış ortaklıkları derinleştirerek yasal kanallar yaratacağız.

Ve kalma hakkı olanların entegre olmalarını ve hoş karşılandıklarını hissetmelerini sağlayacağız.

Beceri, enerji ve yetenek sahibi bu insanların geleceklerini inşa etmeleri gerekiyor.

Avrupa’ya doktor olma hayalleriyle ulaşan Suriyeli genç Suadd’ı düşünüyorum. Üç yıl içerisinde İrlanda Kraliyet Cerrahlar Koleji’nden prestijli bir burs kazandı.   

Fransa’da pandemi ortaya çıkar çıkmaz tıp bilgileriyle yardımcı olmaya çalışan Libyalı ve Somalili mülteci doktorları düşünüyorum.

Saygıdeğer Üyeler, bu insanların nelerin üstesinden geldiğini ve neleri başardıklarını düşünürsek, o zaman göç sorununu birlikte yönetebilmemiz gereklidir.

Moria kampı görüntüleri Avrupa’nın bir araya gelmesi gerektiğini bizlere acı bir şekilde hatırlatıyor.

Herkesin çabalarını arttırması ve sorumluluk alması gereklidir ve Komisyon tam da bunu yapacaktır. Komisyon şu anda Yunanlı yetkililerle Midilli adasında yeni bir kamp kurulması konusunda ortak bir pilot uygulamanın planı üzerinde çalışıyor. İltica ve geri gönderme süreçlerine yardımcı olabilir ve mültecilerin koşullarını önemli ölçüde iyileştirebiliriz.

Ama net olarak şunu söylemek istiyorum: çabalarımızı hızlandırdığımız takdirde tüm Üye Devletlerin de aynısını yapmasını bekliyorum.

Göç Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu bir meseledir ve Avrupa’nın tamamı üzerinde düşeni yapmalıdır.

Aramızdaki güveni yeniden tesis etmeli ve birlikte ilerlemeliyiz.

Ve bu güven Birliğimizin kalbinde ve birlikte çalışma şeklimizde yer alır.

Kurucu değerlerimize, demokrasilerimize ve Walter Hallstein’in ifadesiyle Hukuk  Toplumumuza nakşedilmiştir.

Bu soyut bir kavram değildir. Hukukun üstünlüğü halkı muktedirin egemenliğinden korumaya yardımcı olur. En temel hak ve özgürlüklerimizin güvencesidir. Düşüncemizi ifade etmemize ve özgür bir basın tarafından bilgilendirilmemize imkan sağlar.

Ay sonundan önce Komisyon tüm Üye Devletleri kapsayan ilk hukukun üstünlüğü yıllık raporunu Kabul edecektir.

Zorlukların erken tespit edilmesi ve çözüm bulunması için önleyici bir araçtır.

Geriye gidiş olmamasını sağlamak için bunun Komisyon, Parlamento ve Üye Devletler için bir başlangıç noktası olmasını istiyorum.

Komisyon hukukun üstünlüğüne en büyük önemi vermektedir. Bu nedenle bütçemizden ve NextGenerationEU’dan kullanılan paranın her türlü dolandırıcılık, yolsuzluk ve çıkar çatışmasına karşı korunmasını sağlayacağız. Bu müzakereye açık bir husus değildir.

Ancak geçen aylar bizlere aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğunu da hatırlattı. Hukukun üstünlüğünü korumak ve büyütmek için her zaman titizlikle hareket etmeliyiz.

Hukukun üstünlüğü ihlallerine hoşgörü gösterilemez. Bu ilkeyi ve Avrupa kurumlarımızın bütünlüğünü savunmaya devam edeceğim. Avrupa hukukunun üstünlüğü, basın özgürlüğü, yargının bağımsızlığı ya da altın pasaportların satılması olsun, Avrupa değerleri satılık değildir.

 Saygıdeğer Üyeler,

Bu değerler bugün her zaman olduğundan daha önemlidir. Bunu söylüyorum zira Birliğimizin durumunu düşündüğümde bu yıl maalesef aramızdan ayrılan büyük Avrupalılardan birisi olan John Hume’un sözleri aklıma geliyor.

Bugün İrlanda adasında bu kadar insan barış içerisinde yaşıyorsa bu büyük ölçüde kendisinin insanlığa ve anlaşmazlıkların çözümüne olan sarsılmaz inancı sayesindedir.

Hume çatışmanın farklılıklarla, barışınsa farklılıklara saygı göstermekle ilgili olduğunu söylerdi.

1998 yılında Meclisine çok haklı olarak hatırlattığı gibi; “Avrupalı vizyonerler farklılığın tehdit değil doğal olduğuna karar verdiler. Farklılık insanlığın özüdür.

Bu sözler bugünde her zaman olduğu kadar önemlidir.

Zira çevremize baktığımızda, Wisconsin’de arabanın içerisinde oturan üç çocuk  babalarının gözleri önünde polis tarafından vurulmasına  şahit olurken insanlığın özü nerede? diye sorarız kendimize.

Yahudi karşıtı karnaval kostümleri caddelerimizde alenen geçit töreni yaptığında insanlığın özü nerede? diye sorarız kendimize.

Her gün Roman halkı toplumdan dışlanırken ve başkaları derilerinin rengi ya da dini inançları nedeniyle alıkonulduğunda insanlığın özü nerede?

Avrupa’da, değerler ve çeşitlilikten oluşan bu açık toplumda yaşıyor olmaktan gurur duyuyorum.  

Fakat bu Birlik içerisinde dahi bu hikayeler bir çok kimsenin gündelik gerçeklikleridir.

Ve bu da bizlere ırkçılık ve nefretle mücadelede yol almanın kırılgan bir süreç olduğunu, zorla kazanılıp kolayca kaybedildiğini hatırlatır.

Değişimin zamanı artık geldi.

Gerçek anlamıyla ırkçılığın karşısında bir Birlik inşa etmek kınamadan eyleme geçmeyi gerektirir.

Komisyon da bunu gerçekleştirmek üzere bir eylem planını hayata geçiriyor.

Bunun bir parçası olarak AB suçlar listesini ırk, din, toplumsal cinsiyet ya da cinsiyete dayalı her türlü nefret suçu ve nefret söylemi kapsayacak şekilde genişletilmesini teklif edeceğiz.

Nefret nefrettir ve kimse buna katlanmak zorunda olmamalıdır.

Irk eşitliği yasalarımızın boşluk olan yerlerini güçlendireceğiz.

Bütçemizi, istihdam, barınma ya da sağlık hizmetleri gibi alanlarda ayırımcılığın önlenmesi için kullanacağız.

Uygulamanın geride kaldığı durumlarda yaptırımlar konusunda daha katı olacağız.

Zira bu Birlik içerisinde ırkçılıkla mücadele asla tercihe bağlı olmayacaktır.

Irkçılığın tarihi, kültürel nedenlerine ilişkin eğitim ve bilgilendirmeyi arttıracağız.

İnsanlar, kurumlar ve hatta algoritmalarda var olan bilinçsiz önyargılarla mücadele edeceğiz.

Bu konuyu gündemimizin üst sırasında tutmak ve insanlar, sivil toplum ve kurumlarla doğrudan çalışmak üzere Komisyon’un ilk ayırımcılık karşıtı koordinatörünü görevlendireceğiz.

Saygıdeğer Üyeler,

Eşitliği temel alan bir Birlik inşa edilmesi için dinlenmeden çalışacağım.

İtham edilme ya da ayırımcılığa uğrama korkusu olmaksızın istediğin kişi olabileceğiniz ve istediğinizi sevebileceğimiz bir Birlik.

Çünkü kendiniz olmak sizin ideolojisiniz değildir. Kimliğinizdir.

Ve bunu kimse sizden alamaz.

Bu yüzden çok net belirtmek istiyorum  - LGBTQI sız alanlar insanlığın olmadığı alanlardır ve Birliğimizde yeri yoktur.

Ve toplumun tamamına destek olabilmek için Komisyon yakında LGBTQI haklarının güçlendirilmesi için bir strateji hazırlayacaktır.

Bu kapsamda AB içerisinde aile ilişkilerinin karşılıklı tanınması için de çalışacağım. Bir ülkede ebeveyn iseniz her ülkede ebeveynsinizdir.

 

SONUÇ

Saygıdeğer Üyeler  

Yaşamak istediğimiz dünya işte budur. Çeşitlilik ve farklılık içerisinde birlik olduğumuz, farlılıklarımızı aşmak için birlikte çalıştığımız ve zor zamanlarda birbirimize destek olduğumuz bir dünya.

Yarınlarda çocuklarımızın yaşamasını istediğimiz daha sağlıklı, daha güçlü ve daha saygı dolu bir dünyayı bugün inşa ediyoruz. 

Ancak çocuklarımıza hayatı anlatmaya çalışırken çocuklarımız hayatın ne olduğunu bizlere anlatmakla meşgul.

Geçen yıl bunun gerçekten de ne kadar doğru olduğunu bizlere gösterdi.

Daha iyi bir gezegen için değişim isteyen milyonlarca genç çocuktan ya da çocuklarımızın Avrupa pencerelerine yapıştırdıkları yüz binlerce dayanışma gökkuşağından söz edebiliriz.  

İtalya’nın Liguria kentinde apartmanlarının çatılarında karşılıklı tenis oynayan genç kızlar Carola veVittoria’nın görüntüsü bu.

Burada dikkati çeken sadece bu kızların cesareti ve yeteneği değil, aynı zamanda engellerin amacımıza ulaşmada, alışılagelmiş şeylerin bizi durdurmasına izin vermemekle, anı yakalamakla ilgili verdiği derstir.

Carola, Vittoria gibi Avrupa’nın bütün gençlerinin bizlere her gün hayatla ilgili öğrettiği işte budur. Avrupa’nın sonraki nesli budur. Bu NextGenerationEU’dur.

Bu yıl Avrupa defterinden bir sayfa kopardı ve heo beraber ileriye bir hamle yaptı.

Geleceğimiz için bir yol bulmamız gerektiğinde eski alışkanlıkların bizi alıkoymasına izin vermedik.

Etrafımızda hassas durumlar olduğunu hissettiğimizde Birliğimize yeni bir canlılık kazandırmak için fırsat değerlendirdik.   

Eskiden olduğu gibi tek başımıza hareket etme seçeneğimiz varken 27 üyenin hepsine  gelecek şansı vermek için 27  üyenin bir araya gelen gücünü kullandık.

Bu işte birlikte olduğumuzu ve bundan birlikte çıkacağımızı gösterdik.

 

Saygıdeğer Üyeler,

Geleceği  bizler yaratacağız ve Avrupa da biz nasıl istiyorsak öyle şekillenecek.

O zaman meselenin önemini kavrayalım ve bunun için çalışmaya başlayalım. Birliğimizi güçlendirelim ve yaşamak istediğimiz dünyayı inşa edelim.

Yaşasın Avrupa!