Address by President Donald Tusk to the European Committee of the Regions

Başkan Tusk'un Avrupa Bölgeler Komitesi'nde Yaptığı Konuşma

10/10/2017

Bir kez daha burada Bölgeler Komitesinde bulunmaktan büyük onur duyuyorum. Geçen ziyaretimde belirttiğim gibi bu kurumun misyonuna yürekten inananlardanım. Üyeleriniz Avrupa'nın siyasi tabandaki önemli büyükelçileri ve sıradan vatandaşların en yakınındakilerdir. Yerel toplumların sıkıntılarını parmak uçlarınızda hissetmeniz (fingerspitzengefühl) Avrupa'da politika yapma sürecinin gerçekte sağlam bir temele dayanmasını sağlamaktadır. Komite'nin Bölge ve Kentler haftası gündeminde yansıtıldığı gibi Avrupa'nın öz güveni ve esenliği kentlerimiz, bölgelerimiz ve belediyelerimizin canlılığına bağlıdır.   

En son 18 ay önce bir araya geldik ve o zamandan bugüne kadar birçok gelişme oldu. O zamanlar Avrupa Konseyi, Avrupa'nın karşı karşıya kaldığı en ciddi göç krizini sona erdirmek ve en büyük Üye Devletlerimizden bir tanesinin Birlikten ayrılmasını önlemek için yoğun biçimde çalışıyordu. İlk hususla ilgili olarak önemli yol kat ettik. Batı Balkanlar güzergahının kapatılması kararını almamız ve Türkiye ile işbirliğimizi geliştirmemiz sonucunda bu güzergahtan Avrupa'ya düzensiz göç dalgaları %98 oranında azaldı. Öte yandan ikinci hususla ilgili olarak, maalesef aynı oranda başarılı olamadık. 23 Haziran'da yapılan oylamada İngiltere Birlikten çıkma kararı aldı. Bu sonucun hemen ardından, babamın bana sık sık söylediği bir sözü paylaştım basınla: "sizi öldürmeyen güçlendirir." Neyse ki gerçekten de öyle oldu. Ancak otomatikman olmadı bu tabi, ciddi çaba göstermemiz gerekti.

İngiltere'nin referandum kampanyası yanlış argümanlar ve kabul edilemez genellemelerle doluydu. Ancak bu olumsuz sonucu tamamen İngiliz istisnacılığı ve Avrupa Birliği karşıtlığının bir göstergesi olarak görmek büyük hata olurdu zira Avrupa'nın her yerindeki ortalama seçmen "Avrupa Birliği İstikrarsızlık ve güvenlik sorunlarına bir çözüm mü yoksa bu konularda engel mi oluyor?" sorusunu soruyorlardı. Bu soruya net bir cevap bulmak için, davetim üzerine 27 üyeli bir topluluk olarak liderler Eylül 2016'da Bratislava'da bir araya geldiler. Sonuç olarak, seçmenlerin gerçek sorunlarına göre titizlikle hazırlanmış bir dizi gerçekçi taahhütten oluşan Bratislava Yol Haritası ortaya çıktı. Bunun ötesinde konuları tartışmak ile sonuç üretmek arasındaki açığı kapatmak üzere harekete geçmemiz gerekiyordu. Liderler Mart ayındaki Roma Antlaşmalarının 60. Yıldönümünde, tüm hususların netleştirilmesi konusunda mutabık kaldılar ve kilit bit takım mevzuat için takvim belirlediler.   

Bratislava'dan bu yana kaydettiğimiz ilerleme kolay olmadı. Aksine her bir kazanım kamuoyu güvenini kazanmak için zorlu birer mücadele sonucu elde edildi. En önemli örneklerden bazılarını vermek isterim. Her şeyden önce liderler 2015 yılında yaşanan kontrolsüz göç akınlarının yeniden yaşanmasına izin vermeme sözü verdiler. Sonuç olarak yeni Avrupa Sınır ve Sahil Güvenliği geçen yıl Aralık ayında hayata geçirildi ve 1.000'I aşkın Avrupa sınır muhafızının bulunduğu Yunanistan'a destek verildi. Ayrıca Türkiye'deki mültecilere mali destek sağlamaya başladık. Bu yılın başında liderler Orta Akdeniz güzergahını kapatma kararı aldıktan sonra Libya sahil güvenliğine yönelik eğit donat faaliyetlerimiz sonucu İtalya'ya varışlarda keskin bir düşüş yaşandı.   

İklimle ilgili olarak, AB'nin çabaları sonucu Paris İklim Değişikliği Anlaşmasının Kasım 2016'da yürürlüğe girmesi ciddi moral verdi bizlere. Daha önemlisi Avrupa'nın küresel sahnede devam etmekte olan liderliğini ortaya koydu. O zamandan beri ABD yönetimine de anlaşmanın uygulamaya konulması gerektiği ve yeniden müzakere edilemeyeceğini söyledik. AB halen, hem kendi içerisinde hem de küresel ölçekte Paris taahhütlerini yerine getirmek üzere Hindistan ve Çin gibi kilit ülkelerle birlikte çalışıyor.       

Avrupa, serbest ve adil ticarette küresel bir lider olmaya devam ediyor. Bratislava'dan bir ay sonra, Kanada ile CETA anlaşmasını imzaladık ve bu sene Temmuz ayında AB-Japonya arasında serbest ticaret anlaşması konusunda siyasi bir anlaşmaya vardık. Bunu yaparken Bratislava'da, Avrupa Birliğine vatandaşlarımızı haksız ticaret uygulamalarına karşı koruma yetkisi verme hususunda, kamuoyuna verdiğimiz sözü tuttuk. Bildiğiniz üzere, aylarca süren zorlu görüşmelerden sonra geçen hafta, yeni ve güçlü ticari savunma araçları üzerinde mutabık kalındı. Ticaretin genişletilmesi konusundaki iddialı programımız devam ederken, ticaret holiganlarına karşı bu yeni araçları kullanmakta tereddüt etmeyiz.

Güvenlik de, haklı olarak vatandaşların en büyük endişelerinden biriydi. Terör, jeopolitik gerilim ve siber saldırıların her gün güvenliğimizi ve menfaatimizi tehdit ettiği, giderek istikrarsızlaşan bir dünyada yaşıyoruz. Avrupa Birliği'nin barış, çatışma çözümü ve insani yardım çabalarına katkısı küresel düzeyde kabul edilmekle birlikte, dünyada ve tabii ki kendi sınırlarımızın çevresinde sert gücün süregelen varlığını görmezden gelemeyiz. Bu sebepten dolayı, Avrupa daha fazla birleşmeli, kendini savunabilmeli ve melez savaş (hybrid war) gibi tehditlere karşı duyarlı olmalıdır. Bu amaçla, liderler Bratislava'dan bu yana savunma alanında ciddi işbirliğinde bulunma iradesi ortaya koymuşlar ve sosyal medyada İslamcı radikalleşmeye karşı AB'nin ağırlığını kullanmaya başlamışlardır. Ayrıca, sınır güvenliği için gerekli olan AB veri tabanlarının oluşturulması, modernleştirilmesi ve ara bağlantılarının kurulmasına yönelik baskımızı sürdürdük.

Geçtiğimiz yıl, iki yeni gelişme Avrupa fikrine yeni umut vermiştir. Birincisi, Brexit görüşmelerindeki tutumumuz: beraberlik, siyasi dayanışma ve AB kılavuzlarının hazırlanmasından müzakerelere kadar Birleşik Krallık'a karşı adil olma bakımından

Avrupa Birliği en iyi şekilde temsil edilmiştir. İkinci olarak, Avrupa ekonomisi uyandı. Bir yıl önce çok az sayıda ekonomi gözlemcisi Avrupa Birliği'nde GSYH'nin ortalama %2 büyüyeceğini; Avro bölgesinin 2011'den bu yana en hızlı büyüme oranını kaydedeceğini; ya da ortak para biriminin on yılı aşkın bir sürede en büyük halk desteğini kazanacağını tahmin ederdi.  İşsizlik artık %8'in altına düştü. Liderler, Aralık ayındaki Avro Zirvesinde artık Ekonomik ve Parasal Birliğimizin geleceğini tartışacaklar.

Burada geçen sefer bulunduğumda bahsettiğim İsviçreli filozof Denis de Rougemont, bir zamanlar "gerçek tehlikeyi bilmek, bizi yanlış korkulardan kurtarabilir" demişti. Bratislava gündemi üzerinde çalışmaya başladığımızdan beri Avrupa'da yaşananlar da budur. Avrupa birlikte hareket etmiştir, ancak karşılaştığımız zorluklar göz önüne alındığında, rehavete kapılamayız. Bu nedenle, iki hafta önce Talin'deki zirvede Avrupalı ​​liderler, karar verme sürecinin Avrupa düzeyinde nasıl hızlandırılabileceğini ve daha da önemlisi 27 [üye arasında] birlikteliği nasıl koruyabileceğimizi tartışmışlardır. Ayrıca, şahsıma önümüzdeki iki yıl için Liderler Gündemini hazırlama yetkisi verilmiştir. Hâlihazırda, istihdam, düzensiz göç, küreselleşme ile bağlantılı korkular ve tabiki Brexit gibi konuların yanı sıra yurttaşlarımızı ilgilendiren gerçek meselelere gerçek çözüm bulmayı amaçlayan bu istişarelerin tam ortasında yer alıyorum. Burada Başbakan Theresa May'ın geçenlerde yaptığı bir açıklamaya değinmek istiyorum. Londra'dan, İngiltere hükümetinin "anlaşma yapmama" senaryosu hazırladığını duyuyoruz.  AB'nin böyle bir senaryo üzerinde çalışmadığını çok açık bir şekilde söylemek isterim. Biz iyi niyetle pazarlık yapıyoruz ve Aralık ayına kadar sözde "yeterli gelişmenin" kaydedilebileceğini halen ümit ediyoruz. Bununla birlikte, görüşmelerin yavaş ilerlediği ve "yeterli gelişme" sağlanmadığı ortaya çıkarsa, o zaman - İngiliz dostlarımızla birlikte - nereye gittiğimiz konusunu oturup değerlendirmek durumunda kalacağız.

Önümüzdeki iki yıl için Lider Gündemine geri dönecek olursak, sizlerin katkıları da çok önemli ve onları dikkatle dinleyeceğim. Geçen sene, Başkanınıza bir yazı göndererek Avrupa Bölgeler Komitesinin, bölgesel ve yerel otoritelerin sesinin duyulması için Avrupa hakkında düşünmeye başlamasını rica ettim. Bu girişimin hazırlanması için daha şimdiden Avrupa'da 100 toplantı düzenlendiğini biliyorum. Bu zorlu göreve cömertçe yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim, sonuçlarını büyük bir ilgi ile bekliyorum.

 Tartışmaya başlamadan önce müsaadenizle -Katalonya ve İspanya'nın tamamı açısından yaşanan bu olağandışı zamanda- huzurunuzda, konuşmasından önce Katalonya Hükümeti (Generalitat de Catalunya) Başkanı Sn. Carles Puigdemont'a seslenmek istiyorum.

Size sadece Avrupa Birliği Konseyi Başkanı olarak değil, aynı zamanda AB'nin "çeşitlilik içinde birliktelik" (united in diversity) sloganının güçlü bir destekçisi, bir etnik azınlık mensubu, bölgeci ve polis copuyla dövülmenin ne olduğunu bilen bir adam olarak sesleniyorum. Ve aynı zamanda büyük bir Avrupa ülkesinin eski başbakanı olarak sesleniyorum. Sözün kısası, tüm tarafların argümanlarını ve duygularını anlayan ve hisseden biri olarak sesleniyorum.

​​​​​​​Birkaç gün önce, Başbakan Rajoy'dan soruna kuvvet kullanmadan bir çözüm aramasını istedim. Diyalog kurmasını istedim. Zira argümanların gücü, her zaman kuvvetin gücünden iyidir. Bugün sizden -niyetinizde- anayasal düzene saygı göstermenizi ve böyle bir diyaloğu imkânsız hale getirecek bir karar vermemenizi rica ediyorum. Çeşitlilik, çatışmaya yol açmamalı, [aksi takdirde] bunun sonuçları elbette ki Katalanlar, İspanya ve tüm Avrupa için kötü olacaktır. Her zaman bizi bölen hususlara değil, birleştirenlere odaklanmalıyız. Zira kıtamızın geleceğine karar verecek olan odur.