The Coronavirus pandemic and the new world it is creating

Koronavirüs pandemisi ve yarattığı yeni dünya

24.03.2020 Sa - 14:59

23/03/2020, Haberler
KOVİD-19 gezegenimizi yeniden şekillendirecek. Henüz krizin ne zaman sona ereceğini bilmiyoruz ama emin olun ki, o gün geldiğinde dünyamız bugünden çok farklı görünecek. Ne derece farklı olacağı da bugün aldığımız kararlara bağlı olacak. 

KOVİD-19 krizi savaş olmamakla birlikte, kaynakların hiç olmadığı kadar çok seferber edilmesini ve yönlendirilmesini gerektirdiği için ‘savaşa benzemektedir’. Ülkeler arası dayanışma ve ortak iyiliğimiz için ne kadar fedakârlık yapmaya hazır olduğumuz belirleyici olacaktır. Ancak elbirliğiyle çalışıp sınır ötesi işbirliğinde bulunursak virüsü yenip sonuçlarını kontrol altına alabiliriz – bu noktada da Avrupa Birliği temel bir role sahiptir. 23 Mart’ta video bağlantısı yoluyla krizi görüştüğümüzde de, AB Dışişleri Bakanlarının net ve ortak pozisyonu bu yönde olmuştur.

Bazen savaşların taktik ve hatta strateji yoluyla değil, lojistik ve haberleşme sayesinde kazanıldığı söylenir. Bu durum KOVİD-19 için de geçerli gibi görünmektedir: her kim müdahaleyi en iyi şekilde organize eder,  dünya çapında edinilen tecrübeden süratle ders çıkarır ve vatandaşları ve daha geniş anlamda dünya ile başarılı bir şekilde iletişimde bulunursa, bu süreçten en güçlü çıkacaktır.

Söylemler arası küresel savaşın devam ettiği bu dönemde, zamanlama hayati bir faktördür.  Ocak ayında hâkim olan görüşe göre, bu Hubei eyaletinde ortaya çıkan yerel bir krizdi, durum hayati bilgilerin Çinli parti yetkililerince gizlenmesi ile ağırlaştı. Avrupa o dönemde durumu idare etmekte zorlanan Çin yetkililerine destek için büyük miktarda tıbbi malzeme yolladı. O günden bu yana, Çin yerel düzeyde yeni enfeksiyon sayılarını tek haneli rakamlara düşürmeyi başardı – şimdi de, diğerlerinin de yaptığı gibi, Avrupa’ya ekipman ve doktor gönderiyor.  Çin yoğun bir şekilde, Amerika’dan farklı olarak, sorumlu ve güvenilir bir ortak olduğu mesajını veriyor. Söylemler savaşında AB’yi itibarsızlaştırma girişimlerine, hatta bazen hepsi virüs taşıyormuş gibi tüm Avrupalıların karalandığı durumlara tanık olduk.

Avrupa için önemli olan husus şudur: salgın ve ona yönelik müdahalemiz geliştikçe, algıların da tekrar değişeceğinden emin olabilirsiniz. Ama bu süreç kapsamında, algı yönetimi ve ‘cömertlik siyaseti’ yoluyla yürütülen nüfuz mücadelesini de içeren, jeo-politik bir unsur bulunmaktadır. Kendimizi verilerle donatarak, Avrupa’yı hakir görenlere karşı savunmalıyız.

Ayrıca Avrupa içinde bir de söylemler savaşı var. AB’nin koruyan bir Birlik olduğunu ve dayanışmanın da boş bir ifade olmadığını göstermesi büyük bir önem taşımaktadır. Ulusal makamların merkezde rol üstlendiği ilk dalgadan sonra artık AB, üye devletlerin kendisine yetki verdiği tüm alanlarda, yaşamsal tıbbi ekipmanın ortak alımı, ortak ekonomik canlandırıcı [tedbirlerin getirilmesi], mali kurallar ve devlet yardımları kurallarında gereken esnekliğin [sağlanması] gibi ortak eylemlerle ön plana çıkmaya başladı.

Bunun yanında AB’nin üzerine düşen rolün büyük bir dış bileşeni de bulunuyor. Bir şekilde yurt dışında kalmış Avrupalıları evlerine geri getirmek için üye devletlerin konsolosluk çabalarına da yardımcı oluyoruz. Örneğin geçen hafta, Fas’taki ortak çabalarımız sayesinde yaklaşık 30.000 AB yurttaşı ülkelerine geri dönebildi. Bu da birlikte sonuç üretebildiğimizin bir göstergesidir. 

Elbette yapılması gereken daha pek çok şey var. Dünya genelinde elçiliklere veya konsolosluklara kaydolmuş 100,000 civarında Avrupalı söz konusu ancak evlerine geri dönmesi gerekenlerin sayısı bunun çok daha üzerinde.

Küresel ölçekli bir pandemi küresel çözümleri gerektirir ve AB, mücadelenin merkezinde yer almalıdır. Uluslararası adımların eşgüdümlü şekilde atılabilmesine yardımcı olmak adına Asya’dan Latin Amerika’ya veya Asya’ya olsun dünyanın dört bir köşesindeki ortaklarımızla irtibat halindeyim. Kriz halinde insani içgüdüler bizi, genellikle içe dönmeye, sınırları kapatmaya ve kendimizi savunmaya yöneltir. Anlaşılabilir olsa da bu tutum, kendi kendine engel yaratır. COVID-19’un yarattığı acil durum tek bir ülkenin kendi içinde veya tek başına çözülemez. Bu hepimizin daha uzun süre mücadele etmesi, daha fazla insani ve ekonomik kayıplar vermesi anlamına gelecektir.

Aslında yapmamız gereken bilim insanları, ekonomistler ve politika yapıcılar arasındaki uluslararası işbirliğini köklü bir şekilde yoğunlaştırmaktır. [Uluslararası işbirliğini] Birleşmiş Milletler’de, Dünya Sağlık Örgütü’nde ve IMF’de; G7 ve G20 içinde ve diğer uluslararası forumlarda artırmaktır. Tedavi ve aşı için kaynaklarımızı bir araya getirmektir.  Mali ve parasal canlandırma tedbirlerinin koordinasyonu sağlayarak ve mal ticaretini açık tutarak ekonomik zararları sınırlandırmaktır. Bilim adamları izin verdiğinde sınırların yeniden açılması için birlikte çalışmaktır. Ve dezenformasyon kampanyalarıyla mücadele etmektir. Şimdi neticede tek bir insanın bile iyileşmesine katkısı olmayacak karşılıklı suçlamaların zamanı değil; şimdi, dayanışma ve işbirliği zamanı.

Birlik içerisindeki ihtiyaçlar büyüktür ancak yine de AB, krize yenik düşme riskiyle karşı karşıya bulunan zor durumdaki diğerlerine de yardım etmeye hazır olmalıdır. Suriye’deki mülteci kamplarını ve COVID 19’un buralarda yayılması halinde zaten fazlasıyla acı çekmiş olan insanlara neler olacağını bir düşünün.  Bu açıdan baktığımızda Afrika ciddi endişe kaynağıdır. Ebola ile birlikte salgınlarla mücadele konusunda Avrupa’ya göre daha fazla deneyim kazanmış olabilir, fakat genel olarak sağlık sistemleri son derece zayıftır ve büyük bir salgın  ciddi bşr felakete yol açabilir. Afrika’nın nüfus yoğunluğu yüksek kentsel alanlarında sosyal temastan kaçınmak ve izole yaşamak çok daha zordur.  Afrika’da milyonlarca insan kayıtdışı ekonomiden geçimini sağlamaktadır dolayısıyla salgınla herhangi bir sosyal güvenlik ağı olmaksızın baş etmek zorunda kalacaktır. Virüs kıtayı henüz vurmamışken dahi Afrikalılar, diğer yükselen ekonomilerle birlikte, çok ciddi büyüklükteki sermayenin piyasadan çekilmesiyle başetmek zorundadır.

Venezuela veya İran gibi başka ülkeler de destek olmaksızın çöküş yaşayabilir. Dolayısıyla bu tür ülkelerin IMF desteğine erişimlerinin olmasını sağlamalıyız. Ayrıca İran’la, ABD yaptırımlarına karşın, meşru insani ticaretin devam etmesini sağlamak durumundayız.   

Ayrıca şunu da akılda tutmamız gerekiyor ki korona krizinden önce odaklandığımız diğer sorunlardan hiç birisi ortadan kalmı değildir. Hatta bu sorunlar daha da kötüleşebilir. COVID-19 daha uzun süredir var olan anlaşmazlıkların bazılarını daha da derinleştirebilir. Avrupa olarak zaten, başta ABD ve Çin arasındaki olmak üzere, jeo-politik gerginliklerin artmakta olduğu bir dünyada yaşamaktaydık. Burada da risk COVID-19’un varolan eğilimleri daha da arttırmasıdır.

Genel anlamda AB’nin görevi eleştirileri haksız çıkararak kriz zamanlarında etkili ve sorumlu biçimde hareket edebileceğini son derece somut şekilde göstermektir. Jean Monnet anılarında şöyle yazmıştır; "Avrupa krizlerle şekillenecek ve o krizlere ürettiği çözümlerin bir toplamından oluşacaktır.”Bu krizle mücadele eder ve  peşinden gelecek olanlara hazırlanırken bu bizim yol gösterici felsefemiz olsun.