Opening speech by High Representative/Vice-President Federica Mogherini at the Third Brussels Conference "Supporting the future of Syria and the region"

“Suriye ve Bölgenin Geleceğine Destek” başlıklı III. Brüksel Konferansı’nın açılışında Yüksek Temsilci / Başkan Yardımcısı Federica Mogherini tarafından yapılan konuşma

15.03.2019 Cu - 09:54

Brüksel, 14/03/2019

Sayın Bakanlar, Sevgili Dostlar,

Asmaa’nın da söylediği gibi Suriye halkı yeterince gözyaşı döktü. Ama neredeyse on yılı bulan savaşa rağmen umutlarını kaybetmediler.

Bu süre zarfında onların yanında yer aldık; hayatın her kesiminden, her türlü sosyal arka plandan gelen tüm Suriyelilerle birlikte çalıştık. Tıpkı [Asmaa] gibi, avuçlarındaki her şeyi kaybettikten sonra eğitimlerini devam ettirip diploma alabilmeyi başarmış genç Suriyeliler... Suriye içinde veya mülteci kamplarında en temel ihtiyaçların giderilmesi için çabalayanlar, insan hakları savunucuları… Onlar Suriye’dir. Suriye’nin şimdisi ve geleceği onlara aittir. Bu hafta, onları ve onların öykülerini Brüksel’e; uluslararası topluma taşıdık. Bu Konferansa onların sesleriyle, onların seslerini duyurarak; onların seslerini karar alıcıların, yani bizlerin masasına getirerek başlamaya karar verdik.  

Suriyeliler her bireyin kendisine yer bulabileceği bir ülke istiyor. Kapsayıcı bir Suriye, egemen ve birleşik bir Suriye, demokratik bir Suriye, uzlaşmış bir Suriye istiyor. Her bir Suriye yurttaşının vatanım diyebileceği bir Suriye…

Aramızdaki farklılıklar ne olursa olsun, hepimizin istediği de aynı şey. Bu amaca askeri yollarla ulaşılamaz. Bunun için Suriyeli taraflar arasında yürütülecek ve Suriye toplumunun sahip olduğu büyük çeşitlilik ve zenginliği dikkate alan, müzakere edilmiş bir siyasi çözüm gerekmekte. Yani, güç politikası temelinde bir çözüm değil; her şeyden önce ve en önemlisi halk için bir çözüm…

İşte bu nedenle Suriye krizinin çözümüne, Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda Cenevre’de [yapılan] Suriye içi görüşmeler neticesinde varılacağına inanıyoruz. Geçen yıllar boyunca ve çıkan bir takım sorunlara rağmen Cenevre, tüm Suriyelilerin sesini duyurabildiği kapsayıcı tek platform olduğunu kanıtlamıştır. 

Sürdürülebilir barış, BMGK’nın 2254 sayılı kararında yatmaktadır. Bu kararı çalışmalarının merkezine alan ve başta kadınlar olmak üzere, sivil toplumun rolüne yatırım yapan [BM Suriye Özel Temsilcisi] Geir Pedersen’e teşekkür ederim. Yürütmekte olduğu zor; bir o kadar da gerekli görevde kendisine olan tam desteğimizi ifade etmek isterim.

Kararın alınışının üzerinden uzun bir süre geçti ama amaç aynı kalmalı: Birleşmiş Milletlerin kolaylaştırıcılığında, Suriyelilerin başını çektiği, Suriyelilerin sahiplendiği, birleşik bir Suriye [oluşturmak] için kapsayıcı ve mezhebe dayanmayan bir yönetişim kurulmasını amaçlayan siyasi bir süreç… Kararda, yeni bir anayasanın hazırlanmasından BM gözetiminde serbest ve adil seçimlerin yapılmasına kadar uzanan bir dizi adım öngörülmekte.

Bizler de sürekli olarak bu doğrultuda çalışma gayretindeyiz. Burada bulunmamızın asıl sebebi de işte bu… Cenevre görüşmelerinin yeniden başlatılması ve Suriye’deki savaşın nihayetlendirilmesi doğrultusunda hepimiz, bu masa etrafındaki herkes, ağırlığını koymalı.

Çünkü durumun şu anki haliyle dondurulması bir çözüm değil. Dün Suriyeli bir kadının bizlere söylediği gibi, Suriye, “ne savaş ne barış” gibi bir duruma saplanıp kalabilir. Ateşkesler önemli ve ateşkeslere riayet edilmesi ve ateşkeslerin teminat altına alınması gerekli; ama aynı zamanda ateşkeslerin, daha geniş bir siyasi çerçeveye ihtiyacı var… Özellikle de yakın gelecekte, terörizmin yeni biçimlerde geri gelmesini engellemek istiyorsak…

Bugün bizlerle birlikte olan üç Astana garantöründen özel olarak bir anayasa kurulunun kurulmasını ve gözaltında tutulanların salınması da dâhil, taraflar arasında güven arttırıcı tedbirlerin oluşturulmasını kuvvetle desteklemelerini istedim. Olumlu bir netice elde edilmesi için hepimizin bu doğrultuda çaba sarf etmemiz gerekiyor.

Bu bir başlangıç olacaktır. Ne var ki daha sonra kapsayıcı, demokratik ve uzlaşmış bir Suriye için daha fazla adım atılması gerekecek. Bunları Suriyelilerin kendi ağızlarından duyduk ve ayrıca kendi tarihimizden de gördük. Adalet ve uzlaşı aynı madalyonun iki yüzü gibidir: biri olmadan diğeri de olamaz.

Çünkü Suriye’nin sadece fiziki altyapısının değil, sosyal dokusunun da yeniden inşa edilmesi gerekecek. Şunu ifade etmek isterim ki biz Avrupalılar, Suriye’nin yeniden inşasını istiyoruz ve buna katkıda bulunmaya hazırız. Suriyelilerin hak ettiği; güvenlik ve istikrarın zaman zarfında sürdürülebilir olmasına imkân verecek kapsayıcı ve demokratik bir ülkeye giden siyasi geçiş [süreci] başladığı anda da bunu yapacağız. 

Bundan günler önce, Global Tech Panel’de, dijital çağda rekabet edebilmelerini sağlayacak teknoloji eğitimini Suriyeli gençlere nasıl sağlayabiliriz gibi bir takım konuları tartışmak üzere dünyanın farklı köşelerinden teknoloji liderleriyle bir araya geldim. Hâlihazırda Suriyeli kız ve erkek çocuklarının eğitimini desteklemek üzere hep birlikte büyük yatırımlar yapıyoruz; dünkü diyaloglarımızda da pek çok kişinin dile getirdiği gibi, eğitime yatırım, her zaman için en iyi yatırımdır.

Suriyelilerin memleketlerine geri dönmelerini ve ülkelerini yeniden inşa etmelerini istiyoruz. Bunun gerçekleşebilmesi için güvende olacaklarından, keyfi tutuklamaya maruz kalmayacaklardan, silahaltına alınmayacaklarından ve mülklerine ve özgürlüklerine saygı gösterileceğinden emin olmalıdırlar. Peki bu koşullar mevcut mu? Bu bizim değil, BM kurumları ve Suriyeli mültecilerin cevaplamaları gereken bir soru. Bizim hep birlikte yapmamız gereken, geri dönüşlerin gönüllü, güvenli ve saygın bir şekilde yapılmasını sağlamak ve bunun gerçekleşmesi için gereken koşulların oluşturulmasına yardımcı olmaktır.

İzninizle yıllardır Suriyelileri ağırlayan ve misafir eden hükümetlere ve yerel halka, Ürdün, Lübnan ve Türkiye'deki insanlara, ayrıca Irak, Mısır ve diğer ülkelere teşekkür etmek istiyorum.

Bu Konferansın mesajı açıktır: Avrupa Birliği ve uluslararası toplum, yalnızca Suriyeli mültecileri değil aynı zamanda ülkelerinizin yerel halkını güçlü bir şekilde desteklemek için yanınızdadır. Yaptığımız taahhütler bunun ispatıdır.

Avrupa Birliği ve Üye Devletleri birlikte, Suriyeli mülteciler ve ev sahibi toplumlar için savaşın başlamasından bu yana yaklaşık 17 milyar Avro yatırım yaptılar. Avrupa Birliği, Suriye krizi ve Suriye halkına yönelik taahhütlerini yerine getirmeye devam edecektir.

Bu nedenle bugün Avrupa Birliği’nin 2019’da 560 milyon Avro tutarındaki taahhüdünü onayladığını ve 2020’de de aynı tutarı taahhüt ettiğini duyurmaktan gurur duyuyorum. Desteğimizin devamlılığını sağlayarak, 2021’de de aynı seviyelerde kalmayı hedefliyoruz.

Bu yardım, Suriye içinde ve komşu ülkelerde, özellikle de Ürdün ve Lübnan'da bulunan Suriyeli nüfusu destekleyecektir. Ancak aynı zamanda, ev sahibi toplumları ve ev sahibi ülkelerin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli ekonomik toparlanmayı da destekleyecektir.

Bu meblağa ek olarak, Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki Mülteciler için Mali Yardım Programının ikinci dilimine yönelik 1,5 milyar Avroluk katkısını da teyit etmek isterim. Bu, Avrupa Birliği'ni bölgedeki en önemli bağışçı haline getirmektedir..

Avrupa Birliğinin sağladığı bazı finansal olmayan yardımların önemini de vurgulamak isterim. Örneğin, Ürdün durumunda Avrupa pazarına ilişkin menşe kurallarına yapılan istisna, ekonomiyi canlandıracak ve hem Suriyeliler hem de Ürdün vatandaşları için iş yaratacaktır. Bölgede büyümeyi artırmak yönelik çok çeşitli somut projelerde yer alan Avrupa finansal kurumları tarafından yürütülen projelerin etkisinin de altını çizmek isterim.

Bu, yine önceden ifade ettiğim üzere, yalnızca Suriyelilere değil aynı zamanda bölgedeki ülkelere de yardım için birlikte yapabileceğimiz çalışmalara bir örnektir.

Ancak taahhüdün ötesinde, asıl önemli olan husus, BM liderliğinde yürütülen siyasi sürecin yeniden başlatılmasına yardım etmemizdir.

Bazıları Suriye’nin gelecekte kaçınılmaz olarak sınırlı egemenliğin olduğu, güvenli ve demokratik olmayan, mezhepçi ve bölünmüş bir ülkeye dönüşeceğine inanmaya başlıyor.

Bu kimsenin menfaatine değildir. Hepimizin ve tüm Suriyelilerin menfaatine olan, barış sürecinin egemen, birleşmiş, demokratik, kapsayıcı ve barışık bir Suriye'ye yol açmasıdır. Buna katkıda bulunmak için buradayız. Zaten bizi buraya getiren husus da budur.

 Konuşmamı sizlerle özel bir hususu paylaşarak noktalamak istiyorum. Bu, [Suriye'nin ve bölgenin geleceği hakkında] Üçüncü Brüksel Konferansı. Daha önce Londra’da bir, Kuveyt’te de üç tane konferans yapıldı. Kuveytli dostlarımıza bu süreci başlattıkları ve zaman içinde sürdürdükleri için teşekkür ederim. Bu, uluslararası toplumun Suriye halkına ve bölgeye yönelik siyasi ve finansal desteğini seferber etmek üzere bir araya geldiğimiz 7. yıl.

Bugün, Kadın Danışma Kuruluna başkanlık eden özel bir kadının doğum günü. Dün bize doğum gününde kendisine verebileceğimiz en iyi hediyenin, gelecek yıl doğum gününü kutlamak üzere bizleri huzurlu bir Suriye'ye davet edebilmek olacağını söyledi. Sanırım bugün bu çağrıya cevap vermek ve bugünden gelecek yıla kadar doğum günü hediyesini hazırlamak üzere buradayız.

 

Hepinize teşekkür ederim, Suriye ve bölgenin geleceği ile ilgili Üçüncü Brüksel Konferansına hoş geldiniz

 

Video: https://ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm?ref=I168945