fbpx 2021 Türkiye Raporunun Temel Bulguları | AB Türkiye
EU Flag

2021 Türkiye Raporunun Temel Bulguları

19.10.2021 Sa - 18:12

Katılım sürecinin temelleri

Türkiye'nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunmaktadır. Raporlama döneminde demokratik gerileme devam etmiştir. Başkanlık sisteminin yapısal eksiklikleri devam etmiştir. Avrupa Konseyi ve organlarının temel tavsiyelerinin halen ele alınmayı beklemektedir. Parlamentonun, hükümete hesap sormak için gerekli araçlardan yoksunluğu sürmüştür. Anayasal yapı yürütme, yasama ve yargı arasında sağlam ve etkin bir güçler ayrılığı sağlanmadan, yetkileri Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirmeye devam etmiştir. Etkin bir kontrol ve denge mekanizmasının yokluğunda, yürütme organının demokratik hesap verebilirliği seçimlerle sınırlı kalmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Türkiye'deki ikinci büyük muhalefet partisini kapatmaya yönelik iddianamesini kabul etmesi de dâhil olmak üzere, muhalefet partilerinin hedef alınması devam etmiştir ve bu da siyasi çoğulculuğun zayıflamasına katkıda bulunmuştur. Raporlama döneminde Cumhurbaşkanı, iki kez Merkez Bankası başkanını görevden almıştır.

Olağanüstü hal Temmuz 2018'de sona ermesine rağmen, hükümet mercilerine olağanüstü yetkiler tanıyan ve olağanüstü halin bazı kısıtlayıcı unsurlarını muhafaza eden bazı yasal hükümler, yasaların bir parçası olmayı sürdürmüş; bu durumun, demokrasi ve temel haklar üzerindeki ciddi etkisi devam etmiştir. Temmuz 2021'de Türkiye parlamentosu, olağanüstü halin bu kısıtlayıcı unsurlarının süresini bir yıl daha uzatan bir yasa tasarısını onaylamıştır. Olağanüstü Hal Soruşturma Komisyonu, olağanüstü hal döneminde KHK ile ihraç edilen kamu görevlilerine ilişkin dosya yükünü henüz nihayetlendirememiştir.

İttifak hükümetinin, muhalefet partilerinin belediye başkanlarına yaptığı baskı, yerel demokrasiyi daha da zayıflatmıştır. Muhalefet partilerinden belediye başkanları idari ve adli soruşturmalarla karşı karşıya kalmıştır. Güneydoğuda, zorla görevden alınan belediye başkanlarının yerine hükümet tarafından kayyum atanmasına devam edilmiş; vatandaşlara seçtikleri tarafından temsil edilme hakkı tanınmamıştır. Birçok durumda, göreve gelen kayyumlar belediye meclislerini askıya almıştır. Yüzlerce yerel politikacı ve seçilmiş yetkili, terörle bağlantılı suçlamalarla tutuklanmıştır.

Güneydoğudaki durum çok endişe verici olma niteliğini sürdürmüştür. Hükümet yurt içinde ve Irak ve Suriye'de sınır ötesi güvenlik operasyonları ve askeri operasyonlar gerçekleştirmiştir. AB'nin terör eylemlerine karışan kişi, grup ve kuruluşlar listesinde yer almaya devam eden Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) yineleyen terör eylemleriyle sınır bölgelerinde güvenlik durumu belirsizliğini korumuştur. AB, PKK'nın saldırılarını açık bir dille kınamış ve kurbanların aileleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade etmiştir. Terörle mücadele hükümetin meşru hakkıdır; bunu yaparken hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve temel özgürlüklere uygun davranılması esastır. Terörle mücadele tedbirleri orantılı olmalıdır. Barışçıl ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşmak için güven veren bir siyasi sürecin yeniden başlatılması konusunda herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir. İnsan hakları örgütleri ve muhalefet partileri, güvenlik güçleri tarafından ciddi insan hakları ihlalleri yapıldığını bildirmiştir.

Halkın Demokratik Partisi'nin (HDP) aralarında bazı parlamenterlerin de bulunduğu yaklaşık 4.000 üyesi ve yetkilisi, cezaevindedir. Haziran ayında Anayasa Mahkemesi HDP'nin kapatılmasını talep eden, HDP eş genel başkanları ile tüm geçmiş ve mevcut milletvekilleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 451 HDP yöneticisine siyasi yasaklama talep eden ve partinin banka hesaplarının dondurulmasını isteyen bir iddianameyi kabul etmiştir. Savcılığın, HDP milletvekillerinin neredeyse tamamının dokunulmazlığının kaldırılması için Meclis'te bekleyen talepleri bulunmaktadır.

Sivil toplum konusunda ciddi gerilemeler devam etmiştir. Sivil toplum sürekli bir baskıyla karşı karşıya kalmış; özgürce faaliyet gösterme alanları da ifade ve örgütlenme özgürlüklerini sınırlayarak daralmaya devam etmiştir. Kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesine ilişkin yeni yasa, insan hakları savunucularının ve sivil toplumun faaliyetlerine yönelik olası kısıtlamalara ilişkin endişeleri arttırmaktadır.

Başkanlık sistemi altında, güvenlik ve istihbarat alanına yönelik yasal ve kurumsal çerçeve, güvenlik güçlerinin sivil gözetimi güçlendirilerek değişmeden kalmıştır. Hükümet, güvenlik güçlerinin sivil kontrolünü daha da pekiştirmek için adımlar atmıştır.

Türkiye, kamu yönetimi reformu alanında belli bir düzeyde /orta düzeyde hazırlıklıdır. Raporlama döneminde herhangi bir ilerleme kaydetmemiştir. Türkiye'de kapsamlı bir kamu yönetimi reformu gündemi ve böylesi bir süreçten sorumlu lider bir kurum bulunmamaktadır. İdarenin hesap verebilirliği ve insan kaynakları yönetimi konusundaki endişeler devam etmiştir. Reform için siyasi irade hala eksiktir. Merkezi hükümet kurumları arasındaki politika koordinasyonu güçlü olmayı sürdürse de politika oluşturma süreci kanıta dayalı veya katılımcı nitelikte değildir. İdarenin siyasallaşması devam etmiştir. Bürokrasinin üst kademelerinde kadınların temsili düşük seviyede kalmıştır.

Türkiye'nin yargı sistemi hazırlıkların erken bir aşamasındadır. 2016 yılından başlayarak görülen ciddi gerileme devam etmiştir. Özellikle yargının sistematik olarak bağımsızlıktan yoksun olması ve hâkimler ve savcılar üzerindeki aşırı baskı konusundaki endişeler devam etmektedir. Yeni insan hakları eylem planında bazı olumlu önlemler öngörülmekte; ancak, yargı bağımsızlığıyla ilgili önemli eksikliklerin hiçbiri ele alınmamaktadır. Özellikle, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu ve Avrupa Konseyi'nin uzun süredir devam eden tavsiyeleri olarak kuvvetler ayrılığı ilkesine saygıyı iyileştirmek veya Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı ile üyelerinin seçim sürecini iyileştirmek için hiçbir tedbir öngörülmemiştir. Darbe girişimi sonrası ihraç edilen hâkim ve savcıların hiçbiri, beraat etmelerine rağmen görevlerine iade edilmemiştir. Hâkim ve savcıların işe alınması ve terfi ettirilmesinde objektif, liyakate dayalı, tek tip ve önceden belirlenmiş kriterlerin olmayışı, bir endişe kaynağı olmaya devam etmektedir. Sulh ceza hâkimliği kurumunun yetkileri ve uygulamalarıyla ilgili endişeler devam etti.

Yolsuzlukla mücadele konusunda Türkiye, hazırlıkların erken bir aşamasında kalmış ve raporlama döneminde herhangi bir ilerleme kaydetmemiştir. Türkiye, uluslararası yükümlülükleri uyarınca oluşturması gereken yolsuzlukla mücadele kurumlarını kurmamıştır. Hukuki çerçeve ve kurumsal yapıdaki kusurlar, yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturma aşamalarını aşırı bir siyasi etkiye açık kılmıştır. Kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve şeffaflığı iyileştirilmelidir. Yolsuzlukla mücadele stratejisinin ve eylem planının olmayışı, yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesinin eksikliğini göstermiştir. Avrupa Konseyi'nin Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) tavsiyelerinin çoğu uygulanmamıştır. Genel olarak yolsuzluk yaygındır ve endişe konusu olmaya devam etmektedir.

Türkiye organize suçla mücadelede belli bir düzeyde hazırlıklıdır ve sınırlı bir ilerleme kaydetmiştir. Europol ile Türkiye arasındaki işbirliği, Temmuz 2004'te yürürlüğe giren Stratejik İşbirliği Anlaşması’na dayanmaktadır. Europol ile ciddi suçlar ve terörle mücadele konusunda yetkili Türk makamları arasında kişisel verilerin paylaşılmasına dair uluslararası bir anlaşmaya ilişkin müzakereler devam etmektedir; bu da, Türkiye’nin veri koruma yasasını Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getirerek mevzuatında reforma gitmesini gerektirmektedir. Türkiye, suç şebekelerinin çökertilmesi ve suç varlıklarına el konulması konusundaki geçmiş performansını iyileştirmelidir. Kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadeleyi düzenleyen yasal çerçevenin, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tavsiyeleri ve Venedik Komisyonu'nun kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanının önlenmesi yasasına ilişkin tavsiyeleri doğrultusunda iyileştirilmesi gerekmektedir. Siber suçlar ve tanık korumaya ilişkin mevzuatın iyileştirilmesi için çaba gösterilmesi gerekmektedir.

İnsan hakları ve temel haklar alanındaki kötüleşme devam etmiştir. Olağanüstü hal döneminde getirilen tedbirlerin çoğu halen yürürlükte kalmaya devam etmektedir. Yasal çerçeve, insan hakları ve temel haklara saygı için genel güvenceleri içermekle beraber, mevzuat ve uygulamanın hâlihazırda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmesi gerekmektedir. Gazetecilerin, yazarların, avukatların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının ve eleştirel seslerin faaliyetlerine getirilen geniş çaplı kısıtlamalar, [bu kişilerin] özgürlüklerini kullanmalarını olumsuz yönde etkilemeye devam etmiş ve otosansüre yol açmıştır. Türkiye'nin, özellikle Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında, AİHM kararlarını uygulamayı reddetmesi, yargının uluslararası standartlara ve Avrupa standartlarına bağlılığına ilişkin endişeleri daha da arttırmıştır. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi, bu tür standartlara bağlılığının sorgulanmasına sebep olmuştur. Bir dizi alanda reform sözü veren yeni insan hakları eylem planı, kritik konuları ele almamaktadır.

İfade özgürlüğü konusundaki ciddi gerileme devam etmiştir. Mevzuat ve uygulanması, özellikle ulusal güvenlik ve terörle mücadele hükümleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve diğer uluslararası standartlara aykırı olmaya ve AİHM içtihadından uzaklaşmaya devam etmiştir. Muhalif seslerinin yayılması ve ifade özgürlüğü, artan baskı ve kısıtlayıcı tedbirlerden olumsuz yönde etkilenmiştir. Gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar, yazarlar, muhalif politikacılar, öğrenciler ve sosyal medya kullanıcılarına yönelik ceza davaları ve mahkûmiyet kararları devam etmiştir.

Barışçıl gösterilerde mükerrer yasaklar, orantısız müdahaleler ve aşırı güç kullanımı, göstericilere terörle bağlantılı faaliyetler suçlamasıyla yöneltilen soruşturmalar, idari para cezaları ve kovuşturmalar ışığında, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü alanında daha ciddi gerileme yaşanmıştır. Mevzuat ve mevzuatın uygulanması Türk Anayasası, Avrupa standartları veya uluslararası sözleşmelerle uyumlu değildir.

En dezavantajlı grupların ve azınlıklara mensup kişilerin haklarının daha iyi bir şekilde korunması gerekmektedir. Romanların, kayıtlı istihdamdan dışlanması büyük ölçüde devam etmiş ve yaşam koşulları ciddi şekilde kötüleşmiştir. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık, azınlıklara ve özellikle de lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve queer (LGBTIQ) kişilere yönelik nefret söylemi, hâlâ ciddi bir endişe kaynağıdır.

Türkiye göç ve iltica politikası alanında bazı ilerlemeler kaydetmiştir. Türkiye’nin göçmen ve mültecileri, Avrupa’ya Yunanistan üzerinden kara yoluyla  ulaşmaları konusunda aktif şekilde teşvik ettiği Mart 2020’de yaşanan olayların ardından durum sakinleşmiştir. Doğu kara sınırlarında gözetim ve koruma kapasitesinin artırılması yönünde bazı ilerlemeler kaydedilmiştir. Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Bildirisi sonuç vermeye devam etmiş ve Türkiye, doğu Akdeniz güzergahında göç dalgalarının etkin yönetiminde kilit rol oynamayı sürdürmüştür. AB-Türkiye Bildirisi kapsamında Yunan adalarından düzensiz göçmenlerin geri gönderilmeleri, COVID-19 kısıtlamaları nedeniyle halen Türkiye tarafından askıya alınmış durumdadır. Öte yandan kısıtlamalara karşın göçmenlerin Türkiye’den AB’ye yerleştirilmelerine Temmuz 2020’de yeniden başlanmıştır. Yunanistan’a düzensiz gelişlerin hacminde azalma olduysa da İtalya’ya ve Kıbrıs’ın hükümet kontrolü altındaki bölgelerine kaçakçılık güzergahları artan oranlarda kullanılmaya devam etmiştir. Türkiye, AB-Türkiye geri gönderme anlaşmasında yer alan üçüncü ülke vatandaşlarına ilişkin hükümleri, bu hükümlerin Ekim 2017’de yürürlüğe girmiş olmasına karşın, halen hayata geçirmemiştir. Genel anlamda Türkiye ile Yunanistan arasındaki yasadışı sınır geçişleri, AB-Türkiye Bildirisinin kabulü öncesine nazaran halen çok daha düşük bir seviyededir. Türkiye dünyadaki en büyük mülteci topluluğunu ağırlamak ve ihtiyaçlarını karşılamak konusunda ciddi çaba göstermeyi sürdürmüştür. Türkiye’deki Mültecilere mali Yardım Programı kapsamındaki 6 milyar Avro tutarındaki tamamen operasyonel bütçe 2020 sonunda sözleşmeye bağlanmış ve Ağustos 2021 itibariyle 4.2 milyar Avro’dan fazlası harcanmıştır.  Mültecilerin ülkede kalışlarının uzaması karşısında etkili entegrasyon tedbirlerinin alınması gereklidir. Göçmen ve mültecilerin kamu sağlığı hizmetlerine erişimi artırılmalıdır. Vize serbestisine ilişkin kalan kriterlerden hiç biri yerine getirilmemiştir. Türkiye’nin halen mevzuatını, vize politikasına ilişkin AB müktesebatıyla uyumlu hale getirmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin giderek daha agresif hal alan dış politikası, özellikle Kafkaslar, Suriye ve Irak’ta askeri müdahaleye verdiği destek nedeniyle Ortak Dış ve Güvenlik Politikası kapsamındaki AB öncelikleriyle zıt düşmeye devam etmiştir. Türkiye’nin ODGP ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (ODGP)’na katılımına ilişkin kurumsal çerçeve mevcut olsa da Türkiye bu politikalara %14 gibi oldukça düşük bir oranda uyum göstermiştir. Türkiye’nin, sahaya yabancı savaşçıların konuşlandırılması dahil, Libya’ya askeri desteği, ve IRINI Operasyonuna yönelik ısrarlı eleştirileri ve bu alanda işbirliğine yanaşmaması, AB’nin, BM’nin silah ambargosunun uygulanmasına sağladığı etkin katkıya zarar vermekte olup Libya’ya ilişkin çelişkili yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Türkiye istikrar ve refah içerisinde bir Suriye görmek istemektedir ki bu AB ile paylaştığı bir hedeftir. Öte yandan Türkiye, kuzey Suriye’de,  Türkler tarafından desteklenen milis güçler yoluyla da olmak üzere, kendi askeri operasyonlarını yürütmüştür. Aynı zamanda Türkiye, kuzey Suriye’ye sağladığı temel hizmetleri artırmış ve buradaki altyapı ağlarını genişletmiştir. 

Kasım 2020’de Konsey, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki izinsiz arama faaliyetlerine karşı mevcut kısıtlayıcı tedbirlerin süresini uzatmıştır. Aralık 2020’de yayınladığı kararlarda AB Konseyi, Türkiye’nin tek taraflı eylemlerini, provokasyonlarını ve AB’ye, Üye Devletlere ve Avrupalı Liderlere yönelik yüksek tonlu söylemlerini şiddetle kınamıştır.  Doğu Akdeniz’deki gerginlik 2021 başında azalmıştır. Türkiye Yunanistan ve Kıbrıs’ın deniz sahasında yasadışı hidrokarbon arama faaliyetlerine son vermiştir. Ancak Ekim ayı başında Türk savaş gemileri, Nautical Geo adlı geminin Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesinde arama çalışmalarına engel olmuş, ve Türkiye Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi’nin bir kısmını da içine alan bölgede araştırma faaliyetleri yapmak üzere NAVTEX yayımlamıştır.  Türkiye ayrıca, BM Güvenlik Konseyi’nin  550 (1984) ve 789 (1992) sayılı kararlarına aykırı şekilde aldığı tek taraflı kararlarla kapalı Maraş bölgesinin statüsünün değiştirilmesi yönünde adımlar atmayı sürdürmüştür. AB, Türkiye’nin tek taraflı adımlarını ve Türkiye Cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk toplumunun lideri tarafından 20 Temmuz 2021 tarihinde yapılan, Kıbrıs’ta kapalı bulunan Maraş’ın yeniden açılmasına ilişkin kabul edilemez açıklamaları güçlü biçimde kınamış, bu eylemlerin ve Ekim 2020’den bu yana Maraş’a ilişkin atılan tüm adımların derhal geri alınması çağrısında bulunmuştur. 

AB, ikili anlaşmalar yapma ve AB müktesebatı ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi dahil uluslararası hukuk uyarınca doğal kaynaklarını arama ve kullanma hakları dahil olmak üzere, AB’ye Üye Devletlerin egemenlik haklarına saygı göstermesi gerektiğini Türkiye’ye defaatle vurgulamıştır. Türkiye, iyi komşuluk ilişkilerine, uluslararası anlaşmalara ve BM Sözleşmesi uyarınca anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözümlenmesine, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanına başvurulmasına kesin surette bağlı kalmalıdır. 

Türkiye halen AB-Türkiye Ortaklık Anlaşmasının Ek Protokolünün tam ve ayrım gözetmeksizin uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemiş ve Kıbrıs’a doğrudan ulaştırma hatlarına getirdiği kısıtlamalar da dahil, malların serbest dolaşımı konusundaki tüm engelleri kaldırmamıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmemiş Nisan 2021’deki gayri resmi görüşmeler resmi müzakerelerin başlatılması için gerekli zemini hazırlayamamıştır.

Mart 2021 ve Haziran 2021’e yapılan AB Konseyi toplantılarında, Doğu Akdeniz’de istikrarlı ve güvenli bir ortamın ve Türkiye ile işbirliği ve karşılıklı yarara dayanan ilişkilerin geliştirilmesinin Avrupa Birliği’nin stratejik menfaatine hizmet ettiği hatırlatılmıştır. Yasadışı arama faaliyetlerinin sona erdirilmesi, Yunanistan ile Türkiye arasında ikili görüşmelerin yeniden başlatılması ve o zaman için BM himayesinde yapılması planlanan Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmeler ışığında, liderler AB-Türkiye ilişkilerinde daha pozitif bir dinamiğin desteklenmesini teklif etmiştir. Bu amaçla, Türkiye’nin önceki AB Konseyi kararlarında belirlenen koşulları yerine getirmesi ve Doğu Akdeniz’de gerginliğin azaltıldığı ortamın devam ettirilmesi kaydıyla, ortak bir takım ilgi alanlarında, Türkiye ile kademeli, orantılı ve geri dönülebilir biçimde ilişkilerin başlatılmasına hazır olduklarını ifade etmişlerdir.  Liderler Türkiye’ye, uluslararası hukuku ihlal edecek şekilde provokasyonları ya da tek taraflı faaliyetleri tekrarlamaması çağrısında bulunmuştur. Ortak Tebliğ’i dikkate alarak, liderler bu tür eylemlerin tekrarlanması durumunda, AB'nin kendi çıkarları ile Üye Devletlerinin çıkarlarını savunmak ve aynı zamanda bölgesel istikrarı korumak elindeki tüm araçları ve seçenekleri kullanma kararlılığını yinelemiştir.

Türkiye, Libya ile imzaladığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin ve askeri anlaşmaların geçerli olduğunda ısrarını sürdürmüştür.  AB bunun,  üçüncü Devletlerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile uyumlu olmadığını ve üçüncü Devletler bakımından herhangi bir hukuki sonuç doğuramayacağı görüşündedir.

Ekonomik kriterler konusunda Türk ekonomisi oldukça ileri düzeydedir, ancak raporlama döneminde herhangi bir ilerleme kaydetmemiştir ve ekonominin işleyişi konusunda ciddi endişeler devam etmektedir. Yetkililer yerli talebi artırmak ve COVID-19 pandemisinin ekonomik yansımalarını hafifletmek amacıyla oldukça kapsamlı ve çok çeşitli tedbirleri hayata geçirmiştir. Sonuç olarak ekonomi, hızlı bir şekilde toparlanarak, 2020’nin ilk çeyreğinde kriz öncesi seviyeleri yakalamayı başarmıştır. Krize güçlü politikalarla verilen karşılığın yanı sıra kurumsal ve politika koordinasyonunda yaşanan zafiyetler yetkililerin aldıkları tedbirlerin güvenirliği ve etkililiğine zarar vermiş ve dengesizlikler artmıştır. Makroekonomik politikalar büyük ölçüde kredi kanallarına bel bağlamış, öte yandan doğrudan mali destek tedbirleri sosyal ve çalışma piyasası güçlüklerinin boyutları karşısında sınırlı kalmıştır. Geçen yılki güçlü parasal genişleme lirayı zayıflatmış, enflasyon ve dolarizasyonu artırmış ve portföy akışını tetiklemiştir. 2019 yılında cari hesap açığı kapanmış ancak bu durum kısa süreli olmuştur, dış dengeler önemli bir kırılganlık alanı olmaya devam etmektedir. Para politikası 2020 sonbaharında sıkılaştırılmış ancak merkez bankası başkanının, göreve gelmesinden yalnızca dört ay sonra Mart 2021’de aniden görevden alınması mali piyasa istikrarsızlığına sebep olmuş ve yetkililerin enflasyonun düşürülmesi yönündeki kararlılığını sorgulanır hale getirmiştir.  

Kurumsal ve düzenleyici ortam daha da zayıflamıştır ve düzenlemelerin tahmin edilebilirliği, şeffaflığı ve uygulanmasına ilişkin devam eden sorunlar vardır. Piyasadan çıkış maliyetli ve yavaştır. Kriz sırasında kayıtdışı sektör zayıflamış olsa da halen ekonominin önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. Fiyat belirleme mekanizmasında devlet müdahalesi devam etmektedir. Devlet yardımının sağlanması ile ilgili olarak uygulama, yürütme ve şeffaflık konusunda uygun kurallar bulunmamaktadır. 2020 sonbaharına kadar gevşek para politikası ve avantajlı düzenlemelerle desteklenen banka kredileri, özellikle devlet bankaları tarafından teşvik edilerek güçlü bir şekilde büyümüştür. Bankacılık sektörü, müsamahalı düzenlemeler ve diğer kriz hafifletme önlemlerinden yararlanarak, iyi bir sermaye yapısına sahip olmaya devam etmiştir. Pandemi işgücü piyasasını ve yoksulluğu derinden olumsuz bir şekilde etkilemiştir. Cesareti kırılan işçilerin sayısı önemli ölçüde artmış ve istihdam seviyeleri birkaç yıl önceki seviyelerinin çok altına düşmüştür. Kadınların işgücü piyasasına katılımı ve istihdamı oldukça düşük seviyelerde kalmıştır. İstihdam, eğitim ve öğretimde olmayan gençlerin oranı artmıştır.

Türkiye, AB içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleri ile baş edebilme kapasitesine ulaşma konusunda sınırlı ilerleme kaydetmiştir ve iyi düzeyde hazırlıklıdır. Eğitime erişimin iyileştirilmesinde kaydedilen bazı ilerlemelere rağmen, eğitim sistemi ile işgücü piyasası ihtiyaçları arasındaki uyumsuzluk devam etmektedir. Araştırma ve geliştirmeye yapılan harcamalar yavaş bir hızla artmaya devam etmiş, ancak hükümetin hedefinin oldukça altında kalmıştır. Uygun finansman koşulları ve imtiyazlı krediler ile desteklenen yatırım faaliyeti 2020'de toparlanmıştır. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve yenilenebilir enerji sektörünün geliştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmiştir. Yerel girdi gerekliliği uygulamalarının genişletilmesi endişe yaratmaya devam etmiştir. Türkiye'nin AB-Türkiye Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerinden büyük ölçüde sapmasına rağmen, AB'nin Türkiye'nin dış ticaretindeki nispi payı biraz artmıştır.

Üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneğine ilişkin olarak, Türkiye’nin AB müktesebatına uyumu çok sınırlı olmuş ve daha ziyade plansız bir zeminde sürdürülmüştür.

İç pazar kümesi, Gümrük Birliği'nin iyi işlemesi ve Türkiye'nin AB tek pazarına entegre edilmesi açısından kilit öneme sahiptir. Türkiye, malların serbest dolaşımı alanında iyi düzeyde hazırlıklıdır. 'Yeni ve Küresel Yaklaşım' kapsamında teknik AB mevzuatına uyum sağlamaya devam etmesine rağmen, Gümrük Birliği'nin iyi işleyişini engelleyen ticaret önündeki teknik engeller devam etmektedir. Birçok mesleğin icrasının AB vatandaşlarına serbest olmaması nedeniyle, işçilerin serbest dolaşımı, iş kurma hakkı ve hizmet sunumu serbestisi alanlarındaki hazırlıklar erken bir aşamadadır. Türkiye, özellikle varlık ve gayrimenkul ediniminin önündeki önemli engeller nedeniyle sermayenin serbest dolaşımı konusunda kısmen hazırlıklıdır. Kara para aklama ve terörün finansmanı ile mücadeleyi düzenleyen yasal çerçevesini iyileştirmiştir. Türkiye'nin COVID-19'a karşı yürüttüğü güçlü aşı kampanyasının da gösterdiği üzere, tüketici ve sağlığın korunmasına ilişkin mevzuat uyumu açısından iyi bir hazırlık düzeyine ulaşmıştır. Bununla birlikte, her iki alanda da idari kapasitenin, paydaşlar arasında istişarelerin ve koordinasyonun güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Türkiye rekabet politikası alanında belirli düzeyde hazırlıklıdır. Kurumsal altyapı hala tamamlanamamışken, Devlet desteklerine ilişkin uygulama kuralları, yürütme ve şeffaflık konusunda eksiklikler sürmektedir. Rekabetçilik ve kapsayıcı büyüme kümesinde, ekonomi ile ilgili fasıllarda çoğunlukla gerileme olmuştur. Bu durum, özellikle Türkiye'nin AB sanayi politikası ilkeleriyle bağdaşmayan önlemler hayata geçirmesi nedeniyle işletme ve sanayi politikası alanında ve merkez bankası üzerindeki yoğun siyasi baskıyı yansıtan ekonomik ve parasal politika alanında söz konusudur. Ayrıca, sendikal hakların kısıtlanması, gerçek sosyal diyalog eksikliği ve kayıt dışı ekonomik faaliyet düzeyinin devam etmesi ile bağlantılı olarak, sosyal politika ve istihdam alanında da gerileme yaşanmıştır. Vergilendirme konusunda, Türkiye kısmen hazırlıklı olsa da, vergi oranlarında sık değişikliklerin önüne geçecek ve tüm AB Üye Devletleri ile vergi bilgisi alışverişini sağlayacak net bir stratejiye ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye, gümrük birliği alanında iyi düzeyde hazırlıklı olmakla birlikte, gümrük birliğinin uygulanması dâhil, sınırlı ilerleme kaydetmiştir. Türkiye'nin AB-Türkiye Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerinden sapması devam ederek, çok sayıda ticaret engeline yol açmıştır. Türkiye, bilgi toplumu ve medya alanında belirli düzeyde hazırlıklıdır. Ekseriya yetersiz rekabet, medya sahipliğinin tek elde yoğunlaşması ve düzenleyici makamların bağımsız olmaması nedeniyle olmak üzere, gerileme devam etmiştir. Türkiye'nin bilim ve araştırma alanındaki hazırlıkları iyi düzeydedir ve ulusal araştırma ve yenilik kapasitesini artırmak ve Avrupa Araştırma Alanı (ERA) ile uyum sağlamak için eylem planını uygulamaya devam etmiştir. Türkiye, eğitim ve kültür alanında kısmen hazırlıklıdır ve özellikle dezavantajlı gruplara mensup çocuklara ve kız çocuklarına odaklanarak kapsayıcı eğitimi daha da geliştirmesi gerekmektedir.

Yeşil Gündem ve Sürdürülebilir Bağlantılılık kümesi ile ilgili olarak, Türkiye ulaştırma ve enerji politikalarında kısmen hazırlıklıdır. Bulgaristan sınırını İstanbul'a bağlayan Halkalı-Kapıkule demiryolu hattının devam eden yapımı ile birlikte, enerji ve ulaşım ağlarında bazı ilerlemeler kaydetmiştir. Türkiye, çevre ve iklim değişikliği alanında belirli düzeyde hazırlıklıdır ve iklim değişikliğine uyum ve etkilerinin hafifletilmesi açısından kritik çevre ve iklim sorunlarıyla karşı karşıyadır. İklim değişikliğine ilişkin Paris Anlaşması'nın onaylanması ve atık yönetimi, atık su arıtma ve mevzuat uyumu alanlarında kapasite artırımı dâhil olmak üzere bazı ilerlemeler kaydetmiştir, ancak uygulama ve yürütme zayıf kalmaktadır. Türkiye'nin bu süreci, Paris Anlaşması kapsamında artırılan ulusal olarak belirlenmiş katkı, uzun vadeli stratejik karbonsuzlaştırma ve uyum planları ve bunları yurt içinde yansıtan uygun mevzuat ile takip etmesi gerekmektedir. Kaynaklar, tarım ve uyumu kapsayan kümeye ilişkin olarak, Türkiye tarım ve kırsal kalkınma alanında belirli düzeyde hazırlıklıdır. Bununla birlikte, tarım politikası AB ortak tarım politikasının ana ilkelerinden uzaklaştığı için raporlama döneminde gerileme yaşanmıştır. Türkiye, AB'ye önemli bir gıda ürünleri ihracatçısıdır ve gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığı politikası alanlarında sınırlı ilerleme kaydetmiştir. Türkiye'nin, özellikle pestisit kalıntıları konusunda olmak üzere, AB standartlarını karşılamak için daha fazla ilerleme kaydetmesi gerekmektedir. Balıkçılık alanında su ürünleri kanununun uygulanması, kaynaklar ve filo yönetimi ile denetim ve kontrol konularında iyi düzeyde ilerleme kaydetmiştir. Türkiye, bölgesel politika ve yapısal araçların koordinasyonu alanında kısmen hazırlıklıdır. Özellikle IPA II fonlarının özümsenmesinin hızlandırılması ve bazı yapısal zayıflıkların ele alınması olmak üzere, genel olarak bu alanda bazı ilerlemeler kaydetmiştir. Türkiye, mali ve bütçesel hükümler alanında belirli düzeyde hazırlıklıdır ve idari kapasitenin güçlendirilmesi ya da öz kaynaklar sisteminin doğru biçimde uygulanması için uygulama kurallarının tasarlanması açısından raporlama döneminde sınırlı ilerleme kaydetmiştir.

Türkiye, özellikle Ortak Gümrük Tarifesinden ve ortak ticaret politikasından devam eden sapmalar nedeniyle, dış ilişkiler alanında kısmen hazırlıklıdır. AB-Birleşik Krallık anlaşmasının ardından Birleşik Krallık ile başarılı bir şekilde ticaret anlaşması yaparak, raporlama döneminde sınırlı ilerleme kaydetmiştir. Türkiye dış, güvenlik ve savunma politikası alanında belirli düzeyde hazırlıklıdır. Türkiye'nin giderek daha iddialı olan dış politikasının AB’nin ortak dış ve güvenlik politikası kapsamındaki öncelikleriyle ters düşmesiyle birlikte, dış ve güvenlik politikasına ilişkin siyasi diyalog çerçevesinde gerileme yaşanmıştır.

Genel olarak, AB müktesebatı ile mevzuat uyumu için birçok alanda daha fazla önemli çabaya ihtiyaç vardır. Tüm alanlarda, uygulama ve yürütmenin önemli ölçüde iyileştirilmesi gerekmektedir. Düzenleyici makamların bağımsızlığının sağlanması ve idari kapasitenin geliştirilmesi, Türkiye'nin daha fazla ilerleme kaydetmesi bakımından kilit öneme sahiptir.

Önemli tarihler

Eylül 1959: Türkiye ortak üyelik için Avrupa Ekonomik Topluluğuna başvuruda bulundu (AET).

Eylül 1963: Ekonomik işbirliğinin arttırılmasını ve Türkiye ile AET arasında Gümrük Birliği yapılmasını amaçlayan Ortaklık Anlaşması imzalandı.

Nisan 1987: Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğuna üyelik için resmi başvuruda bulundu.

Ocak 1995: Türkiye ve AB arasındaki anlaşma ile gümrük birliği oluşturuldu.

Aralık 1999: Türkiye, AB Konseyi tarafından aday ülke olarak tanındı.

Aralık 2004: AB Konseyi Türkiye ile katılım müzakereleri başlatma kararı aldı.

Ekim 2005: Katılım müzakereleri başlatıldı.

Aralık 2006: Konsey, Türkiye Ortaklık Anlaşması'na ek protokolü eksiksiz ve ayırım gözetmeden uygulama yükümlülüğünü yerine getirinceye kadar, 8 müzakere başlığının açılamayacağına ve hiçbir başlığın kapatılamayacağına karar verdi.

Aralık 2013: Vize serbestisi diyaloğunun başlatılmasına paralel olarak, AB ve Türkiye arasında Geri Kabul Anlaşması imzalandı.

Ekim 2014: AB ve Türkiye arasında Geri Kabul anlaşması yürürlüğe girdi.

Mart 2015: Avrupa Komisyonu ve Türkiye yüksek düzeyli enerji diyaloğunu başlattı.

Mayıs 2015: Avrupa Komisyonu ve Türkiye 20 yıllık Gümrük Birliği Anlaşmasını modernleştirme ve AB-Türkiye arasındaki ikili ticaret ilişkilerini geliştirme kararı aldı.

Kasım 2015: AB-Türkiye Liderler Toplantısı kapsamında iki taraf, Türkiye'den AB'ye yönelik düzensiz göçün sona erdirilmesi amacıyla bir Ortak Eylem Planının, AB standartları ve uluslararası standartlar ile tam uyum içerisinde, uygulamaya konulması hususunda mutabık kaldı.

Ocak 2016: AB-Türkiye yüksek düzeyli siyasi diyalog ve yüksek düzeyli enerji diyaloğu toplantıları gerçekleştirildi.

Mart 2016: AB ve Türkiye, Kasım 2015 tarihli Ortak Eylem Planı temelinde ortak bir Bildiri üzerinde anlaşmaya vardı.

Nisan 2016: Birinci AB-Türkiye yüksek düzeyli ekonomik diyalog toplantısı gerçekleştirildi; 18 Mart 2016 tarihli AB-Türkiye Bildirisi'nin uygulanmasına ilişkin ilk Rapor yayınlandı. 

Mayıs 2016: Vize serbestisi yol haritasında belirtilen koşulların Türkiye tarafından karşılanmasını değerlendiren üçünü İlerleme Raporu yayımlandı.

Aralık 2016: Komisyon, Türkiye ile Gümrük Birliği'nin modernleştirilmesine ilişkin  müzakerelerin başlatılması konusunda bir teklif kabul etti. 

Mayıs 2017: Brüksel'de AB-Türkiye liderler toplantısı yapıldı. 

Kasım 2017: Birinci AB-Türkiye yüksek düzeyli ulaştırma diyalog toplantısı gerçekleştirildi.

Aralık 2017: AB-Türkiye yüksek düzeyli ekonomik diyalog toplantısı gerçekleştirildi. 

Mart 2018: Bulgaristan’ın Varna kentinde AB-Türkiye Liderler toplantısı gerçekleştirildi.

Haziran 2018:  Genel İşler Konseyi, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin fiilen durduğuna ve Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden daha fazla uzaklaşması nedeniyle başka fasılların açılması veya kapatılmasının düşünülemeyeceğine karar verdi.

Kasım 2018: AB-Türkiye yüksek düzeyli siyasi diyalog toplantısı Ankara’da gerçekleştirildi. 

Aralık 2018: 78. AB-Türkiye Karma Parlamenterler Komitesi Ankara’da toplandı.

Ocak 2019: AB-Türkiye yüksek düzeyli ulaştırma diyalog toplantısı Brüksel’de gerçekleştirildi.

Şubat 2019: AB-Türkiye yüksek düzeyli ekonomi diyalog toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi.

Mart 2019: 54. AB-Türkiye Ortaklık Konseyi toplantısı Brüksel’de gerçekleştirildi.

Kasım 2019: AB, Doğu Akdeniz’deki yasadışı sondaj faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye karşı belirli hedeflere yönelik bir tedbirler çerçevesi kabul etti.

Mart 2020: AB-Türkiye Liderler toplantısı Brüksel’de gerçekleştirildi.

Temmuz 2020: AB, Türkiye’de mültecileri destekleyen iki önde gelen insani yardım programının devam etmesi için, 6 milyar Avroluk Mülteciler için Mali Yardım Programının üstüne 485 milyon Avroluk ilave destek kararı aldı.

Nisan 2021: AB Konseyi ve Avrupa Komisyonu Başkanları T.C. Cumhurbaşkanı ile Ankara’da görüştü.

Mart 2021: AB Konseyi, Doğu Akdeniz'de gerginliğin azaltılmasını memnuniyetle karşıladı ve bir dizi ortak çıkar alanında işbirliğini geliştirmek için AB’nin Türkiye ile aşamalı, orantılı ve tersine çevrilebilir bir şekilde ilişki kurmaya hazır olduğunu ifade etti.

Haziran 2021: Avrupa Komisyonu, Türkiye'deki Suriyeli mülteciler ve ev sahibi toplumlar için 3 milyar Avroluk ek yardım tahsis edilmesini teklif etti.

Eylül 2021: AB-Türkiye yüksek düzeyli iklim diyalog toplantısı Brüksel’de gerçekleştirildi.

Ayrıntılı bilgi için
 

Turkey Report 2021

Enlargement Package 2021

Turkey Factograph

COUNTRY/21/

Basın ile ilgili sorular için irtibat:

Ana PISONERO  (+32 2295 43 20)

Zoi MULETIER (+32 229-94306)

Kamuoyu için: Europe Direct telefonla 00 800 6 7 8 9 10 11 ya da e­posta ile