Remarks by High Representative/Vice-President Federica Mogherini at the joint press conference with Ekaterina Zaharieva, Minister of Foreign Affairs of Bulgaria, following the informal meeting of EU Foreign Ministers (Gymnich)

AB Dışişleri Bakanlarının gayri resmi toplantısının ardından Yüksek Temsilci/Başkan Yardımcısı Federica Mogherini'nin, Bulgaristan Dışişleri Bakanı Ekaterina Zaharieva ile ortak basın toplantısında yaptığı açıklamalar (Gymnich)

16.02.2018 Cu - 18:51

Sofya, 16 Şubat 2018


 

Öncelikle, Sn. Ekaterina’ya [Zaharieva, Bulgaristan Dışişleri Bakanı] muhteşem konukseverliği ve aynı zamanda da bu önemli dışişleri bakanları toplantısı için bizimle birlikte yaptıkları  kusursuz hazırlık için teşekkür etmek isterim. Bunun gayri resmi bir toplantı olması daha önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Aksine, bu kez olduğu  gibi, çoğu zaman bu görüşmeler, herhangi bir sonuca varılmasına veya bir metin üzerinde mutabakat sağlanmasına gerek kalmadan, çok önemli meseleleri resmiyet olmadan açık bir şekilde konuşma fırsatı sağlıyor ve daha açık, özgür ve ileriye dönük bir görüş alışverişinde bulunmamız için bir zemin oluşturuyor.

 

Dün gündemimizde üç ana konu vardı. Ve bu sabah da aday ülkelerin dışişleri bakanlarıyla [Arnavutluk, eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti, Karadağ, Sırbistan ve Türkiye] geleneksel görüş alışverişimizi gerçekleştirdik. Bu sefer odağımızda savunma ve güvenlik alanında işbirliği vardı.

Önce buradan başlayayım. Bu, katılan aday ülkelerle çok olumlu ve verimli bir görüşmeydi. Bunun için onlara teşekkür ediyoruz. Özellikle ortak olarak yaptığımız çalışmalar için. Ayrıca, örneğin, radikalleşme, yabancı terörist savaşçıların geri iadesinde bilgi alışverişinin sağlanması gibi güvenlik alanındaki ortak sorunlara yönelik çabalarımızı artırmak ve dünyanın dört bir yanındaki AB görev ve operasyonlarına hız vermek istiyoruz. Ve onlara, Avrupa Birliği içerisindeki ortak çalışmalarımızda son derece önemli bir unsur olan ve Birliğe katılma hazırlığı içerisinde olan aday ülkelerin özellikle bilgilenmesi önemli olan Avrupa savunma [politikası] konusunda güncel bilgiler verme fırsatımız oldu.

 

Bence dünün en önemli olayı Batı Balkanlarla yaptığımız görüşmeydi. Eminim Ekaterina'nın [Zaharieva, Bulgaristan Dışişleri Bakanı] bu konuda söyleyecekleri olacaktır zira bu konu Bulgaristan Dönem Başkanlığının birincil önceliğidir ve bu görüşü biz de paylaşıyoruz. Ve bu görüşme, [Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden sorumlu] Komisyon Üyesi Hahn ile birlikte geçen hafta Strazburg’da sunumunu yaptığımız Batı Balkanlar Stratejisi'ni 28 Üye Ülkenin bakanlarıyla ilk kez tartışma fırsatını verdi. Bulgaristan Dönem Başkanlığıyla, Avrupa Birliği ve bölgedeki dostlarımızla ortak bir geleceğe yönelik perspektifimiz çerçevesinde yaptığımız çalışmaların desteklenmesinde hedef birliğimizin olduğunu gördüğüm çok olumlu bir görüşme gerçekleştirdik.

 

Bakanlarla Suriye konusunda önemli görüşmelerimiz oldu. Her ne kadar medyadaki manşetlerde artık pek sık yer almasa da, bölgede durumun kötüye gittiğini görmekteyiz, zira savaş halen devam ediyor ve insani durum dramatik bir seviyeye gelmiş durumda.

Avrupa Birliği çatışma meselesini ve gelecek konferansımızın da ana konularını oluşturacak iki anahtar hususu yakın şekilde takip etmeye devam ediyor. Suriye ve bölgenin geleceğinin desteklenmesine ilişkin İkinci Brüksel Konferansı'na Birleşmiş Milletler ile birlikte ev sahipliği yapacağız. Bu uluslararası konferans iki konuya odaklanacak. İlk ve öncelikli olarak, hem Suriye içerisindeki hem de Lübnan, Ürdün ve Türkiye gibi komşu ülkelerdeki Suriyelilere insani destek. Ve –belki de daha önemlisi- Cenevre’deki BM önderliğinde yürütülen siyasi sürece destek. Bizler bunu güven veren bir geçiş sürecine –ülkedeki siyasi geçişe- başlamak için tek yol olarak görüyoruz, ki bu bütün Suriyelilerin vatanı olan Suriye için tek temel olabilir; toplumdaki çeşitliliği koruma ve DAEŞ’e karşı elde edilen galibiyetleri konsolide etmeyi yönetme – şimdilik önemli bölgesel, askeri galibiyetler – ki bunların artık, ideolojik ve sosyal zaferlere dönüştürülmesi gerekmektedir.

 

Ve bu -çok iyi biliyoruz ki- ancak, gelecekte ülkedeki muhalefet ve azınlıklardan başlayarak bütün Suriyeliler için bir alan tanıyan açık, güven veren bir siyasi geçiş yoluyla mümkün olabilir. Avrupa Birliği olarak bizim desteğimiz Cenevre’deki görüşmelere ilişkin hazırlıklarında Suriyeli muhalifler için hayati olmaya devam edecektir.Bununla birlikte, ekonomik gücümüz hakkında da görüşmelerde bulunduk. Avrupa Birliği, BM gözetimi altında sağlam ve güven veren bir şekilde bir siyasi geçiş sağlandığı takdirde, erken toparlanma ve ülkenin gelecekte yeniden inşası için kendi kaynaklarını mobilize etmeye ve bu amaçla gerekebilecek kaynakları mobilize etmek için uluslararası ortaklarla çalışmaya hazırdır.

BM-kaynaklı sürece ilişkin hiçbir alternatif görmüyoruz. Böyle bir cümle kullanmak, bir İtalyan ve Romalı olarak, bana kolay geliyor: bütün yolların Cenevre’ye çıkması gerekir. Tüm çabaların BM-önderliğindeki sürece destek olması gerekir . Avrupa Birliği ile Üye Devletler olarak bu konuda net bir kararlılığı paylaşıyoruz. Bu nedenle AB-BM eş-başkanlığında 24 ve 25 Nisan’da Brüksel’de düzenleyeceğimiz Konferans hem BM-önderliğindeki sürece siyasi desteği hem de ülke içerisindeki ve bölgedeki Suriyeliler için insani yardımı mobilize etmemize olanak sağlayacaktır. Ve ben dün masa etrafında bütün meslektaşlarımızın açık bir ittifakı ile belirgin bir kararlılığını gördüm ki bu, bir çok zorluğu içerisinde barındıran bu krize çözüm bulma çabalarına yönelik Avrupa Birliği'nin muazzam katkısını göstermektedir. Maalesef açık bir şekilde görüyoruz ki bu kriz hala sona ermedi.

Sözlerime burada son veriyor ve sorularınızı bekliyorum.

 

Video için internet adresi: http://ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm?ref=I150696

 


Soru&Cevap
 

Soru. Avrupa Birliği bakanları arasında Batı Balkan ülkeleri stratejisi üzerine bir fikir birliği olduğunu söylediniz. Bu doğrultuda, Bulgaristan Dönem Başkanlığı sonunda bölgedeki belirli ülkelerde müzakerelerin başlamasına ilişkin bir tarih bekleyebilir miyiz? Türkiye hakkında Suriye’yle bağlantılı bir soru – Suriye’deki Türk operasyonunu ve Avrupa Birliği ve Türkiye arasında Mart ayında Varna’da gerçekleşecek toplantıyı görüştünüz mü?
 

Dışişleri Bakanı: Batı Balkanlara ilişkin olarak Strateji (Batı Balkanlara ilişkin)’nin tüm bakanlar tarafından olumlu karşılandı, iyi değerlendirildi ve unsurlarına yönelik ortak bir yaklaşım vardı. Ve Bulgaristan’ın Dönem Başkanlığında bölgenin tümüne ilişkin ilerleme kaydetmek için önümüzde fırsatlar bulunmaktadır.
 

Geçen hafta Strazburg’da da netleştirdiğim ve aday ülkelerle bugün pekiştirdiğimiz bir şeyi çok belirgin olarak vurgulamak istiyorum: Strateji bütün bölgeyi işaret etmektedir ve Batı Balkanlar'da sahip olduğumuz bölgesel ortaklar arasında farklı seçenekler ya da farklı kategoriler yaratma-maktadır.

Ekaterina [Zaharieva, Bulgaristan Dışişleri Bakanı] ‘nın söz ettiği tarih çerçevesi, olası tarih – 2025-– yalnızca halihazırda müzakerelerde bulunan iki ülke [Karadağ ve Sırbistan]  için değil fakat müzakerelere başlayabilecek – kişisel olarak ümit ediyorum ki bugünden Haziran [2018]’e kadar müzakerelere başlayacak - diğer ülkeler için de gerçekçi, olası bir perspektiftir – hedef değildir, amaç değildir.

 

Bu önce Komisyon'un ve daha sonra Konsey'in alacağı bir karardır.  Ancak bu kesinlikle içerisinde çalıştığımız çerçevedir. Ve biliyorum ki bu hususta aramızda tam bir yakınsama var.

 

Türkiye'ye gelince, evet, yakın zamanda Türkiye'nin Afrin’de başlattığı operasyonu ele aldık. Avrupa Birliği ve Üye Devletler olarak son günlerde ve haftalarda, öncelikle sivil kayıplara ilişkin, bu askeri operasyonun insani sonuçlarına ilişkin endişemizi ifade ettik.  Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerini kabul ederken bir yandan da Avrupa Birliği için, bu askeri operasyonların hedefinin DAEŞ ve BM’nin listelediği terör örgütleri olmaya devam etmesi gerektiğini açıkça ifade ediyoruz. Dolayısıyla bugün de Türk dostlarımıza bu pozisyonumuzu yineledik.

 

Dün Ankara’da [Birleşik Devletler Dışişleri Bakanı] Rex Tillerson’ın yaptığı açıklamalara katıldığımı belirtmek isterim.: “Türk dostlarımızı askeri faaliyetlerinde itidal içerisinde hareket etmeye önemle davet ediyoruz. .” . Ayrıca - Ekaterina [Zaharieva]’nın dediği gibi- biz sadece orada değil Suriye’nin diğer bölgelerinde de haftalardır bir kötüye gidiş ve askeri seviyede mevcut koşullarda kesinlikle ümit verici olmayan bir tırmanma görüyoruz.

 

Bu sizin sorunuza cevap olmamakla birlikte, sizi bir konuda ya da dün konuştuğumuz gündem üzerine bilgilendirmeyi unuttum. Bunun için özür dilerim. Kore yarımadasındaki durum hakkında, DPRK [Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti] bakanlarla bir görüşme de yaptık. Avrupa Birliği olarak biz DPRK’ya çok sıkı bir yaptırım rejimi uyguluyoruz ve bu devam edecektir. İlgili BM Güvenlik Konseyi kararlarını tam anlamıyla uygulamaları cesaretlendirilmeleri amacıyla üçüncü Ülkelere diplomatik teşebbüsler üzerinde çalışıyoruz.

 

Biz Avrupa Birliği olarak, diplomatik yolların açık tutulması gerektiğini her zaman belirtiyoruz. Ve son günlerde, 2018 Kış Oyunları'nın devam ettiği bir dönemde, gerçekten cesaret verici adımlara şahit oluyoruz. Şunu çok iyi biliyoruz ki; asıl önemli olan 2018 Kış Oyunları sona erdikten sonra ne olacağıdır. Öncelikli olarak Güney Kore olmak üzere ortaklarımız ile çok yakın çalışmak istediğimizi [Rex] Tillerson ile Kuveyt’te de konuşmuştuk.

Seul-Kore Cumhuriyet’inin Dışişleri Bakanı'nı Brüksel’de gerçekleştirilecek olan bir sonraki Dış İlişkiler Konseyi'ne davet etmeye karar verdik, böylece ek baskı unsurlarını, ve bunun yanı sıra Kore Yarımadası'nda nükleer silahların ortadan kaldırılması amacına yönelik Avrupa Birliği'nin uluslararası topluma sunabileceği ilave diplomatik girişimleri de ele alacağız. 

 

 

Soru: Suriye konusunda, önümüzdeki Nisan ayında Brüksel Konferansında sunulacak olan yeni insani yardımın miktarı ile ilgili olarak şu an kafanızda herhangi bir rakam var mı? Ve daha geniş anlamda konuyu ele alacak olursak AB, BM Politik Süreçlerine desteğini vermiş bulunmakta. Fakat bu tıkanmış durumda, uzun yıllar fazla yol katedilemedi. Peki, AB'nin yapmak istediği başka neler var? Eğer gerçek bir siyasi süreç olmaz ise yeniden inşa için para vermeyi reddedileceğini söylediniz.  AB bunu bir süredir söylüyor ve bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Peki, AB daha fazla ne yapabilir? Ne tür siyasi ve ekonomik baskılar ortaya koyabilir ve uygulayabilir? Suriye’deki durum, Orta Doğu’daki çatışmalar ya da diğer fikirlerle ilgili olarak Rusya ve/veya İran'a uygulanabilecek ekonomik yaptırımlar gündeme geldi mi acaba?

 

Dışişleri Bakanı: Sorunuzun ilk kısmı, beklenen yardım taahhüdü ile ilgili olarak herhangi bir rakam söylemek için şu an çok erken. Bu yılki taahhütlerle ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Bu yıl taahhütler daha çok insani yardım kısmına kaydırılacak. İşte bu yüzden sadece Avrupalılar için değil aynı zamanda BM sistemi, Suriye , Suriyeliler ve bölge için de Suriye’deki insani duruma odaklanılması büyük önem taşıyor.Daha önce de açıkça belirttiğimiz üzere, mevcut durum iyiye gitmiyor. Suriyeli kardeşlerimizi desteklemek için uluslararası toplumun dayanışmasını harekete geçirmemiz gerekiyor.  Geçen yıl yapılan taahhütlerin uygulamaya geçirilmesini takip edeceğiz, çünkü uluslararası aktörlerin bir araya gelip konferanslarda taahhütte bulunmaları tek başına yeterli değildir, uygulamayı takip etmemiz, geçen yılki taahhütlerin  uygulamalarını takip etmemiz gerekir. Bir yuvarlak masa toplantısı yapacağız – sadece Avrupalılar ya da Birleşmiş Milletler ya da bölgesel aktörler değil –Suriye konusunda çaba sarf eden tüm uluslararası aktörler bu toplantıya katılacaklar. Geçtiğimiz yıl, eğer yanılmıyorsam, bakanlar seviyesinde 70’den fazla uluslararası delegasyonun katılımını sağladık. Bu yıl da benzer bir katılım sağlayacağımıza inanıyoruz. Yeni taahhütlerin ekleneceğine inanıyoruz.

 

Avrupa Birliği ve Üye Ülkelerden daha fazla yardım taahhüdü sağlayacağız. Ve umuyoruz ki bu konferansta bize katılan uluslararası aktörler ve bölgesel aktörler de bu yardım hareketimize katılacaklardır. Fakat tekrar belirtmek isterim ki yardım taahhütleri ile ilgili herhangi bir rakam vermek için henüz çok erken. İkinci sorunun cevabı tam da dün yapılan görüşmenin amacıyla ilgili; BM’nin önderliğinde Cenevre’de başlatılan süreci desteklenmek ve kolaylaştırılmak için Avrupa Birliği ve Üye Ülkeler olarak resmi olmayan bir ortak düşünme ve istişare ile daha neler yapabileceğimizi görüşmek… Askeri anlamda Avrupa Birliği olarak hiçbir zaman aktif olmadık fakat bugün görmekteyiz ki sürecin ilerletilmesini sağlayacak şey askeri dinamikler ve askeri güç  değildir ve bunu en başından beri söylüyoruz.  

 

BM önderliğindeki sürece katkımız bugün hiç olmadığı kadar birlik beraberlik içerisinde bulunan bir muhalefet Suriye muhalefeti olmuştur.  Bizim gibi Suriye muhalefeti ile sürekli irtibat halinde olan diğer bölgesel aktörler ile birlikte bu durum üzerinde çalıştık. Önümüzdeki hafta Brüksel’de tekrar görüşeceğiz, düzenli olarak görüşmekteyiz. Müzakereler için daha iyi bir beraberlik içerisinde olan ve daha hazırlıklı bir Suriye muhalefeti için çalışarak BM Güvenlik Konseyi Kararlarına uygun bir çerçevede sürece hazır olmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Suriye muhalefetini desteklemek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.; Cenevre’deki günlük çalışmalarını  mümkün olan her şekilde desteklemeye devam ediyoruz, bunların hepsi de mümkündür. Görüşmelere ilişkin günlük çalışmalarında destek sağlayan Avrupa Birliği’dir.

 

Avrupalılar olarak bu durumda gerçekleştiremeyeceğimizi açıkça bildiğimiz bazı şeyler var çünkü Suriye rejimi üzerinde herhangi bir etkimiz ya da rejim ile herhangi bir iletişimimiz yoktur. Bir süredir Suriye rejimi üzerinde uyguladığımız yaptırımlarımız var. Bugünlerde ve haftalarda ise - önceki dönemlerden daha yoğun olarak - Şam üzerinde etkisi olan aktörler ile görüşmekteyiz ve rejimin güven veren bir şekilde Cenevre’deki görüşmelere katılacağı konusunda onları cesaretlendiriyoruz.

Bu aşamada BM önderliğindeki Cenevre sürecine farklı açıdan yaklaşarak siyasi anlaşmanın gerçek içeriğiyle ilgilenmeye başlanmasının güvence altına alınmasının herkesin çıkarına olacağına inanıyorum. Bugünden  Nisan ayında Brüksel’de ev sahipliği yapacağımız [Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi] konferansına kadarki süreçte, Cenevre'de,  uluslararası toplumun sadece insani yardım kısmına değil gerilimin düşürebileceği bölgelerde erken toparlanmaya da odaklanmasını sağlayacak bazı gelişmelerin yaşanmasını umuyorum. Şu anda – gerilimin azalması söz konusu değil, ve gerilim daha da artmaktadır. Dolayısıyla, Konferansın, özellikle IŞİD’den kurtarılan bölgelerde yakın zamanda gerilimin düşürülmesi ve kaynakların harekete geçirilmesi için kullanılmasına hazır ve istekliyiz. Fakat bazı ilerlemeler görmek zorundayız ancak mevcut eğilimler bunun tam tersi yöndedir ve bu bizim için endişe vericidir. Ve asıl olarak bu durum, savaştan yorulmuş ve sadece geri dönüp normal hayatına devam etmek isteyen Suriye halkı için endişe vericidir.

 

Soru. Daha önce Avrupa savunma işbirliğine işaret etmiş olmanızdan dolayı size şunu sormak istiyorum: Dün [ABD Savunma Sekreteri] Sekreter Mattis şöyle dedi “Ortak savunmanın sadece ve sadece bir NATO görevi olduğu nun yazılı AB belgelerine geçirilmesi hususunda ortak bir anlayış söz konusudur. ”. bu konuda herhangi bir taahhüt verildi mi, bu sizden mi geldi, çünkü bazı AB Üye Ülkeleri bu açıklamayı şaşkınlıkla karşıladılar.  

 

Dışişleri Bakanı: Aslında dünden önceki gece Brüksel’de NATO Savunma Bakanları ile her zaman olduğu gibi çok başarılı bir toplantı gerçekleştirdik. Savunma Bakanları ne zaman Brüksel’de buluşsa [NATO Genel Sekreterliği] Jens Stoltenberg, bana AB/NATO işbirliğinin gidişatının ne kadar başarılı ilerlediğini ve hiç bu seviyelerde bir işbirliğinin gerçekleşmediğini göstermek için kendilerinin düzenlediği akşam yemeğine davet eder ve Avrupa Birliği savunma işlerinin ilerleyişi ile ilgili tam şeffaflıkta paylaşımda bulunur.

Gerçekte burada tüm NATO müttefiki Savunma Bakanları arasında son derece başarılı bir görüş alışverişi gerçekleştirilmiş olup – eğer yanılmıyorsam – bunlardan yirmisi Avrupa Birliği içerisinde Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliğini [PESCO] başlatmışlardır.

 

Dolayısıyla, sunmuş olduğum brifing aynı zamanda AB Üye Ülkeleri içerisinde olan NATO müttefiklerinin ortak brifingiydi. Bu benim için NATO ve NATO müttefikliklerinin ve özellikle de AB Üye Ülkesi olmayan NATO müttefiklerinin Avrupa Birliği Antlaşmalarında ve Lizbon Anlaşması'nda –sanırım 42.7 maddesinde - açıkça belirtildiği şekilde ortak savunmanın temelini oluşturan üyeler olduklarının vurgulanması ve güvence altına alınması adına bir fırsat oldu.      

Lizbon Anlaşmasında açıkça belirtilmiştir ki, bu durumu daha fazla speküle etmeye gerek yoktur; NATO, AB Antlaşmasında NATO müttefiki olan Üye Devletlerin ortak savunmasından sorumlu örgüt olarak belirtilmiştir.  

 

Bugün AB içerisinde Avrupa’nın savunması adına yapılan işlerin, ortak savunma söz konusu olduğunda NATO’nun yerine geçmeyi hedeflemediği açıkça görülebilmektedir. Bu her zaman bizim ortak anlayışımızın temelini oluşturmaktadır.

Bununla birlikte, AB Üye Ülkesi olmayan bir diğer NATO müttefiki ülkelerle birlikte hem Sekreter Mattis hem de AB savunması üzerinde yapmış olduğumuz işlerde son derece destekleyici bir yaklaşım sergileyen Genel Sekreter Stoltenberg ile şunu paylaştık: Avrupa Birliği’nin Avrupa savunmasını güçlendirmek için atabileceği her adım aynı zamanda NATO’yu da güçlendiren bir adımdır.

 

Çarşamba akşamı bu konuda masada tam bir anlaşma vardı. Bence mükemmel bir görüşme oldu ve meseleler çok yararlı bir biçimde bir kez daha açıklığa kavuşturuldu. Şunu söyleyebilirim ki özellikle Sekreter Mattis Avrupa Birliği’nin savunma alanında yaptığı bu çalışmayı Birleşik Devletler’in tümüyle desteklediğini söylerken son derece kararlıydı.

 

Soru: Gayri resmi tartışmalar sırasında, eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti'nin ismi konusunda pozisyonların ortaklaşıp ortaklaşmadığına ve Sırbistan’ın katılım konusunda çalışmaya hazır olup olmadığına dair gözlemleriniz oldu mu, Kosova meselesi bu süreçte ortaya bir zorluk çıkaracak mı?

 

Dışişleri Bakanı: Atina ile Üsküp arasında devam eden, çok ümitlendirici bir diyalog var; bu BM himayesi altında oluyor. Saygı duyduğumuz, büyük dikkatle izlediğimiz ve çok desteklediğimiz iki taraflı bir çalışma. Ve şunu söylememe izin verin; Atina ve Üsküp tarafından son dönemde atılan adımlar, bence, pozitif biçimde yansıtıyor bunu. Bu adımlar gelecek için son derece ümit verici.  

 

Burada bir noktanın altını çizmek istiyorum: İhtilafların, iki taraflı meselelerin her iki tarafın kamuoyu açısından her daim hassas konular teşkil ettiğini çok iyi biliyorum. Ve her yerde, dünyanın her yerinde bu türden ihtilafların niteliği budur. Çokça siyasi liderlik, cesaret ister fakat aynı zamanda bence açık bir kararlılık ve kendi yurttaşlarınız için neyin daha iyi olduğuna dair bir bakış açınız olmasını gerektirir. Bana kalırsa, şu anda, bu ümit veren adımları bölgenin tamamı için ve aynı zamanda bu bölgede önemli rol oynaması gereken iki ülke için de kesinlikle yararlı olacak bir bakış açısına bağlamak için güzel bir çerçeve var elimizde. Olumlu manada etkilenmiş durumdayım ve Atina ile Üsküp’ün kendilerini verdikleri, bu devam eden diyaloğu mümkün olan her şekilde desteklemeye hazırım. Yakında iyi sonuçlar alınmasını umuyorum.
 

Belgrad ile Priştine’ye gelince… Biliyorsunuz diyaloğu teşvik ediyoruz ve açık bir kararlılık görüyorum, özellikle de iki Başkan tarafından. Diyaloğun başkanlar düzeyinde sürdürülmesine karar verilmişti. Bu olumlu bir gelişme. İlişkilerin normalleşmesi sorununu geniş bir biçimde ele alacak, yasal olarak bağlayıcı bir anlaşma üzerinde tartışmaya başladılar. Böyle bir anlaşma muhakkak ki her iki tarafın, ama aynı zamanda bölgenin durumunda niteliksel bir değişiklik yaratacaktır. Ve bu bakış açısının bizim görev süremiz sonuna kadar, yani 2019 sonuna kadar sonuç getireceği konusunda gerçekçi biçimde iyimserim.
 

Bugün atılan bir başka olumlu adım oldu, toplandığımız sırada haberi geldi, bu vesileyle değinmek isterim. Kosova Başkanı ile Karadağ Başkanı arasındaki sınır belirlenmesi konulu anlaşmayı gördüm. Bu anlaşma, karmaşık meselelerde dahi adım atılabileceğini gösteriyor. Ve şimdi, açık ki, iyi komşuluk ilişkileri ruhuyla gerçekleştirilecek tüm çabaları kutlamakla kalmıyoruz,  ama aynı zamanda bu anlaşmanın eksiksiz şekilde uygulanmasını desteklemeye hazırız. Yani şimdi izlenmesi gereken umutlandırıcı bir işaret.

 

Soru: Türkiye hakkında bir sorum olacak: basın konferansınıza başlamadan hemen önce, Alman gazeteci, meslektaşımız Deniz Yücel’in Türk makamları tarafından serbest bırakıldığı son dakika haberini aldık. Bununla ilgili size iki sorum olacak: bunu teyit eder misiniz? İlişkilere uzun süredir gölge düşüren bu dava hakkında Türk bakanla konuştunuz mu? Ve biraz daha detaya girmek gerekirse, Başkanlar Tusk ve Juncker ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılacağı bir zirvenin Mart sonunda, burada Bulgaristan’da yapılacağını duyduk. Bunu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB ile katılım müzakerelerine yeniden başlamak istediğine dair açık bir işaret olarak görüyor musunuz? Bu konuda ne söylemek istersiniz?

 

Dışişleri Bakanı: Size şunu söyleyebilirim ki biz Türk muhataplarımızla görüşmelerimizde yalnızca münferit hususları değil aynı zamanda genel anlamda Türkiye’nin kendi taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini sürekli olarak gündeme getiriyoruz. Bu görüşmeler oldukça sık ve düzenli şekilde gerçekleşiyor: Bugün burada [Türkiye Avrupa Birliği İşleri Bakanı] [Ömer] Çelik ile bir araya geldik, dünden önceki gün Kuveyt’te [Türkiye Dışişleri Bakanı] [Mevlüt] Çavuşoğlu ile, birkaç hafta önce Bakan Çelik’le Brüksel’de bir araya geldik.

 

Çünkü çoğu zaman unutuyoruz ama Türkiye yalnızca bir aday ülke değil, aynı zamanda Avrupa Konseyi asil üyesidir. Dolayısıyla bu çerçevede gönüllü ve kendiliğinden yüklendiği bazı taahhütleri var. BU nedenle biz, Türkiye’nin temel haklar, hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü konularına en yüksek derecede saygı göstermesi gerektiğini sürekli vurguluyoruz ve bu konu kendileriyle sürdürdüğümüz görüşmeleirn değişmez bir parçasıdır.

 

Az evvel aldığınız münferit haberi teyit veya ret etmeyeceğim.
 

Zirve Hakkında: Ekaterina’nın [Zaharieva, Bulgaristan Dışişleri Bakanı] belirttiği gibi, şu anda tartıştığımız konu bu değildi, fakat farklı düzeylerde yürüttüğümüz sürekli temasların parçası bu. Özellikle geçtiğimiz son senede benim düzeyimde veya Komisyon Üyesi Hahn’ın [Avrupa Komşuluk Politikaları ve Genişleme Müzakereleri Komiseri Johannes] seviyesinde yani bakanlık düzeyinde daha sık temaslarda bulunduk.

Bu temaslar bazı sektörel işbirliklerini de içerecek şekilde her zaman devam eden temaslar olmuştur. Sanırım ulaşım, enerji, ekonomik sahalar konularında görüşmeler özellikle de Türk nüfusuna odaklanma amacıyla sürekli olarak devam ediyor,. Biz çoğu zaman kurumsal veya siyasi ilişkilere odaklanıyoruz ki bunlar önemli; veya katılım sürecine odaklanıyoruz ki bu da önemli... Hatırlatmak isterim ve siz gayet iyi biliyorsunuz ki şu anda müzakere için yeni fasıllar açmıyor olsak dahi Türkiye bir aday ülke olmaya devam ediyor.

 

Fakat Türk tarafı ve Avrupa Birliği tarafında ortak bir menfaatimiz var: yurttaşlarımızın - Buna Türk vatandaşları da dahil, hepsinin hayatlarını iyileştiren pozitif gündem üzerinde çalışmak. Ayrıca bölgede sahip olduğumuz ortak stratejik menfaatler var. Türkiye sadece bir aday ülke değil, aynı zamanda bölgedeki bir ortağımızdır. Her zaman aynı bakış açılarını paylaşmıyoruz, önceki yanıtlarımızın bazılarından anlaşıldığı üzere.. Fakat belirli meselelerde birlikte çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesi de – ki sonuncusu olmayacak-; belirli bir süre sonra muhakkak ki.yeniden masaya gelmek zorunda olan Kıbrıs meselesinin çözümüdür.