AB- Türkiye Arasında Üst Düzey Siyasi Diyaloğu

AB- Türkiye Arasında Üst Düzey Siyasi Diyaloğu

Yüksek Temsilci/ Başkan Yardımcısı Federica Mogherini’nin AB- Türkiye Üst Düzey Siyasi Diyaloğu Sonrasında Düzenlenen Basın Toplantısında Yaptığı Açıklamalar

Brüksel, 25 Temmuz 2017
 

Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakerelerinden Sorumlu Komisyon Üyesi Johannes Hahn  ile birlikte Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik’i Türkiye ile Üst Düzey Siyasi Diyalog Toplantısı vesilesiyle Brüksel’de ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz ve onlara “Hoşgeldiniz” demek istiyoruz. Bu Diyalog Toplantısı, geçen sene Nisan ayında Malta’da Avrupa Birliğinin 28 Üyesinin Dış İşleri Bakanları ile yeniden teyit ettiğimiz diyalog ve işbirliği çerçevesinin önemli bir unsurudur.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker, Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Antonio Tajani’nin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen Mayıs ayında Brüksel’de yaptığı toplantının ardından, son aylarda beraber çalışmalar yapmaya devam ettik.  İşbirliğimizin çeşitli alanlarında samimi, açık ve yapıcı görüşmeler yapmaya karar verdik.

Haziran ayında Siyasi Direktörler toplantısı düzenledik. Son birkaç hafta içinde, AB Komiseri Christos Stylianides, Johannes Hahn, Violeta Bulc ve Phil Hogan Türkiye’yi ziyaret etti ve aynı dönem içinde bazı Türk Bakanlar Brüksel’e ziyaret düzenledi.

Daha önce de bir çok kez belirttiğim gibi, bu tür görüşmelerin yapılması, tarafların hem Türk vatandaşları, hem de Avrupa Birliği vatandaşları için önem arz eden ortak çıkarlar ve yaşanan ortak güçlükler konusunda doğrudan birbiriyle görüşmesi çok önemlidir. Biz birçok kez birbirimize önemli olanın tüm bunları medya üzerinden değil, doğrudan birbirimizle görüşmek olduğunu belirttik ve şimdi işte yaptığımız şey de bu: açık, samimi ve yapıcı diyalog.

Türkiye’nin geçen sene yaşadığı ve yüzlerce sivilin hayatını kaybetmesine ve 2000’den fazla insanın yaralanmasına neden olduğu iddia edilen darbe girişimi için düzenlediği ilk anma töreninden birkaç gün sonra toplantımızı gerçekleştirdik. Bu görüşmeler sayesinde, Avrupa Birliği’nin Türk insanlarıyla ve demokratik olarak seçilmiş kurumlarıyla paylaştığı dayanışma ruhunu pekiştirdik.

Bugünkü toplantımızla her iki tarafında gündeminin üst sıralarında yer alan hususlar üzerinde kapsamlı bir şekilde uzun bir görüşme yapma fırsatına sahip olduk. Elbette, bu görüşmeler ilişkimiz, Türk insanlarının ve Avrupa Birliği'nin yıllar öncesinden bugünlere dek gerçekleştirmek istediği amaçları açısından büyük bir önem taşıyan bazı konuları da içeriyordu. Bu anlamda, hukukun üstünlüğü, adil yargılanma hakkı, davaların hukuk kurallarına uygun şekilde sonuçlandırılması, ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, iyi komşuluk ilişkileri, hem bir aday ülke olarak, hem de Avrupa Konseyi’nin bir üyesi olarak Türkiye’nin bağlı olduğu prensiplerdir.
 

Biz, Türkiye’de demokratik muhalefet, gazeteciler ve insan hakları savunucularından çok sayıda kişinin tutuklanmasını içeren üzücü bir olaylar zincirine şahit olduk.

İşte tam da bu nedenle, geçmişte de istikrarlı bir şekilde yaptığımız gibi, işbirliğimizin ve diyalogumuzun hem hukukun üstünlüğü ve temel özgürlükler, hem de Avrupa Birliği Üye Ülkeleri olarak her birimizle Türkiye arasındaki ikili ilişkiler alanında somut ve olumlu adımlarla desteklenmesi gereğinin altını çizdik.

Birçok alanda nasıl yapıcı bir şekilde işbirliği yapabileceğimizi görüştük. Komiser Hahn bu çalışmalardan bazılarına ve özellikle de Avrupa Komisyonunun çalışmalarıyla daha ilgili olan kısımlarına değinecek. Ama biz enerji, güvenlik, terörle mücadele, göç yönetimi, ekonomik ve ticari ilişkiler, taşıma ve tarım gibi alanlardaki işbirliğimizden ve Türkiye’ye çok sayıda mülteciyi ağırlamasına yönelik olarak verdiğimiz kesintisiz destekten bahsettik.  Bunların tümü ikili ilişkilerimiz çerçevesinde olumlu bir gündemle ele alınması mümkün olan veya şuanda bir gündemin bir parçası durumunda olan alanlardır.

Elbette dış ilişkiler konusuna da değindik. Bizim düzeyimizde her zaman paylaşılan bazı ortak önceliklerimiz mevcut ve bunun için Bakan Çavuşoğlu’na teşekkür etmek isterim. Temasımız, başta Suriye konusunda olmak üzere, her zaman kesintisiz bir şekilde devam etti. Bu bağlamda, Cenevre’de sürecin desteklenmesine ve Astana’da sahada sonuç alınması için sürece yardım edilmesine yönelik çalışmalarımız koordine edilmektedir.

Körfez kriziyle ilgili olarak da görüş alışverişinde bulunduk. Her ikimiz de Kuveyt’ten döndük ve bu gerginliklere olabildiğince kısa sürede çözüm bulunmasına duyulan ihtiyacı ele aldık. Irak’ta Musul’un özgürlüğüne kavuşmasının ardından yaşanan durumu da değerlendirdik. General Khalifa Haftar ve Başbakan Fayez Mustafa al- Serraj Paris’te buluşurken, biz tarafların Libya Siyasi Anlaşması çerçevesinde bir araya getirilmesinin ve Libyalı paydaşların birleşmesine eşlik etmek için birlikte çalışmamızın gerekliliğini yeniden teyit ettik.  

Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’deki durumla ilgili görüşlerimizi karşılıklı dile getirdik. İki devleti içeren çözümün geçerli tek çözüm olduğunu ve bugünlerde Kudüs’teki duruma özel ilgi gösterilmesinin gerektiğini teyit ettik ve İsrailli makamlar ile Ürdünlü makamların da bu süreçte Kudüs’te sürdürülebilir bir bağlamın güvence altına alınması için beraber çalışması dilediğimizi ifade ettik.

İran’la ilişkiler konusunda da düşüncelerimizi paylaştık. Özellikle de Türkiye’ye nükleer anlaşmanın (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) uygulanmasına verdiği kesintisiz destek için teşekkür ettim, ve Rusya’yla ilişkilerimizi ve Ukrayna’daki krizle ilgili tutumlarımızı, Ukrayna’daki reform sürecine verdiğimiz desteği ele aldık.

Dış ilişkiler ve bölgesel politika alalındaki işbirliğimizin alanlarındaki çeşitlilik, çıkarlarımızın ve yaşadığımız güçlüklerin ne kadar ortak olduğunun ve Türkiye ile – güvenli, ekonomik olarak canlı ve demokratik bir Türkiye- ile birlikte çalışmaya devam etmek için sahip olduğumuz istekliliğin bir yansımasını oluşturmaktadır. Ve bugün, özel olarak ele aldığımız konulardan biri çalışmalarımızı tüm vatandaşlarımızın faydasına olacak şekilde nasıl birlikte daha ileri götürebileceğimizdi. 

Bu nedenle, meslektaşlarım Mevlüt ve Ömere paylaştığımız kusursuz diyalog için teşekkür etmek isterim. Elbette hala üzerinde mutabakata varamadığımız konularda da var. Ama önümüzdeki aylarda,  daha birçok yeni ortak çalışma alanımız olacağından eminim.  

Teşekkür ederim.

 

Videonun linki: http://ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm?ref=I142146

 

Soru. Bugün Türkiye’de hukukun üstünlüğünün maruz kaldığı ciddi erozyonun tersine çevrileceği hususunda endişelerinizi hafifleten bilgiler edindiniz mi? Değerlendirmenize göre, katılım görüşmelerinde yeni fasılların açılması ve Gümrük Birliğinin geliştirilmesine yönelik görüşmelerin devam etmesi için şartlar uygun mu?

Diyalog, her şeyden önce her iki tarafın yüksek önceliklerini dinlemek, anlamak ve tutum sergilemek için önemlidir.

Meslektaşlarımızın çoğu kırmızı çizgiler üzerinde odaklanmayı seçse de, ben sahip olduğumuz ortak noktalar üzerinde odaklanmayı tercih ederim ve diyaloğun bugün özellikle ortak önceliklerin belirlenmesi konusunda faydalı olduğunu ve bu prensipler üzerinde birlikte verimli bir şekilde çalışabileceğimizi düşünüyorum. Çünkü gündemimiz karmaşık ve Türkiye ile, diğerleriyle işbirlikçi bir yaklaşım içinde birlikte çalışmalıyız. Bu Avrupa Birliği'nin yaklaşımıdır.

Bu anlamda, görüşmelerimiz sırasında, hem ben, hem de Komisyon Üyesi Hahn hukukun üstünlüğü, insan hakları, demokrasi, medya özgürlüğü, insan hakları savunucularının, muhalefet liderlerinin korunması ve benzeri konularda somut adımlar atılmasının bizim için çok önemli olduğunu açık bir şekilde ifade ettik. Bunun da bu görüşmeler sırasında talep edilmemesi gereken büyük bir şey olmadığını düşünüyorum.

Bu nedenle sizden karşılıklı birbirimize ilettiğimiz kelimeler yerine eylemler üzerinde daha fazla odaklanma eğilimindeyim. Ama diyalogumuz, sizin de gördüğünüz gibi,  çok açık, ama çok verimliydi. Gazetecilerin de tanımlayacağı gibi: “samimi ve yapıcı”, ama bence olumluydu.

Bakış açılarımıza gelince, arkadaşım Bakan Çelik’in de belirttiği gibi, Türkiye elbette bir aday ülkedir ve öyle kalmaya devam edecektir. Bir veya iki sene önce bir nevi paradoks yaşadık. Ankara’da, en azından benimle gerçekleştirilen ilk Üst Düzey Siyasi Diyalogu çok iyi hatırlıyorum. Bizim ilişkilerimizi sadece aday statüsü açısından değerlendirmemiz, aynı zamanda stratejik ortaklığımızı güçlendirmemiz gerektiğini söylemiştik. Şimdi kendimize Türkiye’nin aynı zamanda bir aday ülke olduğunu hatırlatmak zorundayız.

Türkiye aynı zamanda bir aday ülkedir ve pozitif işbirlikçi ortak çalışmalar ve zorluk yaşadığımız veya farklı görüş ve farklı tutumlara sahip olduğumuz alanlar için Avrupa Birliğinin stratejik bir ortağıdır.

Bununla beraber, ele almamız gereken tek konu bu ay Birleşmiş Milletlerin himayesinde yapılan müzakerelerde maalesef çözümlenememiş olan Kıbrıs meselesi değildir. Ben müzakerelerin son aşamasının başlangıcında İsviçre’deydim ve sürece pozitif bir şekilde eşlik etmeye çalıştım. Ne yazık ki, mesafeler bu sefer kapatılamayacak kadar genişti ve biz Kıbrıs meselesinin belirli bir noktada çözüme kavuşturulacağı hususunda umudumuzu sürdürüyoruz.

Ama şuanda yeni fasılların açılmasının düşünülmesini zorlaştıran tek sorun Kıbrıs sorunu değildir.

Soru. Türkiye’deki darbe girişimi: Darbe girişiminin yıl dönümünü kısa bir süre yaşadık. Türkiye’deki politik ortam açısından ele aldığımızda, politik partiler Gülen terör grubunun bu darbe girişiminin arkasında bulunduğunu iddia ediyor. Türk halkı da aynı şeyi söylüyor. Siz Avrupa Birliği olarak, bu grup ve Avrupa’daki faaliyetleri karşısındaki duruşunuzu yeniden değerlendirecek misiniz?

Şuanda öyle bir değerlendirme söz konusu değil. Bu değerlendirme normal şartlarda bir veya daha fazla sayıda Üye Ülke tarafından başlatılır ve Üye Ülkelerin oybirliği ile gerçekleştirilir. Şuanda böyle bir girişim mevcut değil.

 

Sonuçlar

Bir sonraki sefere diyaloğu basınla mı yapsak diye düşünüyorum: canlı, güçlü ve gerçek zamanlı…

Gördüğünüz gibi, tartışmalar gerçek ve birbirine bağlı.

Üç konuya vurgu yapmak istiyorum. Birincisi, Mevlüt, siz şöyle dediniz: “Avrupa Birliği Üye Ülkeleri dayanışma içinde hareket etti. Bu iyi bir şey. Çünkü bizim adımız Avrupa Birliği ve bir aile olarak kararları birlikte veririz; zor zamanlarda, daha az zor zamanlarda birlikte bir duruş sergileriz. Bu nedenle her bir Üye Ülkenin Türkiye ile ve birbirleri ile iyi ikili ilişkiler geliştirmesi önemlidir.  Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki genel, pozitif ve yapıcı işbirliğinin sağlıklı temeli budur.

İkincisi, Mevlüt siz söylediniz ve ben de bu konuda sizi takdir ettim. Uluslararası Af Örgütü ciddi ve saygın bir kuruluştur. Bu nedenle, biz Avrupa Birliği olarak bu kuruluşun dünyanın her yerinde yaptığı ciddi ve yoğun çalışmalara ve insan hakları savunucularının verdiği emeklere değer veriyoruz. Onlar günlük zor işlerinin desteklenmesi hususunda her zaman Avrupa Birliğinin desteğine güvenebilir.

Son, ama en az diğerleri kadar önemli olan konu da, biz imzaladığımız anlaşmalara uyulmasını bekliyoruz. Çünkü havayla beraber kararlarımızı değiştirecek olsak, merkezimiz Brüksel’de bulunduğu için büyük sorunlar yaşardık.

Çok teşekkür ederim.

Videonun linki (Sorular ve Cevaplar):

http://ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm?ref=I142176