fbpx AB-Türkiye ilişkileri: Köprüler kurmak | AB Türkiye
AB ve Türkiye bayrakları

AB-Türkiye ilişkileri: Köprüler kurmak

30.03.2021 Sa - 16:34

Yüksek Temsilci/Başkan Yardımcısı Josep Borrell'in 30 Mart 2021 tarihli blog yazısı:

Geçen hafta AB Konseyi, AB-Türkiye ilişkilerinde yeni bir döneme işaret edebilecek bir süreci başlattı. AB liderleri, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, yüksek düzeyli diyalog toplantılarının ve birebir temasların yeniden başlatılması dahil önemli alanlarda Türkiye ile işbirliğinin yanı sıra göç yönetimi alanındaki işbirliğinin güçlendirilmesine hazırlar.  

Bu gelişme, ilişkilerimizin daha önce görülmemiş düzeydeki gerginliklerle dibe vurduğu son derece karmaşık bir yılın ardından yaşanıyor. Bununla beraber 2020 yılı sonlarına doğru, Türkiye’deki resmi makamlar AB ile yeniden ilişkilerin canlandırılmasını istediklerini ifade ettiler. Negatif söylemler önemli ölçüde yumuşatıldı ve Doğu Akdeniz’de AB’ye Üye Devletlerin menfaatlerine ters düşen faaliyetler sonlandırıldı.    

Durum hassasiyetini korurken AB, Türkiye tarafından gelen bu dostane adımları ve jestleri memnuniyetle karşıladı ve karşılığında da Türkiye’ye elini uzattı. Nitekim Türkiye ile işbirliğine dayanan ve karşılıklı yarar sağlayan ilişkiler AB’nin stratejik menfaatinedir. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Yatırım kaynağı ve ithalat-ihracat ortaklığı anlamında AB, Türkiye’nin bir numaralı ortağıdır. Pandemi öncesi son rakamlara göre Türkiye ihracatının 69.8 milyar Avro’su AB ile gerçekleşmiş, ve doğrudan yabancı yatırımlarının 58.5 milyar Avro’luk kısmı da AB’den kaynaklanmıştır. Üye Devletlerde 5.5 milyondan fazla Türk vatandaşı yaşamaktadır ve Eurobarometre’ye göre Türk vatandaşlarının yüzde 61’i AB’yi dünyada önemli bir yeri olan bir aktör olarak görmektedir. Güvenlik ve savunma politikasında NATO’yu dayanak aldığı düşünüldüğünde Türkiye’nin gerçekten Avrupa istikametine doğru yol almaktan daha iyi seçeneklerinin olduğuna inanmak güç görünmektedir.

Elbette ki sorunları bitmiş saymak naiflik olacaktır. Avrupa Komisyonu ile birlikte Konsey’e sunduğum AB-Türkiye ilişkileri konulu raporda iki hatlı bir yaklaşım sergilenmekte ve ilişkilerde dört ana gerilim konusu tespit edilmektedir. Bu konular: Doğu Akdeniz’deki deniz konulu anlaşmazlıklar; Kıbrıs meselesinin çözümü; özellikle Libya ve Suriye’de olmak üzere bölgesel çatışmalarda birbirinden ayrışan amaçlar ve Türkiye’deki demokratik standartların kötüleşmesi konularıdır.

Bölgesel açılardan, önümüzde, bizi bekleyen ciddi bir iş yükü var; özellikle Suriye (ki şu anda “Suriye ve bölgenin geleceğinin desteklenmesi” konulu V. Suriye Konferansı’nın eş başkanlığını Birleşmiş Milletlerle birlikte yapıyoruz) ve son dönemde menfaatlerin yavaş yavaş birbirine yaklaşmaya başladığı Libya konusunda… Daha genel anlamda tüm bölge, bu çalkantıdan ciddi ölçüde mustarip oldu ve yeni bir tür terör ortaya çıktı.

Demokratik standartlar yalnızca AB için değil; aynı zamanda, Türkiye’deki insanlar için de kilit bir unsur olmayı sürdürmektedir. Siyasi partilerin ve özgür medyanın hedef alınması ve son dönemdeki diğer kararlar, demokrasi ve temel haklara saygı [ilkesine] ters düşmektedir (bu bağlamda ilgili son iki açıklama için: buraya ve buraya tıklayın). Bu konularda diyalog ve eyleme geçilmesi, her zaman için AB-Türkiye ilişkilerinin ayrılmaz bir parçası olacaktır.

AB-Türkiye siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerinde son duruma ilişkin rapor, gerilimin ikili ilişkilerimiz üzerinde yarattığı etkiyi --temel işbirliği araçlarının ve süreçlerinin neredeyse dondurulması-- açıklamaktadır. Avrupa Birliği Konseyi üyelerince geçen hafta yapılan açıklama (Statement of the members of the European Council) haklı olarak işbirliği ve diyalogda başarıya ulaşılması anlamında bu türlü unsurların ne kadar önemli olduğunu kabul ederek bu unsurlara atıfta bulunmaktadır.

Bizi bekleyen görev şüphesiz kolay değil. AB liderleri, kademeli ve orantılı, ancak aynı zamanda geri çevrilebilir bir yaklaşıma duyulan ihtiyacı vurguladılar. İlişkimizin sürdürülebilir bir şekilde iyileştirilmesi için cesaret ve kararlılığın yanı sıra, aynı zamanda esnekliğe ve anlayışa ihtiyaç var. Çözüm bekleyen meselelerin bazıları, on yıldır süren anlaşmazlıklara ve çatışmalara takılıp kalmış durumda. Bununla birlikte, günümüzün çözüm bulma çabalarını geçmiştekilerden ayıran temel bir fark var: Eski ihtilafların Avrupa Birliği'nin güvenlik çıkarlarını nasıl derinden etkilediği konusunda ileri düzeyde bir bilinçlilik söz konusu. Bunlar artık salt Türkiye ile bazı üye devletler arasındaki ikili meseleler olarak görülemezler.

Türkiye önemli bir bölgesel güç ve ülkenin tarihi kaderi pekâlâ, Avrupa Birliği bayrağı altında inşa ettiğimiz bu eşsiz barış projesinde Avrupa'nın geri kalanına katılmak olabilir. Stratejik kutuplaşmanın dünya çapında yeniden su yüzüne çıktığı bir dönemde, Türkiye'yi de içeren bir Avrupa demokrasi ayağının güçlendirilmesi, dengeleyici temel bir faktör olabilir. Bu, şu anda bir olasılıktan ibaret olsa da, AB Konseyi bu yönde muhtemel bir köprü önerisinde bulundu.

Şimdi bu köprüyü inşa etmeliyiz; bunu da tüm tarafların net siyasi seçimleri ve kararlılığıyla yapabileceğimize inanıyorum. Bizim tarafımızda, AB gerekli çabalarda bulunmaya hazır. Eğer Türkiye de aynı derecede istekliyse ve somut adımlar olumlu söylemini takip ederse, gerginliğin azaltılmasından karşılıklı yarar sağlayan bir gündemin oluşturulması yönünde ilerlemeye devam edebiliriz.