fbpx Başkan von der Leyen'in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından Başkan Michel ile ortak basın toplantısında yaptığı açıklama | AB Türkiye
Başkan von der Leyen: Türkiye, Avrupa Birliği ile yapıcı bir şekilde yeniden angaje olma niyetini göstermektedir

Başkan von der Leyen'in Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından Başkan Michel ile ortak basın toplantısında yaptığı açıklama

12.04.2021 Pt - 14:59

Gerçekten de Türkiye, Avrupa Birliği ile yapıcı bir şekilde yeniden angaje olma niyetini göstermektedir. İlişkilerimize yeni bir ivme kazandırmak üzere Türkiye’ye gelmiş bulunuyoruz. Bu itibarla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilginç bir ilk toplantı gerçekleştirdik. Bu görüşmede, artan bir işbirliğinin hem Avrupa Birliği hem de Türkiye açısından faydalı olacağı dört hususu derinlemesine ele aldık.

Bunlardan ilki, ekonomik bağlarımızın güçlendirilmesi konusu… Avrupa Birliği Türkiye’nin bir numaralı ithalat ve ihracat ortağıdır. Avrupalı şirketler, çok önemli bir yatırım kaynağıdır. Türkiye de Gümrük Birliği içinde, yaşamsal önem taşıyan birçok değer zincirinde, önemli bir ortaktır.

Ticareti daha da canlandırmak için elbette, Gümrük Birliği’nin uygulanmasında karşımızda duran zorlukları ele alacağız ve Gümrük Birliği’nin çerçevesinin modernizasyonu üzerinde çalışacağız. Bu Gümrük Birliği, başka hiçbir ülkeyle sahip olmadığımız, benzeri olmayan bir çerçevedir. Bu nedenle yalnızca Gümrük Birliği’ni modernize edecek yenilikçi yolları değil; aynı zamanda, yeşil ve dijital dönüşüme odaklanarak, kamu ve özel sektör işbirliğini arttıracak yolları da araştırıyoruz. 

Arttırılmış işbirliği anlamında ikinci alanı, üst düzey diyaloglar oluşturmaktadır. Üst düzey diyalog denildiğinde ilk sıradaki konu, iklim değişikliğiyle mücadele olmalıdır. Bu konu hepimizin ortak meselesi olup artan iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği tehlikeleri, artık hepimiz hissediyor ve ülkelerimizde bunun neticelerini takip ediyoruz. Bu itibarla üst düzey diyaloglarımızda en öncelikli konulardan biri, iklim değişikliğiyle mücadele olmalıdır.  İkinci, konu elbette ki kamu sağlığıdır… COVID-19’la ilgili durumu da görüşüyoruz. Bu bağlamda aşılamada kaydedilen ilerlemeler; varyantlar ve tabii ki Dijital Yeşil Sertifika gibi konuları ele alıyoruz.

Ele aldığımız üçüncü konu, halklar arası irtibat ve hareketlilik alanında işbirliğimizin güçlendirilmesiyle ilgili olarak, Avrupa Komisyonu’nun yapacağı çalışmalar konusu… Türkiye’nin Erasmus+ ve Horizon Europe gibi Avrupa Birliği programlarında yer alışının faydalı olduğu önceki yıllarda görülmüştür. Bu alandaki işbirliğimiz, önümüzdeki yıllarda genişletmekten yana olduğumuz bir işbirliğidir. İnanıyorum ki bu her iki taraf için de yararlı olacaktır.

İşbirliğinin dördüncü alanı ise mülteciler ve göçle ilgilidir. 2016 AB-Türkiye Bildirisi, halen geçerliliğini korumakta olup birçok olumlu sonuç elde edilmesine vesile olmuştur. Bu, esasen Suriyeli mülteciler ve onlara Türkiye’de ev sahipliği yapan toplumlarla ilgili olmakla birlikte insan ticareti ve kaçakçılığıyla mücadele için de geçerlidir. Bu nedenle Türkiye’den taahhütlerinin arkasında durmasını ve bu taahhütleri yerine getirmesini bekliyoruz. Buna, ülkeden düzensiz ayrılışların önlenmesi ve gecikmeye mahal vermeksizin Yunan adalarından Türkiye’ye geri dönüş operasyonlarının yeniden başlatılması da dâhildir. Bu, bizim açımızdan çok önemli bir taahhüt olup göç işbirliğimizin gerçekten çalıştığına dair büyük bir iyi niyet göstergesi de teşkil edecektir.

AB tarafı olarak bizler, mültecileri ve ev sahibi toplumları desteklemeye devam edeceğiz. Bu kapsamda bu sınamayla baş edebilmesi için, 4 milyon mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’ye destek oluyoruz. Temel insani ihtiyaçlar, eğitim ve sağlık, öncelikli konular olmaya devam ediyor. Ancak AB fonları ilerleyen dönemde artan şekilde, kendi geçimlerini sağlayabilmeleri için mültecilere daha iyi fırsatların yaratılması hususuna destek vermelidir. 

Bu alanda AB fonlarının devamlılığını sağlamak konusunda elimden geleni yapmaktan yanayım. Desteğimiz, Avrupa’nın Türkiye ile olan dayanışmasının bir işareti ve ortak istikrarımıza bir yatırımdır. Bu yalnızca Türkiye için değil; örneğin Lübnan ve Ürdün gibi diğer önemli ev sahibi ülkeler için de geçerlidir. Ürdün Kralı ile bu hususları ele almak üzere, bugün akşamüzeri Amman’a gidiyor olacağım. Komisyon kısa bir süre içinde bu ilkeleri yansıtan bir teklifte bulunacaktır.

Son olarak, bir o kadar önemli husus da şu: amacımız, dürüst bir ortaklık… Yani, AB ve Türkiye olarak bizleri birbirine yakınlaştıran noktaları güçlendirmemizi; aynı zamanda, ayrı düştüğümüz hususları da dürüst bir biçimde ele almamızı sağlayan bir ortaklık… Bugün Charles Michel ve ben, temel haklara saygı ve hukukun üstünlüğünün Avrupa Birliği için yaşamsal bir nitelik taşıdığını net bir şekilde vurguladık. Bu, ilişkilerimizin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Avrupa Konseyi’nin kurucu bir üyesi olarak Türkiye’nin, kendi taahhütleri doğrultusunda, uluslararası insan hakları kural ve standartlarına saygı göstermesi gerekmektedir.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi dolayısıyla derin bir endişe duyuyorum. Bu [sözleşme], kadınların ve çocukların şiddetten korunmasına yönelik [bir sözleşmedir]. Şu anda bu adım, açık bir şekilde yanlış bir sinyal vermektedir. Avrupa Birliği, meydana gelecek olumsuz gelişmeleri işaret etmekten asla çekinmeyecektir. Bu [tutumumuz] Yunanistan ve Kıbrıs gibi AB üyesi ülkelere karşı atılacak tek taraflı adımlar açısından da aynı şekilde geçerlidir. 

Toparlamak gerekirse, gelecekte ilişkilerin çok daha iyi olacağı bir yönde ilerlemek arzusundayız. Ancak şu anda, bu yolun daha başındayız. Önümüzdeki haftalar ve aylar, birlikte bu doğrultuda ne kadar ilerleyebileceğimizi gösterecektir.

Teşekkürler.