Speech by High Representative/Vice-President Federica Mogherini at the European Parliament Plenary Session on the human rights situation in Turkey and the situation in Afrin, Syria

Yüksek Temsilci/Başkan Yardımcısı Federica Mogherini’nin, Avrupa Parlamentosu'nun Özel Oturumunda Türkiye’de insan haklarının durumu ve Suriye’nin Afrin bölgesinde yaşananlar hakkındaki konuşması

08.02.2018 Per - 10:06

Brüksel, 7 Şubat 2018

 

Strasburg, 6 Şubat 2018

Sözlerime başlarken belirtmek isterim ki, bu tartışma, Türkiye için bu yarıda yapacağımız ne ilk ne de son tartışma olacaktır.

Bu tartışmayı yapıyoruz, çünkü önemsiyoruz. Bizler Türkiye’yi önemsiyoruz, Türk halkını önemsiyoruz, Türkiye’nin demokrasisini, güvenliğini ve istikrarını önemsiyoruz. Türkiye’nin bulunduğu bölgedeki güvenliği ve istikrarını, aynı zamanda bizim de bölgemiz olduğu için önemsiyoruz. 

Türkiye’den bazen sadece bir aday ülke olarak söz ediyoruz. Burada aslında çok açık olan bir konuyu yeniden vurgulamak istiyorum. Türkiye, benim gözümde, bizimle aynı coğrafi alanı paylaşan en önemli bölgesel oyuncudur.

Evet, anlaşamadığımız konular var ve bizler bunları son derece açık ve net olarak ifade ediyoruz. Türkiye’yle içten ve dürüst olarak tanımlanabilecek bir diyaloğumuz var ve şunu büyük bir açıklıkla ifade etmek istiyorum: Türkiye ile olan diyaloğumuz bugün her zamankinden daha önemlidir.

Ülkedeki insan hakları durumunun olumsuz gidişatı değişmiş değildir. Birtakım insan hakları vakalarında küçük adımlar atılmış olsa dahi, ihlallerin devam etmesi, önde gelen sivil toplum temsilcilerini, sosyal medya kullanıcılarını, sağlık personelini mağdur etmiştir ve bu liste uzayıp gitmektedir. 

Ve bu, son yıllarda gördüğümüz, henüz çözümlenmemiş olan önceki ihlallerin üzerine adeta tuz biber ekmiştir.

Geçen cuma günü, Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla çelişmesine rağmen Türk resmi makamları tarafından alınan, bugüne kadar benzeri görülmemiş bir resmi karar hakkında Komisyon Üyesi Hahn’la birlikte bir açıklama yaptık. Türk Anayasası'na aykırı olan bu karar, Türk adalet sisteminin bağımsızlığı üzerine ciddi gölge düşürmektedir.

Olağanüstü halin devem etmekte olması da ciddi bir endişe kaynağıdır. Bu kararın, Türk tarihindeki en zor zamanlardan birinde alındığını biliyoruz ve o saatleri gayet iyi hatırlıyoruz. O zaman da, bu darbe girişiminin hemen akabinde Türk halkının ve liderlerinin yanında olduğumuzu ve duyduğumuz endişeleri dile getirmiştik.

Ancak, bir buçuk yıl sonra dahi olağanüstü halin devam etmekte olması, o tarihte öngörülenlerin çok daha ötesinde önlemlerin alınmasına neden olmuştur ve bu durumun büyük bir açıklıkla dile getirilmesi kaçınılmazdır.

Bu süreçte Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesi yönünde de çalışmalar yapılmıştır ve bu sevindirici bir gelişmedir. Ancak şu konuda çok açık ve net konuşmak istiyorum: İnsan hakları ve temel özgürlükler tüm Türk vatandaşlarına aynı şekilde uygulanmalıdır. Türkiye’yle ortaklığımızda, daha önce de belirttiğim gibi, her zaman açık ve dürüst olduk. Türkiye’nin, inanılmaz derecede zorlu bir sınavdan geçtiğini ve halen de geçmekte olduğunu biliyoruz: topraklarındaki terörist saldırıları, darbe girişimi, zor bir mülteci krizi ve hemen komşusundaki savaş...

Türkiye’nin endişelerini, örneğin sınırlarındaki durum hakkındaki endişelerini anlıyoruz. Türkiye, Suriye sınırına yakın yerlerde yaşayan vatandaşlarının asayişini ve güvenliğini sağlama konusunda her türlü hakka sahiptir ve hatta bu bir görevdir.

Ancak Suriye’nin kuzeyinde açılan yeni cephe konusunda ciddi endişeler duyuyoruz. Her şeyden önce insani nedenlerle endişeliyiz. Yeni çarpışmalar daha şimdiden sivil zayiatlara ve binlerce insanın yerinden yurdun olmasına neden olmuştur. İhtiyacı olan herkese insani yardım sağlanması teminat altına alınmalıdır.

Birleşmiş Milletler, Suriye genelinde insani durum konusunda herhangi bir iyileşme görülmediği yönünde uyarılarda bulunmaktadır ve Suriye halkı halihazırda ülkede mevcut olanlara ek olarak yeni bir cepheyi ve yeni bir krizi daha kaldırabilecek durumda değildir.

İnsani trajedinin yanı sıra, Afrin harekatı, Suriye’nin geleceği konusundaki ülke içi dengelerde, bölge genelinde ve siyasi müzakereler yapabilme potansiyeli üzerinde siyasi sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.

Zira, yeni bir şiddet dalgasının tırmanması, anlaşmazlık konusuna siyasi bir çözüm bulma şansını daha da ileriye atacaktır. Bizler, hep birlikte, tüm enerjimizi, BM önderliğinde Cenevre’de gerçekleştirilen müzakerelerin desteklenmesi konusuna yoğunlaştırmalıyız. Herhangi bir endişe orada dile getirilmeli ve ele alınmalıdır.

Suriye’deki savaş henüz bitmemiştir. Her ne kadar artık manşetlerde yer almasa da insanlar halen ölmektedir. Ve bu durum hem Afrin, hem de İdlib ve ülkenin başka yerleri için geçerlidir. Yeni cepheler açmak bir çözüm değildir ve korkarım bu, Türkiye’yi daha güvenli hale getirmeyecektir. Gerçek güvenlik ancak, anlaşmazlığa müzakereler yoluyla politik çözüm bulunmasıyla sağlanabilir. İnanıyoruz ki, tüm askeri faaliyetler, BM tarafından terörist olarak ilan edilmiş örgütler üzerine odaklanmalıdır, başkalarına değil. Ve bu faaliyetler, barışın sağlanmasını zorlaştırmamalıdır.

Avrupa Birliği’nin, Suriye’nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğü konusundaki taahhüdünün devam ettiğini bir kez daha belirtmek isterim. Ülkede ileride ortaya çıkabilecek yapının ve düzenin sonuçlarıyla baş etmek zorunda kalmamak için, bugün attığımız adımlara son derece dikkat etmek durumundayız.

Astana Sürecinin garantörlerinden olan Türkiye, bu konuda temel bir rol üstlendiğinden ve üzerine özel bir sorumluluk düştüğünden, Suriye’deki barış da, Türkiye’nin ve herkesin katkısına ihtiyaç duymaktadır. Astana Sürecinde de mutabık kalındığı üzere, çatışma bölgelerinin genişletilmesine ve çatışmaların tırmandırılmasına izin verilmemeli ve burada alınan kararlar Kuzey Suriye dâhil her yerde uygulanmalıdır.

Suriye’nin ve bölgenin geleceği için önümüzdeki bahar aylarında Brüksel’de gerçekleştireceğimiz ikinci konferansın, BM önderliğinde sürdürülen sürecin etkili ve gerçekten kararlı bir şekilde desteklenmesini sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler’le ve tüm uluslararası toplumla birlikte çalışıyoruz. Bu çalışmalar özellikle, her Suriye vatandaşının, Suriye'de evini ve ülkesini bulması, ülkenin ve toplumun çok farklı topluluklardan oluşan kompozisyonunun ve çeşitliliğinin tanınmasını sağlayan ve beklentileri karşılayan katılımcı bir sistemle yönetildiğini görmesi ve geleceğe yönelik umutları açısından çok önemlidir. Bu anlaşmazlığın sürdürülebilir bir biçimde sonlanması ancak bu şekilde mümkün olacaktır.

Sözlerimi bitirmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sizlerin de muhtemelen bildiği gibi Papa Francis’le görüşmek için dün Roma’ya geldiğine değinmek istiyorum. Bu toplantıda, Papalık Makamından yapılan açıklamadan alıntı yapmak istiyorum, "Papa Hazretleri diyalog ve müzakere yoluyla, insan haklarına ve uluslararası hukuka saygılı bir şekilde, barış ve uzlaşmanın teşvik edilmesinin gerekliliğini vurgulamıştır”. Papa Francis tarafından ifade edilen bu sözleri hepimizin paylaştığına ve içselleştirdiğine inanıyorum.

Bizim üzerimize düşen görev, her hafta ve hatta her gün yaptığımız gibi Türkiye’yle olan diyaloğumuzu devam ettirmek olacaktır. 

Aramızdaki fikir ayrılıklarını aşmak, aşamadığımız noktalarda bu fikir ayrılıklarını yönetmek ve bu yolla da ortak bir çözüm bulmaya çalışmak için tüm iletişim kanallarımızı açık tutacağız. Bizler bunu kendimiz için, Türk halkı için ve Suriye’den başlayarak ortak bölgemiz olan her yerde barış, güvenlik ve demokrasi için yapıyoruz.

Video bağlantısı:
https://ec.europa.eu/avservices/video/player.cfm?ref=I150323

 

Maja KOCIJANCIC

Spokesperson for Foreign Affairs and Security Policy/European Neighbourhood Policy and Enlargement Negotiations

+32 (0)2 29 86570 +32 (0)498 984 425

Alceo SMERILLI

Press Officer for Neighbourhood Policy and Enlargement Negotiations

+32 (0)2 29 64887 +32 (0)460 769 536